Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

8 Ocak 2013 Salı

Leonardo lir çaldı ben de yazdım!


Kar yağıyor.
Evimdeyim.
Elimde mürdüm erikli çayımla yazın dolup taşan parka bakıyor ve çocuklar göğe yükselince çığlık atan salıncak zincirlerinin kış halini izliyorum.
Bütün bir yılı süslü çamların yanında değerlendiremeyen milyonlar gibi ben de kendime ıssız bir yer buldum, geçtiğimiz yılın filmini bu parkın içinde oynatıyorum.

Bir salıncağın orasına burasına bakıp HD görüntüler alabilen bir tek ben olamam.
Siz de kendi yılınızın görsellerini dilediğinizce görüntüleyebilirsiniz elbette.
Herkesin masalı/filmi kendine.
İçinden cadı çıkmış/ Tilki koşup kuzuyu yaralamış/ Uç uç böceği kanadını kırmış ne gam!
Fragman'da geçeceklere bakın siz.

Bir yılı bir tarafa bırakıp tüm yaşamı düşünecek olursak o kısacık tanıtımda koca bir yılın sadece birkaç karesi olacak.
Kesip atılacak olanların yaşam dersleri bizimle kalacak kuşkusuz.
Lakin saçının tek teli/ sesinin bir tek tonu/ duygusunun bir anlık kısmı bile olmayacak, manzarasının ve tadının hatırlanmadığı kimseleri, yerleri ve yemekleri 365 günün ne çok anına alıp motor demişiz öyle.
Söylediğim gibi biz Fragman'a bakalım!

Benim için 2012 yılının kalbimi ele geçirdiği ve söz etmekten/sayısız kez gözlerimin önüne getirip yeniden oynatmaktan sıkılmadığım tek bir karesi var!
Leonardo'nun Aynalı Odası.
Ve şimdi size Fragman'da geçen o yeri iftiharla sunarım...

16'ncı yüzyıl İtalya'sının üç ustası; Michelangelo, Raphael ve Leonardo Da Vinci evimden on beş kilometre uzağa gelmişti. Aylardan Temmuz günlerden Cumartesiydi.
Öğleden sonramı Tophane-i Amire'ye gidip Rönesans'ın sırlarına ayırmayı planlamıştım.
Taksim'e gittim. Tramvay'la Galata Kulesine uğrayıp kule dibinde Hezarfen Çelebi'nin kanat gölgeleri yerinde mi önce ona bakacaktım.
Hava öyle güzeldi ki sanki yoktu...

Fransız Kültür'ü, Rüya Sineması'nı, gündüzleri örgü saçlı kız çocuğunu andıran Çiçek Pasajını ve şimdilerde ismi Yemek Kulübü olan meşhur Markiz Pastanesi'ni geçtim.
Kırmızıya boyalı sokak şarkıcıları mı dersiniz?
Elinde dilim ananasla dolanan ve gördüğü her şeye hayretle bakan turistler mi?
Suni serinleticilerle günün tadına bakanlar mı?
Yoksa gelinlik ve damatlığıyla önümden geçen çiftin ardından ahizesine uçan balon bağlanmış dev bir telefonla koşturan fotoğraf ekibinin en talihsiz görünen çalışanı mı?
Neler yoktu ki!

Neşe işte/ neşe toplanıp Kule Dibi'nde almıştı bu öğlen soluğu!
Hezarfen'in kanatlarının gölgesi yerinde duruyordu/ Öyleyse kendime ikramda bulunabilirdim.
Galata Kulesi'nin tarihi meydanında son derece lezzetli yemeklerin sunulduğu yerler var.
Birine oturup günü seyrettim...
Olup bitenleri...
Olmayıp sonunu bağlayamadıklarımı da.
Hayatım bir Temmuz öğleninde yine zihnime uzanmıştı.
Bir kaç saat sonra gireceğim Aynalı Oda'dan sonra bir kez daha şimdiki elçin olamayacağımdan habersiz işletmenin kedisi Garfield'ı sevdim.
Masamın altında uyumak istedi peki dedim.

O güne olan hafıza kaydım beni de şaşırtıyor şu an.
Ama korkutmuyor artık.
Eskiden korkardım unutmamaktan.
Sonra öğrendim ki unutamazsan alışıyorsun, alışamazsan karışıyorsun.
Yine telefonunu şarj ediyor, makarnaya yoğurt koyuyor, benzin alıyor, işe gidiyor ve evini buluyorsun.
Yine aynı şekilde domates doğruyor, kazaklarını aynı biçimde katlıyor ve ceviz yiyor insan.
Unutamazsa karışıyor bir yerinden hayata...

''Şimdi şapkanızı banktan alırsanız oturup Leonardo'nun Aynalı Odası' anlatacağım''

Mevsime ve günün bir kısmına sizi ortak etmek planladığım bir şey değildi. Fakat iyi oldu
Karşılaştığım duygunun size en doğru biçimde geçmesi için, artık yeterli düzeyde uçuşan görselle birliktesiniz.

Kışın orta yerindeyiz ama Temmuz'da bir Cumartesi gününe oh ne güzel de serildik.
Bu, yıllar önce uzanıp saçlarına kuleyi takmış İstanbul'un belki bir anlık da olsa bizden beklediği bir şeydir.
Tophane-i Amire'nin çift kanatlı geniş koyu yeşil kapının önüne kadar birlikte yürüyelim mi?
Radyo Voyage bizi müzikleriyle karşılayacak hem.
Bakarsınız bir bulutun ucundan tutar mı tutarız!
Ben bir kez tuttum.
Bakın anlatıyorum;
Müze'deki bilet kuyruğu serginin son gününün hüznündeydi.
Elektronik rehberimi alıp 16.Yüzyıl İtalya'sına doğru ilerledim.
Rehberi esere tutup dinlemeye başladığımda etraftaki diğer onlarca nedenle birlikte o an bir karar verdim; Ben dünya üzerinde olabileceğim en doğru yerdeydim.
Temiz bir Türkçe, harika bir ses tonu, vurguları yerinde bir okuma karşısında, rehberin içindeki genç Adam'a sessizce teşekkür edip Roma'ya geldim.

San Pietro Bazilikası'nı inceleyip Leonardo Da Vinci'nin Vitruvius İnsanı'na yaklaştım.
Ona dokundum.
Michelangelo'nun şu sıralarda Floransa Akademi Galerisi'nde bulunan Davut Heykeli'ne baktım.
Bu heybetli heykel, sanatçısı tarafından ilahi yaradılışı taklit etmek için yapılmış.
Ve tıpkı onun yaparken hayal ettiği gibi; Davut zaten onun çalıştığı mermer bloğun içinde gibi görünmekteydi. Ve dışarı çıkmak istiyordu evet!

Kadavra Atölyesi/ Paraşüt/ Milano'dan mektuplar/ Son akşam yemeği tablosu/ Carrara Mermeri/ Sultan II.Bayezid'e yazılmış mektup/ San Pietro Bazilikası'nın kubbesi/ Michelangelo'nun Sistine Şapelindeki muhteşem Freskleri/ Rönesans İtalyası'nda yiyecek içecekler, sınıflar, moda, ve dönemin eğlence biçimleri!

Tanrım işte 'Benim Yüzyılım' buydu! Ve kendimi getirip ortasına bırakmayı başarmıştım.
Sonra hayatı boyunca yüz binlerce sayfa not tutan, çok güzel lir çalan, insan anatomisine dair çizimler yapan, Rönesans döneminin en önemli mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltraşı ve ressamı'nın  / Da Vinci'nin dışarıdan bakıldığında ne oluğuna dair hiçbir biçimde fikir yürütülemeyen Aynalı Odası'na yaklaştım.
Önünde sıra vardı.
İçimden bir his burada tam olarak burada durup beklememi söylüyordu.
Bu yüzden neyi beklediğim konusunda fikrimin olmayışı önemini yitirmişti.
Sıra azalmaya başladıkça içeri girip kısa bir süre sonra çıkanların yüzlerinde bir şeyler aradığımı fark ettim.
Sadece bir kişi dışarı çıkığında çok ama çok uzaklara bakıyordu.
Bizim göremediğimiz yalnızca kendine ait bir ufuk gibi bir şeye.

Sıra bana yaklaştıkça Radyo Voyage/ Neslihan Yavuzer Behmuaras'ın bu sergi için özel olarak hazırladığı harika melodilerin sesi sanki artık daha da yükseliyordu.
Bir odanın önündeydim.
İçinde ne var ve daha önemlisi ne yapacağım bilmiyordum. Ve bu tam da bana göre bir şeydi!
Benden önceki çift gülüşerek girdikleri odadan gülüşerek ayrıldı.
İçeri girdim.
Ardımdan sekiz devasa dikdörtgen aynaya sahip odanın aynalı kapısını kapattılar.

Gördüklerim karşısında kurduğum ilk cümle şöyleydi;
Öyle mi diyorsun Da vinci?
Size şöyle anlatayım bu odaya girdiğinizde gözlerinizi görebileceği her yerde ve her açıdan 'kendiniz' varsınız.
Bütün mesafelerde siz, bütün ışıklarda siz ve bütün hareketler sizin.
O an, bir tek an istemsiz olarak derin bir nefes alıp, hayatımda verdiğim bütün kararların, attığım bütün imzaların, çekip çıktığım bütün kapıların içinden geçtim.

Boynuna sarıldığım, koşup yakaladığım, çekip aldığım her şeyi bütün açılarıyla yeniden gözlemledim.
Bu sonsuz bakış açısı beni olduğum yerde yeniden inşa etmişti! Daha içindeyken bir daha asla kapının dışındaki elçin'i göremeyeceğimi anladım.

Öyle bir andı ki çalan müziğin etkisiyle kollarımı açıp dönmeye başladım.
Çırılçıplak kalmıştım sanki. Hem her yerde hem de kendimdeydim.
Hem tek parça hem sonsuzdum.
Oda benimle konuşuyordu! Bağırıyordu!
Aman Tanrım!
Yüzleştim/Onayladım
Küstüm/Barıştım!
Koktuğum ve reddettiğim neyim varsa 'tamüçyüzaltmışderece' gözüme gözüme girdi!
Kapattım!
Gözlerim böyle kapalıyken hem gezegenimize hem de ruhuma yönelik bu kadar çok şey görebileceğim tek yer ancak burası olabilirdi.
Açtım.
Ve elbette içeride en fazla kalan kişi oldum.
Ayrıca döndüğümde yönümü kaybettiğim için odada kollarımın hizasındaki bütün kanatları itip kapıyı bulmaya çalıştım.

Leonardo bu odayı şu düşüncelerle tasarlamış;
“Keşke içine giren insan; kendisini her yönden, sonsuz sayıda ve zamanda, sonsuz güzellikte görebilseydi.
Çünkü o, insan gözünün görebildiği en büyük ve en mükemmel hayal gücünü göremez.” 

Birbirinden farklı icatları ile günümüzde kullandığımız bir çok eşyaya ilham veren Deha, tasarladığı odada, bu aynaların tam ortasında duran kişide, aynı anda sonsuz bakış açılarının oluşmasının mümkün olacağını söylemişti.
Ve dönemine sığmayan bu büyük bilim insanı haklıydı!

Çıktığımda sergi kapanmak üzereydi.
İki kanatlı koyu yeşil sergi kapısını ardımdan kapattılar.
Taş merdivenlerin önünde durup etrafıma baktım.
Hala bakıyorum.
Ve aynı soruyu soruyorum;
Öyle mi diyorsun Da Vinci? Bunu sana odanın tam ortasında duran ve dehan ile yarattığın bilinçle soruyorum.
Ve Muazzam düş gücünün önünde bir kez daha eğiliyor eğiliyorum...

elçingören
8Ocak2012

İlk Not; Üzerinden altı ay geçen o bir tek an için Leonardo Da Vinci'yi öper öperim.

İkinci Not; Küratör Alessandro Vezzosi / The Great Masters sergisini ilk düşleyen kişiye bu düşe ortak olan tüm ekibe teşekkürler teşekkürler.

Bi daha Not; Bu Oda'yı size yazmak için deliriyordum. Ama içimden bir his biraz daha bekle diyordu hep. İçimdeki o ses beni yanıltmadı.
Geçtiğimiz ay tatlı kız kardeşim Seçil Gören ile birlikte, İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleşen Micheal Nyman Band konserine gittik.
Konserde Radyo Voyage Genel Yayın Yönetmeni Neslihan Yavuzer Behmuaras ve Sevgili Eşi ile tanıştık.
Aynı gece nezaketten yapılmış bir aracın içinde birlikte kıta geçtik.
Çok içten bir sohbetti. Öylesine içtendi ki kendimizi Leonardo'nun odasında bulduk.
Bu harika serginin harikulade müziklerinin heyecanla bir araya getirilme hikayesini Neslihan'ın kalbinden dinledik.
O sırada ona birden -Peki sen neler hissetmiştin? Diye sordum.
Aslında bu soru yersizdi.
Çünkü bu çok özel bir deneyim. Eminim içine giren herkes o odada kendini kurcalıyor çünkü.

Fakat Behmuaras çekinmeden ilk hissini benimle paylaştı;
Tedirginlik/ Peki, demişti bu odada benden başka kimse yok! Öyleyse neden tedirginim?
Herkesin bir cümlesi/bir sorusu vardı o odada buna emindik...

İşte o an içimdeki ses yaz dedi.
Çabuk eve gidip yaz. Eve geldim. Ancak bu konuşmanın da ardından bir ay geçmesi gerekecekti.

Son Not; Aynalı Oda, Fransa'daki müzesinde sizi bekliyor. Belki de siz bekliyorsunuz.
Bulmanız gereken size ait o çok derin/türlü ve çok gizli şeyleri.

En Son Not; Size bir gün Vitruvius İnsanını da yazacağım, evet!
Ve Micheal Nyman Band Konserini de.

Pek çok önemli not; Ben hangi tuşa bastım da yazının neredeyse her harfi başka boyut ve türden oluşuyor ki?  / Sabah olmak üzere ve belki de ben tüm gece boyunca yazarların daha önce uğramadığı bir tür lanete 'yazı tipi lanetine' uğradım! Aferin!

5 Ocak 2013 Cumartesi

Galaktik


Doğum rüzgârımdan önce söz verdiğim gibi unutarak geldim sizi.
Hepinizi.
Gözlerinden tanıdıklarım oldu bazılarınızı.
Ama sözüm sözdü!

Perdenin ardında dağıttığım rolleri hepiniz kusursuz oynadınız/ Teşekkürler.

Gaia'm/ Genom'um/ Paralelim!
İçimden çıkan benim/ Sarıldığım/ Tamamlamaya geldiğim Sen'im!
Kabuğunda kalmış vitamin, dönelim.

elçingören
5Ocak2013