Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

12 Şubat 2016 Cuma

Canım uzay, canım at, canım top!



Ağustosta Rapsodi'nin ünlü yönetmeni Akira Kurosawa, yıllar önce verdiği bir röportajda 'Filmlerim hakkında açıklama yapmayı sevmem, bu bana yılan resmine ayaklar çizmek gibi gelir' demiş ben de not etmişim... 
İstanbul gecenin yorganını üzerine çekti, izledim. 
Uzak evlerin ışıklarına bakıp penceremdeki yansımamı seçtim. 
Boynumla omzum arasına bir semt yerleşti ileri geri oynatıp eğlendim. 

Gündüzü yazlarda severim; Asfaltı kavuran sıcaklarda, mavi gök altında her şeyin parlama yarışına girdiği zamanlarda. Ayaklar çizmek diyordum. Çizmişim. Gündüz/Gece demeden. 

Gökyüzünü görmek istiyorum, biraz sol tarafa çekilirseniz... 
Baksanıza sanki boş gibi değil mi? 
Ama ya bir tek yıldıza daha yer yoksa?
Bir ayaklık, bir meteorluk, bir atomluk yer katiyen yoksa? 
Denemek yok 'Bu da burada duruversin canım' diye insan yapımı bir yıldız sıkıştırmaya kalkarsak cosmos tükürüp geri yollar! 
Bazen uyduları düşünürüm, cüce yıldızlar bir silkelense jilet gibi döne döne savrulurlar mı?  
Çöllere, okyanusa değil şehirlerin kalbine! Ben neden ayaklar çizmişim yılan resmime? 

Olanı olduğu gibi kabullenme okulundan terk, 
yerküreye inerken atı stratosfere takılan amazon gibi burnumun dikine dikine; 
Ayaklar çizmişim. 
Kendime bir açıklama borçluymuşum gibi her şeyin derinliğine inmişim... 

Bilemiyorum; Beni şimdiki ben olan kadına çıkaran yolu böyle böyle geçmişimdir belki, kim bilir... 
Bu gece, kimi zaman duvara tos tos gitsem de, hatalarımı tek tek seçsem de, her şeyi biliyorum sanıp yanılmalar ipini göğüslesem ve mükemmeliyetçilik ile delilik arasında gidip gelsem de, "İyi ki ben benim" dediğim bir yılın köşesinden baktım kendime; 

Yağmurlu bir Perşembeymiş doğumum, bu yıl da aynı güne denk geliyor... 
Bunca zaman gereksiz ayaklar çizmiş, ama yaşama bir yerinden kendimi boca etmişim, 
iyi şarkılar dinlemiş,
iyi adamlarla geceyi izlemiş, 
ıssız yollar geçmiş, 
rüzgarı hissetmiş en çok bulutları sevmişim. 
Hani atım orada takılı kalmış ya ondandır dedim içimden, duydunuz buna eminim...


Her saniye 3cm3 hava stratosferden uzaya kaçar, 
uykumuz kaçar, 
atımız kaçar, 
keyfimiz kaçar, 
topumuz kaçar, 
büyürüz. 

#canımat #canımuyku #canımtop #canımben #canımdünya #elcingoren #mutlugeceler

Apollon lirini de getirmişti...



Arthur Schopenhauer Toplu Eserler serisinin 'Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine' kitabında, Apollon'un Daphne'nin aşkıyla ormanda lir çalıp sevmekten delirdiği günlerin anısı olan 'Defne tacı'ndan bahsediyor. 
Ama size önce efsaneyi hatırlatmak isterim. 
Hikaye Apollon'un Eros ve onun meşhur okuyla dalga geçmesiyle başlıyor. 
İntikam almak isteyen Eros, okunun bir ucuna aşk diğerine nefret sürüyor. 
Efsaneye göre Daphne malum ucun verdiği yetkiye dayanarak Apollon'dan ve onun aşkından nefret ediyor, korkuyor ve kaçtıkça kaçıyordu. 
Artık sabrı kalmayan Apollan bir gün lirini fırlatıp Daphne'ye koşmuştu... 
Daphne bu aşkı asla istemiyordu bu nedenle de sarılış sırasında kalp atışlarının halâ hissedildiği bir anda Defne ağacına dönüştü... 
Apollon yapraklarından bir tac yapıp hep Daphnesiyle dolaştı, neticede Daphne onun aşkıydı. Canını yakan Eros'un okuydu, Eros'un inadı, Eros'un kini... 

Kusuru sevdiğinden ayırdı Apollon, Erosla dalga geçen kendisiydi, suçunu kabullendi... 
Artık 'defne tacı' kahramanların tacıydı. 
İçinde bir yerde adil, samimi, sevgi dolu bir yön yakalayanların tacı ve kusuru kendinde arayanların... 

Schopenhauer kitabında bu tacdan şöyle bahsedecekti; 
''Her nerede bir defne tacı görürseniz bilin ki 'Bahtiyarlıktan' çok kederin işaretidir bu.'' 
Benim Pazar günüm bu tacın yanında geçti, Apollon lirini de getirmişti 📇🎈 


#elcingoren #myhome #mywriting #elcingorenfelsefesinegiriş #kitap #today #rightnow #mutlupazarlar

İçinden şu kadar say...



Hayatın bütününü sanata çevirmeye uğraşan bir sanatçının, hem evrensel despot, hem evrensel bir dâhi, yani bir kişide toplanmış Newton, Göte, İskender olması gerekir. 
Size, "Hayat sanatı, bir tarih, bir olay değil, bir emel, bir öngörüştür diyen Irwin Edman imzalı kitapla, Nesne, Göz ve Plastik Sanatlar - Ses, Kulak ve Müzisyen" gibi başlıklar altında toplanmış yazıların içinde yuvarlanmaktan geliyorum. 
Niçin böyle anları diğer zamanlardan daha istekli ağırladığımı biliyorum... 
Beni bir sarmal gibi içine alan geceyi ve ışıklarını yanımda başkaları varken izlediğimde gülümseyişim bu bilmekten gelir hep, söylemem... 
Sabah olduğunda dalgalar götürmesin diye bağladığım bir sandal gibi kalsın bu masa. 
Bana şimdiyi hatırlatsın. 
Gece -İçinden şu kadar say geri geleceğim! desin. Gelsin.

#irwinedman #batıklasikleri #sanatveinsan #elcingoren #kitap #tonight #rightnow #lounge #istanbul #music #yazı #myhome #mutlugeceler



Erenköy...



Birinin çıkıp -Hadi gel seni çocukluğuna götüreyim! demesini isterdim. 
O birinin -Boyunun uzadığı sokaklara gideceğiz, tarif et demesini... 
Yolun ortasında ders zili çalınca karnıma giren ağrıya dokunur gibi -Geldik mi diye sormasını isterdim. 
Okulun önünde çift sıra olduğumuzda uzanıp yediğim çitlembikleri görmesini bu o ağaç mı diye bakmasını, başımla onayladığımda gülümsemesini... 
Babamın kara kaplı defterini konuştuğumuz sırada (kara ama çok neşeli defterdi) zil çalınca belimizden uzun olmayan çocukları kendi etrafında dönüp incelerken 
-Ah güzelim bak sen de bu kadardın demeye getiren baş eğişini yakalamak isterdim. 
Belki de insan böyle sevilmek istiyordur. Göster bakalım yola nereden çıktın?
İlk kalp ağrın neydi, neyin eksikti? 
Tut elimi tut ki tamamlayalım şimdi! 
Bu çitlembik mi bu taş mı bu yol mu bu cadde mi bu ev mi senin başlangıcın? Çantanı bana ver, ayakkabılarını çıkar koşalım! 
Gözünü nerede açtıysan oraya gidelim. Gözünü bende açacakmışsın gibi yol boyu şarkılar söyleyelim... Doğduğun hastanenin penceresine bakalım. Akşamı bekleyelim ve o cama beraber yansıyalım |Ben birine gitmiştim ama o çocukluğu sevmemiş dönmüştüm geri, böyle de olabiliyor yani, olsun| 

Kendi adıma bu yolculuğu istedim ama beklemedim, çocukluğumun yolundan her fırsatta geçtim. 
O benim yolumdu. Benim ağaçlarımdı onlar. Ne var ne yok benimdi! Geçen hafta geçmişimin sokağında yürürken bu atkestanesi önüme düştü. 
Eve getirdim. Sokaklar değişiyor, bazı apartmanların önünden gözlerimi kapatıp geçtim. 
İçime sinmez başka türlü sevilmek, eve dönerken mirkelâmın peşine takılıp, bas bas şarkımı söyledim, yine geçecek yine söyleyeceğim. 
Bu serüveni böyle bir öykünün eline vereceğim. 
Sinmez çünkü. 

#mirkelâm #erenköy #elcingoren #27ocak2016 #tonight #love #istanbul #yazı #çocukluğunuzasevgiler #öperim

11 Şubat 2016 Perşembe

Korkarım!


Merhemi varken sürmeyenden korkarım.
Merhemi kendi var etti diye gerinenden, şifayı kendinden bilenden korkarım.
Feneri varken yakmayandan, lafı dolandırıp oyalayandan, miras malı üstünden nemalanıp yetime/öksüze hakkını koklatmayandan korkarım. 
Şeytana pabucunu ters giydirenden, altta kalanın canı çıksın diyenden, merdiveni varken dayamayandan, suyu varken serpmeyen, her varı sırtının berisinde saklayandan korkarım.

Umudumu onların arasında sen eksik etme.
Umudum bindiğim attır, geçeceğim ömür çölünün inancıdır, çekirgelerin bastığı düzlükte tatlı su akarıdır.
Beni umudumun atından silkeleme Yâ Rab!

Hak yiyenden, ben zenginim 'benim kanım seninkinden şirin' diyenden korkarım! 

Yoksa tahta parçası yokun, kömürlüğü ağzına kadar dolu olandan, iki parmak çırasını dahi saklayandan korkarım.
Fırsatı varken ısıtmadığı her dakikadan, vekil kılınmışken gülümsetmediği her candan sorumludur, düşünüşü sıçrar diye korkarım.
Bir lokma ekmek için koşturanın ensesinde bitip gülenden, senin halin beter lakin benim rahatım beyde yok diyenden korkarım.

Tesellisi varken ses etmeyenden, kara günde kapıdan geçmeyip varlıkta eşik eskitenden korkarım.

Kara gün herkes içindir, bilmeyenden korkarım!
Bütün varı senin verdiğin sağlığı bir lahzada almana kurbandır, koşullar ne olursa olsun otuz iki dişimden biri bile ağrımıyor hamd olsun, demeyenden korkarım!

Duyarlılığını çürütenden, suçunu bilmeyenden, hep bana lüp bana diyerek gezinenden korkarım!

Akraba değil el olsa daha hayırlı olandan, akreplikte sınır tanımayandan korkarım. 
Gördüğümü söyleyince kabaran inattan, saf tutmayan rengi olmayandan, acı senin acın bana değmez diyen akıldan sen koru Yâ Rab!

Başkasının eşine el uzatandan, bunu arsız bir hevese dayandırandan korkarım. 

Kendini iyi belletip kötülüğün her hanesini doldurandan, yolu bataklığa çıkarken peşimden gel diye tutturandan korkarım.

Yarı yoldan dönenden, 
buraya kadar zor bile geldim diyenden, 
hem gönlü hem ümidi incitenden korkarım.

Ey, evrenlerin evrenler içinde düzenini her halimize rağmen bir an bile saptırmayan;  

Razıyım razı olmasına da;
Sen umudumu eksik etme.
Umudum, bindiğim attır, 
geçeceğim ömür çölünün inancıdır, 
çekirgelerin bastığı düzlükte tatlı su akarıdır.
Beni umudumun atından silkeleme Yâ Rab!

11Şubat2016 03:20/ elçin gören/istanbul