Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

26 Kasım 2013 Salı

Alfa Beta Teta


Birden birine dönüşmüş buluyor insan kendini.
Bir geçmiş yarattığını fark ediyor zamandan.
Az önce James Blunt Goodbye my lover dediğinde bedenimden ve soğuk Kasım gecesinden çıkıp termometrenin 38 Santigrat dereceyi gösterdiği Kıbrıs öğlenine gittim.
Bağır çağır söylenen bir şarkının içinden sarıdan daha sarı saçlarıma, güneşin yaktığı tuzlu omuzlarıma dokunup adanın o hiçbir yerde duyulmayan yaseminin yasemin olduğu kokusunu ciğerlerime çekip döndüm.
Birden birine dönüştüğünüzü hissettiniz mi benim gibi?
Aslında pek yakından tanımadığınız birine.

Alfa beta ve teta dalgalarını okuyorum.
Bu arada bugün bir kurt köpeğinin kulaklarını kesmişler.
Dostum Bodrum'da. Bir arkadaşı çiftlikte veteriner.
O anlattı. Yanına gitmiş dostum dostunun.
Telefonda sesi sakin geliyordu ama biliyorum içinde fırtınalar var.
Bir gün onunla Caddebostan Plajına gidip denizi izlemiştik.
Deniz köpürmüştü.
Ben miyim gri deniz buldum diyen.
Paçalarımız deniz oldu! diye bağırıp gülüştüğümüz o öğlenden kalan ''en kötüsü bankalar bize kredi vermez''olmuştu.
Zaten vermiyordu.
Bankaların bir sınırı vardı.
Her şeyin bir sınırı vardı.
Ama biz dinliyor muyduk?
Halbuki biz iyi insanlardık.
Sırf bu kadar iyi olduğumuz için sonsuz bir kartımız olmalıydı.
Çünkü para neydi ki?
Bizi Tibet'e götüremeyecek kadar çok mu işi vardı?
Bir gününü ayırsa bizi oraya bırakabildi.
Bırakmadı.
O zaman bize köpüren denizi izlemek kalırdı.
Kaldı
İzledik.
Paçalarımız deniz oldu.
Olsundu!
Şimdi Times Meydanı'na çekime giden bir başka dostum bana ışıklı caddeleri noel için hazırlanmış animasyonlu vitrinleri yolladı.
Bir saattir onlara küsmüş olduğu her halinden belli olan bir heykeli arıyorlardı buldular.
Fotoğrafı yolladı. Küstüğünü oradan anladım.
Sordum neymiş o heykel? Henüz söylemedi.
Söyleyince yazarım size.
İşte biz diğer dostumla paçalarımız deniz olunca birbirimize bakıp gülmüştük.
Bir filmde izlemiştim.
Siyahi köle kırbaçlanırken beyaz adama bakıyordu. Çok sonra özgür olduğunda bir gemi güvertesinde şöyle diyecekti;
Ben kırbaçlanırken bana bakıyordun ben de sana. Çünkü acı güçlüdür ama dost gözleri daha güçlü!
O yüzden birbirimize bakıyorduk dostumla Tibet'e gidememiş paçalarımız deniz olmuşken.
Bu arada Alfa sağlıklı olmak için ön koşul dalgasıyken, beta düşünme ve zihinsel hareket sırasında gözlenirmiş. Teta dalgaları ise yaratıcı düşünceler/önemli teoriler üretirken belirir ve uyanık bir kişide ender görülürmüş.
Sonra dostum evine, Bodrum'a gitti.
Tilkiler varmış.
O kulağı kesilen köpek değil kurtmuş sonradan öğrenmiş.
Tilkilerden biri bu kurt kuzuları korurken yanına yaklaşıp kulağından ısırıyormuş.
Diğer kurt boynundan yakalıyormuş.
O yüzden kulağı kesilirmiş bazı kurtların.
Çünkü zayıf yanlarıymış kulakları.
Kes dedi dostum. Acısa da kes zayıf yanlarını.
Ayrıca mandalinalarla konuşmuş bu sabah.
Konuş dedim. Çünkü bahçendeki bir mandalinayla konuştuğunda bütün bahçe bilir senin orada olduğunu...

Şimdi Times meydanındaki diğer dostum onlara besbelli küsmüş heykelin yaratıcısının yanında bu yazıya konu olduğunu bizzat heykeltraşa anlatıyoren;
Dünya küçüldü Azizim dedim. Gülümsedi.
Sorularım varsa sorabilir mişim.
Sizce durabilir miyim sormadan? Olabilir mi sorumun olmaması?
Elbette soracağım...
Bodrum evinde mandalina bahçesiyle birlikte yaşayan diğer dostuma dönecek olursak, hatırlarsanız kes demişti bana zayıf yanlarımı!
İnsan zamanla bir şeye dönüşüyor.Kimi zaman aslında tanımadığı birine.
Değil zayıf yanını, karşısında duran kişiye ait tek bir şey bilmiyor.
Bu yüzden misina gibi incecik iplerle kulaklarına geçirdiği bir yakın gözlüğü arıyor kendine daha yakından bakmak için.
Bu sırada Tibet'e gitmek istiyor.
Aynı anda bir çok şey yapmak bir çok yerde olmak istiyor.
Madem dünya küçüldü, iyice cebine girsin istiyor.
Neden bu kadar çok şey varken aklı karışmasın ki?
Pekala karışmaya hakkı var hepimizin.
Kim ne diyebilir ki kendine ve yaşama dolanmayı bir mucit gibi arzulayana?
İçi ip ip birbirine dolanmaya, bir kuzey rüzgarında kendine yeniden bakmaya, o öyle oldu bu böyle niye oldu diye sayıklamaya, kendini kaybettiği yerden çok uzaklarda aramaya ve hepsine aynı anda ihtiyaç duyuyor olmaya...
Evet bir şeye dönüşüyoruz zamanla; Kendimiz için tanımsız bir şeye.
Farkında mısınız? Sabitimiz yok!

Bir yerlerde kurtların kulağı kesiliyor, başka bir yerde bir heykel küsüp saklanıyor, deniz aklına esince köpürüyor, zayıf yanlarımız kes beni diyor, portakal rengi bir kapıdan geçip istediği yere çıkmayı düşlüyor insan, alfa/beta/ teta hepsi bir arada olsun istiyor radyoda James Blunt söylüyor.

O koca adam nasıl oluyor bu kadar küçük bir şeyin içinde durup şarkı söyleyebiliyor?
Siz hiç şarkı bitince radyonun arkasına bakmadınız mı küçükken?
Ben bakardım.
Evet tuhaftım.
Küçükken de tuhaftım...
Times Meydanı'ndaki dostum evine döndü. 
Yarınki konusu obez evcil hayvanlarmış.
Bana uçuk olduğumu söylemeyin.
Hayır sizi duymuyorum.
Hayır dedim.

elçingören/26kasım2013/04:44

istanbul-bodrum-new york

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder