Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

24 Nisan 2014 Perşembe

Gördüğüm lüzum üzerine...

Size bu satırları 1830 yılında CHOPİN'in yarattığı müziğin kollarından yazıyorum. http://www.youtube.com/watch?v=HcfmbRo8CP0
Beni bir Bernardo bir o anlıyorken.
Anlaşılma çabamızın ruhumuzda yer ettiği tartışmaya hiç açık değilken...

Yazabilir miyim bilmiyorum.
Aklım bomboş.
Bir yolunu bulup içine birlikte girsek çılgınlar gibi koşsak gözlerimizi hiç açmadan oradan oraya zıplasak çarpacağımız hiçbir köşe yok aklımda.
Yer bile yok. Düşemeyiz.
Güvenli mi bilmiyorum.
Çarpmak olmasa düşmenin de tadı kalmayacaktır. Buna belki birlikte alışırız sevgili okur.
Hiçbir şarkı yeterince anlatmıyor kalbimden geçenleri.
Bu yüzden az önce kendi şarkımı yazmam gerekti. Yazdım.
Son zamanlarda ilgimi bir şeyler çeker mi diye günde sayısız kez çeviriyorum başımı dünyaya.
Yazabilir miyim sahiden, bilmiyorum.


Oldu.
Gerçek oldu...
İnsan alıp verdiği gazlar neticesinde karbon bir ünite olduğu kadar aynı anda sınırsız bir hayal makinesi.
Belki burada hayal kelimesinin içini boşaltanlara sitem edip yerine başka bir kelime bulmalıyım...

Yaşam boyu talepkâr biri oldum.
Bana kendiliğinden sunulan şeylerin niceliğiyle uğraşmasam da herhangi bir uyarana maruz kalmaksızın kendi kendime bir köşeye çekilip 'istiyorum' dediğim durumlar hususunda mütevazı olamadım. 
Bu defa da değildim.
Narsizmin eteklerinde salınan bu arzulu isteyişimin temelinde belki yaşamımın ilk yıllarında yaşanan olaylar etken olmuştu, bilemiyorum.
Ama ben bir şeyi istiyorsam ya Tanrı'nın şefkatli kucağından koynuma dökülmüştü ya da inadım 'dalmaçya kıyı tipi' şartlarının oluşmasında gereken tüm koşulları yerine getirip kayaları aşındırmıştı!
Öyle ya da böyle, talepkâr biri olmam her defasında bana istediğim 'o şeyi' vermişti...
Buna hiç beklenmeyen zamanda  Avrupa'da bir kadeh Merlot diyelim, paralel evrene bir iki diyen dolmuşu durdurup bindim diyelim...
Ne istersek onu diyelim.

Buralarda bir yerde 'ta ki' aradığınızı biliyorum, ama yok.
Kaybedilenlerin ardına panikle/çıplak ayak düşen biri değilim.
Eğer bir kayıp varsa, tam vaktidir hokus pokusunun!
Lucifer'in söylediği gibi, dönerse ıslık çalar. 
Yok dönmezse süpürgemi yasladığım kapıdan alırım.
Sonra Kızıldeniz senin sevgili okur, Çin Denizi benim, turlarız da turlarız.
Missss!
Yıldızlar çekilirken gökten, sırf başka şarkılar yetmiyor diye yazmak zorunda kaldığımız kendi şarkılarımızı hatırlarız.

Ta ki yok ama başka şeyler gelip oturuyor göğsüme. Elbette kovmayı denedim. Gitmiyorlar.

Yaşamdaki  'bazı güzel şeyler' her zaman herkes için 'mutluluk ve haz' gibi duygudurumlara karşılık gelmiyor. Bir ödül, bir adam, bir kadın, milyonlarca dolarlık bir hisse senedi...
Şimdi size Mutluluk/Haz merkezlerim kısa süreli şükran duygusunun ardından piksellerine ayrılmaya başladı dediğimde bana çeşitli yakıştırmalar yapabilirsiniz. Yapınız.
Ben ise zihninizde tek bir an belirip kaybolabilecek kadar uçucu bir şeye dikkat çekmek istiyorum.
En son ne zaman aklınızın orta yerinde sizden bağımsız olduğuna bahse girebileceğiniz sizler, dev pankartlar açtı?
Ama öyle uzun uzadıya değil, tek bir an. Küçücük bir an.
Bakın hadise çıkartmak istemiyorum.
Tane tane anlatacağım var mı vaktiniz?
Diyorum ki çarpan bir meteordan sonra kendinden 91 cm uzakta yaşayan adam gibi  'buradan izleyebilirsiniz  http://www.youtube.com/watch?v=qhhsds-MZVI  ' her şeyin açısını kaybettim bir süre önce.
Evet, 'Talepkâr' oluşumun mükafatını türlü değerli taşın kuşattığı bir İmparatorluğun başkentinde törenle kucakladım.
Ama sonra kucağımdan düştü. Belki ben fırlattım. O kadar da kurcalamayın!
Halbuki bir süre sevdiği bütün oyuncaklarını göğsüne sıkıştıran çocuklar gibi onu tuttum.
Sonra zihnimde o sözünü ettiğim pankartlar açıldı.
''İsteğin oldu ama biraz daha fazlasına uzanırsan bütünüyle yitirirsin!
Bugün bitirdin bitirdin, yarın yok. Yarın diye bir şey yok''
E haliyle -Sen ne biçim lamba cinisin? Koşullu verirsen sıkılır fırlatırım ki ben! dedim.

Koşulların mutlak sonlara götüren trenleri vardır sevgili okur.
Kara kara trenleri...
Ben o trenlerden birine bindim. Olmadı indim.
Uyudum uyandım.
Tıngır mıngır gidiyordu tren.
İndim sandım...
Ruhumun terasından gemileri izlemek isterken oldu bunlar.
Pat diye oldular! Çat diye oldular! Güm diye oldular!
Zaten lamba cininden bir şey istenmez! Bozuktur o.
Bozuk olmasa 'Tanrı'da kalırdı. 'Lamba'da işi ne? Dedirttiler.

Günler geçti...
Bildiğim şarkılar orada yetmemeye başladı.
Günler orada kayboldu.
Öyle oldu böyle oldu derken, ben ve içimdeki benler doldu taştı, doldu taştı...
Gezegene güzelce yayıldık üzerinize afiyet!

Hatırladığım en son anıya doğru uzanıp 'tek olan kendimi' hatırlamaya çalıştım.
Bu yöntemi ne zaman nerede öğrendiğimi bilmiyordum.
Bir anlamın orta yerine geçtim bayrağımı açıp çitler çektim.
Sonra alanımı biraz daha genişleteyim çitleri azcık daha öte tarafa alayım derken her şey daha da karıştı.
Çit kaldı bahçe yok! Bahçeyi buldum çitleri çalmışlar.
Neye elimi attıysam ısırmışlar!
BERNARDO/ Benjamin dur zaten ortalık karışık! dememe fırsat vermedi hayat.

Ama sonra bir şey oldu.
'Ve bilirsiniz işte. Hep bir şeyler olur'
Gazetenin bir köşesine sıkışıp kalan bir haberde olağanüstü bir bakış açısı yakaladım.
Okuyunca beş yaşındaki bir çocuğun aklıyla hayata bakma becerisini kazanmayı diledim.
Amerikalı Kristoffer, teknoloji devi Microsoft'un güvenlik açığını bularak tarihe geçen en küçük yaştaki kaşif olmuş.
Xbox Live'a girip oyun oynamak isteyen bu küçük adamın bir sorunu varmış, parola!
Ancak parolayı bilmediği halde oyuna giriş yapmayı başarmış.
Kristoffer bunun için sadece 'space' yani boşluk tuşuna defalarca basıp şifre hanesi dolduktan sonra enter tuşuna tıklayıp güvenlik şeridini kırmış.
Boşluk! Düşünsenize. Bir çocuk 'istediğiniz şey bende yok ama bunu karşılamanın bir yolunu bulacağım' demenin formülünü bulmuş!

Ben bu aklı kendi yaşam yolumda kullanacağım.
Belki size de bir ışık yakar.
Belki sizin de kucağınızdan düşenler vardır...

Bir yolunu mutlaka bulacağım.
Bir yol mutlaka vardır.
Vardır.
Var.

Ayrıca/ Bütün bunlarla birlikte;
'C'est la vie / Bu hayattır. Böylesi hayattır. Hayat böyledir'

elçin gören
17 / 18  /23 nisan
2014 / 23:55/  İstanbul