Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

31 Aralık 2012 Pazartesi

Kaza süsü !


Hey! Gidelim Sahra’nın orta yerinde yakalım ateşi!
İlk not; Neredeyse hiç durmadan –Gidelim! Diyeceğim size ama belki Batı Afrika’ da işimize yaramaz.
İkna Notu; İçimizde bir yerde daha önce vahşet görmemiş/ kesici alet girmemiş/ zehir dokulu eller bilmemiş bir yer kalmış mı? Gidip bakalım! Bütün canlarımızı kaybetmiş olamayız...


Bugün birlikte Gine Körfezi kıyısındaki Nijerya Federal Cumhuriyeti’ne gideceğiz.
Eğer bir fare kediye gülüyorsa, yakınlarda bir delik var demektir! Diyen Bölge halkını selamlayarak Başkent Abuja’a doğru yol alıp, 350 yıl süren Atlantik esir ticareti’nin şah damarında beliren lekeye bakacağız.

Suça yönelik izler silinmiş olursa /Büyük Sahra Çölü’nü güneye doğru devam ederek serap bulmaya çalışırız! Bulamazsak bulmuş gibi yaparız.
Aslan, kaplan, leopar !
Siz deyin maymun, suaygırı, antilop, ben diyeyim fil, zürafa, gergedan ‘insandan sesten uzak’ bir yere varırız.
Nijerya yerlilerine özenip ‘Hindistan cevizi görünümlü evlerde’ geceyi karşılar, içimiz çok sıkılırsa kendimizi kızıl kille kaplı topraklara bırakırız.
Cemal Süreya’nın yalnızlığı anlattığı gibi; ‘Her şey dümdüz bir ova gibi’ görünürse Nijer Nehri boyları ve en güney uçtaki Delta Bölgesi’ne varıp boz renkli palmiyeler, baobob’lar ya da akasya’larla oyalanırız!

İçimizdeki kederi/ kırıklığı/ endişeyi/ bir yolunu bulup Kaduna nehrine elbet bırakırız.
Yerleşir , yerfıstığı, kakao, pamuk ya da soya yetiştirir satarız!
Olmazsa kömür, kalay, kireçtaşı, kolumbit çıkarırız.
Acımızdan ölürüz belki/ Ama şimdi durduğumuz yerin uzağına çıkarırız gemimizi.
Kalırsak ‘acı üzerimizde birikebilir’ / Gidelim!

İnsan nerede yanılır?
İlk nerede bir kule bulur kendine de ruhunu ağırlığınca aşağıya sarkıtır?
Hakikatin verevine yazılmış kaderinde, itimat ettiklerimizin yüzü suyu hürmetine nasıl sineye çeker kişi yarı yolda bırakılmayı?
Bir ruh bedenden ne kadar uzakta var olabilir? Kaç santim uzaktadır artık kimileri kendinden?
Nasıl olmuştur da onca zaman ‘bir başkasını’ oynayabilmişlerdir evimizin içinde/dizimizin dibinde/ bağrımızın üzerinde/ gözümüze gözümüze!
Hele bir gidelim hepsini sorarız birbirimize!
 
Yetmezse, öperek/okşayarak/ varını yoğunu ortaya koyup inandırarak yarattığı koca bir ırk’ı kelimeleriyle darmadağın edenlerin olay yerinden uzaklaşırken nasıl da ustaca kaza süsü verdiklerini,
gittikleri yerde atmosfere yaydıkları plastik kokan gülüşlerini değerlendirir,
yaptıkları bunca şeye rağmen hala nasıl da hayatlarına ‘kaldıkları yerden’ devam edebildiklerine şaşırırız.
Yakınlarda bir delik vardı da biz mi sezmedik acaba? Der çok susarsak yağmur suyu içeriz!
Herkesin eninde sonunda o iki ciğerlik soluğu, hakikaten layık olduğu yerde alacağını öğrenene kadar acı çekeriz.

İçine düştüğümüz yaşam bizi çoktan doğamızdan kazıdı bitti!
Şimdi durduğumuz yerde olmuyor bunları konuşmak/ Gitmeliyiz.
Bana uyun/ Gidelim Sahra’nın orta yerinde yakalım ateşi!
Yalnız kum kapatsın gözlerimizi!

Ellerimiz tehlikeyi bilince/ Aşk’a düşünce/ Cinsiyetimizi sezince koşmaya başlayan kalbimizin üzerinde dursun
Çatısı akan, basamakları kırık/ lavabosu damlayan o olur olmaz kulelerden sarkıttığımız ruhumuzu el birliğiyle ipek halılar gibi nezaketle dürelim.
Yolun kalan yarısını beraber geçelim.
Bundan böyle; Bir yerde bir fare kediye gülüyorsa, nedenini bilelim!

elçingören / İstanbul
7 Kasım 01:54/25 Aralık 03:05/2012

Yüzü suyu hürmetine; Yüze ait tek su olan / Gözyaşlarının hatrına/hürmetine.