Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

27 Eylül 2012 Perşembe

Ey Aşk-ı Derûn!


Ey Aşk-ı Derûn
Ait olmayı bilemeyen, duruşunu sezemeyen, sözünden dönen lakin kaşığı kırılmayan Sen.
Kusur Ben/ Küsurat ben/ Nazar ben!
Hamdolsun.

Ey Aşk-ı Derûn
Bilhassa Bahar'dan Yaz'a yol almışsın
Kırdığın gönlün muskasını meylettiğin nice güzele tutturamamışsın
Hamdolsun ruhun ışığına/ Kirpiğin bana değmezken dahi nice eylemiş kudretin.

‘Zannetmekle hakikate varılmaz’ Demiş Koca Bilgin
Ey Aşk-ı Derûn, elinde büyüdüğünün hürmetine nail olasın
Zarar Ben/ Ziyan Ben/ Pul Ben
Hamdolsun

İpek yolundan nice nasipler serilmiş ömre,
Ben bir seni bilmiş/ Sana delirmiş/ Sana uymuş/ Sana durmuşum!
Yol yokuş/  Yalvar yakış/  Kalbe nakış! 

Hamdolsun

Yar deyip uçurumuna dizilmiş kâh adımım, kâh hilkat-i garibe bahtım!
Sen beni yemene geri götürüp tüccar haznesinde tartmışsın.
Al o kirli bakır testiyi de beni  deste ile gül ile tart der miyim?
Gönlünün cüret ettiğine Hamdolsun!

Kötü Ben/ Zalim Ben/ Hain Ben
Nebat Sen/ Amber Sen/ Hazret sen/ Lahza sen!

Bahar'ın/ Behçet'in /Meşale'n olsun
Bir yol vardı derinde o yol bin fidana cennet olsun
Madem ki gözü pür fitne ben idim
Cihanın nice Havva’sı Aşk'ını gamsız koysun.

Ey Aşk-ı Derûn
İşittim ki gözünde adil olan, ‘yalan’mış adım
İltimas edesin/ Kararını gönlün değirmeninde taş ile su ile öğütesin der miyim?
Tubâ' dan önüne eğilmiş topyekün lezzet sıhhatine dursun.
Bağdat'tan taze  yemişler, gönlünde yetişmiş Cevahir'e kul olsun
Kambur Ben/ Çıban Ben/ Nasır Ben.
Hamdolsun
Fetih Sen/ Nazenin Sen/ Sultan Sen
Lâkin Cihan’a Aşk olsun.

elçingören/Yemen
27eylül2012/ 01:20

17 Eylül 2012 Pazartesi

Eğer anlamıyorlarsa boş ver tatlım! *



Dünyanın ilk Parsi kökenli Hint Rock yıldızı Freddie Mercury 
bu öğlen sahile yürürken yanıma yaklaşıp 
‘Love Me Like There's No Tomorrow’u söyledi... 
 -Aşka yakalandın ve batan kuma adım attın!  Dedi.
 Basılmamış kar gibi bir şey vardı sesinde.

-Denize varmadan durmayalım gel! Dedim!
Yolumuzu sözcüklerle bulduk.
Yağmurun delirdiğini gördünüz mü?
Biz gördük!
Böyle günlerde İstanbul’da taksiler birdenbire ortadan kaybolur!
Park halinde bile göremezsiniz.
Ben amatör bir şemsiye kullanıcısıyım/ Rüzgârın ters hareketiyle sivri uçlarını kaldırım komşularıma batırırım diye ödüm kopar.
Ayrıca şimdiye dek yağmurun ara sıra da olsa ‘romantik bir şey’ olduğu görüşüne hiç katılmadım.
 
Yürüyorduk/ Freddie aldırmıyordu/ Ben saçlarım söndükçe huysuzlanıyordum!
O, dünyanın en güçlü vokali olarak anılan sesi, Queen'i sırtlanarak aydınlatan, Opera ile Rock’ı harmanlayıp dünyaca tanınan Mercury’di.
Ve ben onunlayken mutluluktan hava şartlarını düşünemeyecek hayranlığıma rağmen huysuzluk yapabiliyordum.
Nazikti/ Gülüyordu
Freddie 'nin, göze çarpan dişlek bir çene yapısı vardı. Söylediğine göre aslında düzelttirmek istemişti fakat vakit bulamamıştı.
Belki de ameliyatın sesine  zarar verebileceğinden korkmuştu.
Gülümserken, dişleri görünmesin diye eliyle ağzını kapatan Mercury ile o çok sevdiği Jimi Hendrix ve Lisa Minnelli hakkında konuştuk.
Hayır elbette kendince kusur olarak gördüğü şeyleri anlatması için özel bir çaba sarf etmedim.
Sadece denize yürüyorduk ve delirmiş bir yağmurun altında bana canını sıkan herhangi bir şeyi vermek istemişti
Bilirsiniz ‘bazen’ ‘bazıları’ ‘bazı şeyleri’ yalnızca sizinle birlikte taşımak ister
Yine o bazıları/ tanımadığı birine başından geçenleri/ onu yaralayan ya da havaya fırlatan şeyleri/ bir çırpıda anlatmak isterdi.
Birini az tanımak/ açık adresinizin yazılı olduğu bir deftere sahip olmadığını bilmek/ kimi zaman sağlamasız bir güven verir.
Oysa biz sürekli bağ kurarız!
  
‘Emin’ olabilme gayretimizin arabalarıyla köprüler geçer, inip gemilere atlar fersah fersah gideriz.
İçinde olduğumuzu unutup yaktığımız da olur gemileri!
Sarı badanalı tren istasyonlarının bitmesini beklemeden atladığımız trenler/Şoförü usandırıp otoyolda indiğimiz arabalar bu durumun diğer örnekleridir.

Güven duygusu diye diye içimizdeki mayınları temizleyip yol açarız/ bu da yetmez çift şeritli yollar yaparız ille de gelip geçsin/ tanısın tanınsın diye!
Oysa ‘az tanımak/ az tanınmak’ kimi zaman içimizi dökebileceğimiz ‘yansız’ bir kuyu bulmaktır.
Belimize kadar sarkıp, başkalarının duymasından endişe ettiğimiz kimi gerçeklerimizi bağıra çağıra ortaya saçmak istediğimiz bir kuyu!
Bugün Freddie’nin kuyusuydum, yağmur yağıyordu ve denize yürüyorduk…
-Duyduklarından sonra bizi daha az sevmesinden endişe etmediğimiz kimseler hakikatlerimizin loş odalarında yaşarlar Bayan Gören’ dedi.
Üzerimizden çatışmalar içinde bulutlar geçti.
Ona çocukluğumda sırasını hatırlamak için sağdan sola önce baş harflerini ezberlediğim ‘KBHB’ adalarını gösterecektim.
Öyle uzaktan uzaktan/ Akşam olup göz kırpan ışıkları yerleşmeden daha.
Sanki işaret parmağımın ucundaki bütün o ‘harika’ benimmiş gibi yapa yapa!

Yolumuz sokak şarkıcılarının saçak altını güzelleştirdiği müziğe çıktı.
Bir mızıka bu kadar güzel çalınabilir miydi?
O akordeon’un göğüs kafesi  yağan yağmura rağmen –Bana mısın? Demez miydi?
Müzisyenleri sokaklarına bırakıp ilerledik.
1987 ilkbaharı dışında hemen her şeyden söz ettik.
Kraliyet posta servisi Freddie Mercury'nin anısına "Binyıl pulu" çıkarmıştı.
Zanzibar’da geçen çocukluğunun onu saran bir yanı vardı.
Hayat bazen bir yabancıya anlatılınca anlaşılırdı.
Yol bitti.
Çocukluğumun adaları karşımıza yerleşti ve yağmur şehirden çekildi.
Islak/ rahatsız/ çiklet ambalajlarıyla dolu bir bank’a oturup Adalar’a baktık.
Dişlerini elleriyle gizlediği gülüşleri/ Hayata diktiği şık gözleri vardı!
Anlattım… Anlattı!
İkimiz için de yolunda gitmeyen şeyler vardı.
-Eğer anlamıyorlarsa boş ver Tatlım! Dedi!
Cenova gölü’ne gitmek istediğini söyledi.
Gitti!
Freddie’nin kuyusuydum/ Yağmur yağıyordu.

elçingören/İstanbul 
13ağustos2012/02:45

Önemli not; 1987 ilkbaharı Freddie Mercury’ye AİDS teşhisi konulduğu yıldı/ Möntro’da bulunan heykeli belki o İlkbahar’da yapılmaya başlanmıştı…
Mercury’nin cenaze töreni zerdüşt bir rahip tarafından yönetildi.
Kensal Green mezarlığında yakıldı.
Küllerine ne olduğu bilinmiyor/ Cenova Gölüne serpildiği ya da ailesine verildiği gibi çeşitli söylentiler var.
Bana ‘Göl’e gideceğini söylemişti.
Bilemiyorum.

Not: Eve döndüm/ Bay J sarı ceketiyle Mercury’nin şarkısını söylüyor onun gibi gülüyordu!