Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

21 Nisan 2013 Pazar

Dikkat! Kırılır.


Dünya ölçeğiyle çok uzun zaman oldu, ruhumdan bir gemi yol alıp bata çıka uzak limanlara varmayalı.
Gizli bir sözleşme yapmış gibi, etrafımdaki her şey köşelerine çekilip
-Aman bize bulaşmasın! Dedi sanki.

Siz yokken ben, yazmaya değer bulacağım bir şeyler aradım. Neredeyse her şeyin her duygunun sağına/soluna /altına baktım.

'Aramaktan değil bulmaktan vazgeçmekten' korktum.

Aklım ip atlamak istedi ona da ben razı olmadım.

Burun kıvırmıştı sokaklar, hiç ummazdım ama; Kalbini saklamıştı enginar.

Sonra birden içimde bir yerlerde köy ormanlarının ''ha tutuştum ha tutuşacağım telaşı'' yüzünden ortalığı ayağa kaldıran,
çoluğu çocuğu pijamalarıyla dağa tepeye çıkaran,
kovaları bahçeden toplatan, itfaiye değil ille de elbirliği isteyen,
ilgi sarhoşu, odak budalası bir hal belirdi.


Size neden şehrin yakınlarındaki bir ağaçlıktan değil de gözünüzün görmediği ama bir yerlerde olduğuna yemin edebileceğiniz, gitmemiş olsanız da sevdiğiniz bir köy ormanından bahseder ki biri?

Bu kadar derinden yaşamasa/içinden geçmese, şimdi yüzünüzde beliren dudağınızı yukarı sola çeken, gözlerinizi sık aralıklarla bir anlayış gülümsemesi ile dolduran bu hissi nasıl verebilir.

Edebiyat böyle olduğunda dokunur zira ruhun yumuşak başına/saçına/kirpiğinin ucuna.
Edebiyat olmaktan da çıktığı bir kapı vardır orada.

Bir anınız gibi gelip yerleşir hayatınıza.
Ben o kapının koluna asıldım bu gece.
Siz açtınız
diye anlatıyorum.
Ya açmasaydınız...


Hiçbir şey itici güç olmaz bazen.
Heyecan uyandırmaz.

Söyledim ya size Pazarcı'nın kaba kararlı avucunun ortasına yatırıp soyduğu, sapı açık kahve odundan yapılma bıçakla ayırdığı koyu yeşil yaprakları yokken bile, bazen bir enginar, kalbini açmadı mı açmaz...


Beni boş verin şimdi.
Siz, ya siz nasılsınız?
Her şey yolunda gidiyor gibi,
canınız hiç yanmıyor gibi,
on kaplan gücündeymişsiniz gibi yapıyor musunuz?

Ruhunuzun olur olmadık zamanlarda/yerlerde tutturduklarını yetiştirdiğiniz bir bahçeniz oldu mu ben yokken?


Güney'e bahar geldi, ayaklarınızı denize soktunuz mu?

Güzel bir rüyadan uyanıp tekrar uyudunuz mu.
Peki oldu mu, devamını gördünüz mü?

Zihninizin siz buralara gelmeden çok önce yaptığı kontratların bir kopyasını tutabileceğini düşündünüz mü?

Öpüştünüz mü?
Yoksa hayat 60'a 40cm karton kolinin altından dökülmek gibi mi yere?


İnsan, ruhu olmadığında karbon bir ünite.
Bir de enginar kalbini göstermeyince.


Üzüldünüz mü?/ Küçüldünüz mü?
Çocukluk giysilerinizle size bakan bir hatıranın kollarından şimdiye düştünüz mü?


Düşün...
Varın düşün.

İnceldiği yerden kopmayan, koptuğu yerden dağılmayan, dağıldığı hali de pek fena olmayan şeyler vardır.


Ruhunuz bilir onları.
Bizzat ruhunuza bu yazı.




elçin gören / istanbul/ 21 nisan 2013 pazar/ 02:45
Pek çok önemli not; Her şey olur her şey geçer hayat kalır / Bülent Ortaçgil
Bu da önemli not; Hayat başlar yeni/yeniden.