Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Ada'da Kaptan/ Denizde yelken! Dur gitme bir şey 'söyliycem'

Odada Joy fm/ Yazı masama uzanıp ay ışığı yudumlayan harfler/ Parmak uçlarımda yürüyüp karşıladığım ilham!

‘Gözlerini kapat ve sen düşün benim yerime o dağları…’
Oysa yabancı müzik listeli yayınla yürüyüp giden gecenin içinden bu şarkı geçmiyordu.
Norah Jones vardı / Kenny Rogers vardı/ Toni Braxton söylüyordu
Ama insanın içinde dönüp duran ‘şeyler’ uzun kuyruklu/ gösterişli bir elbise gibi usulca kendini sürüyerek gider gibi görünse de kimi zaman ‘her şeyi’ havalandırıp altüst edebiliyordu.

İnsan düşlerini -Al bu defa sen kullan diye bir başkasına uzatır mıydı?
Şarkı öyle diyordu.
Kalkıp içimdeki seslerin üzerine yürüdüm.
Sustular.
Bugün uykumun arasında çalan telefonun sesiyle sabaha karşı beni kucaklayan yatağımdan fırlayıp güne başladım.
Kadın dostların yine kadın dostlarına karşı müthiş bir tesiri vardır.
Hazırladığı yeteri dozdaki merhem/ 
gözlerinin içindeki mor çoraplı kız çocuğu/ 
elinde anne kurabiyeleri/ 
boynunda siyah dalgalı saçlarına karışmış bikini ipiyle Burcu Erbaş* kahvaltıya geldi!

Uyanır uyanmaz ‘arızaya bağlamakta’ üstüne olmayan ben, onu az önce anlattığım biçimde kapıda görünce ‘mutlandım’
Bir şeyler atıştırıp kendimizi Bostancı sokaklarına bıraktık.
İki aylık erkek bebek saçı okşayıp birbirimize baktık.
Köşede yardım isteyen annesinin kucağında kibrit çöpünü andıran incelikteki parmaklarını tek tek saydık.
Hayat tuhaftı işte.
Hayat çoğu zaman bizi köşe başlarında sınardı bunu andık.
Koşarak üstünden gündüz görünmeyen yıldızların’ tek adımla kendimizi Ada Vapuru’na attık.
O piti piti adasında inecektik / Burgazada’da.
Ama Akbank lazımdı havale şarttı.
İşaret parmağımızı cebimizde saklayıp Büyükada’ya ayak bastık.
Mavi beyaz masa ve sandalyeleri var diye Santorini anımsatıcısı kabul ettiğimiz Balıkçı’da karar kıldık.

Son derece masum /az yağlı/ekmeksiz/diet siparişlerimizi beklerken delice merak ettiğimiz onca konuyu atlayıp ‘ıslak mendillerden/siyasi partilerden/ucuz işçilerden söz ettik.
Yemek biter bitmez dostum saç tellerine dek vuran bir hevesle 
–Ben dayanamıyorum denizzzz! Hadi artık yüzeliiiiim! Dedi.
Sırtımızdan hafifçe iten rüzgârla, adanın sonundaki iskeleye yürüdük.
‘Yerlilerin’ balkonlarından mağrur bakışları/ kaldırım çiçekleri/ Rum evleri derken akıntıya karşı bir siyah baş oluverdi Burcu! 
  
Marmara’nın ortasında…
İskeleden onu izledim.
İskeleden onu sevdim bir kez daha.
Seni ne zaman uyurken hayal etsem affediyorum diyen Cemal Süreya geldi aklıma.
Mavi beyaz dalgalı suda yalnızca kulaçlarını gördüğüm bu kadın tıpkı ben gibi/tıpkı tanıyıp sevdiğim diğer kadın dostlarım gibiydi!

Çarpıştı, uzlaştı, eyvallahsız oldu, sırt üstü uzandı, olmadı daldı o da olmadı çıktı!
Bilhassa dayandı!
Çıkıp bir sigara yaktı.
Parmaklarının ucunu bile yaktı.
Jezabel şimdilik rahattaydı!

İskeleden ayrılıp kestaneli/limonlu/çikolatalı/karadutlu dondurma yedik.
Üşüdük.
Ada’nın kendine özgü çay salonlarının birine oturduğumuzda yorgun ruhlarımızın yaldızlı çokomel kapları gibi buruşmuş hallerine bakıp üzülmek de vardı. Ama bunu yapmadık.

Bütün gün beklenen konuşma bittiğinde gözleri masanın bacaklarında geziyordu başını kaldırıp bana baktı ve şöyle dedi; Hoyrat ve tam anlamıyla Kamizkazesin!
Dost acı söyleyendi!
Durmadım ben de söyledim; Sen de koca bir şapşalsın! İyi niyetinin başına açmadığı tek bir iş kalmadı! Dağıldın... Toplan artık!

Birbirimizle asla ilgisi olmayan tutumlarımız sonunda ikimizde solgun/dargın ve umutsuzduk.
Ama çay vardı. Çay güzel şeydi.
Gemiler geldi. Gemiler gitti.

Özlediğimiz adamlar, bir zaman olması mümkün görünmüş ama olamamış mesleki durumlar, yarım kalmış olmasından şüphe ettiğimiz o ilk geçlik yılları boğazımıza beş parmağını dayayıp kaçtı.
Çünkü çay vardı / Gemiler vardı / Kadının kadına merhemi vardı.
 İnsan bazen düşlerini -Al bu defa sen kullan diye bir başkasına uzatırdı!

Onun Büyükada izlenimleri; Ada’nın denizi hırçın/ Ada’nın martıları evcil/ Ada’nın adamları yakışıklı/ Ada’nın kaptanı elçingören/ Ada’nın vapuru yandan çarklı yönündeydi. Haklıydı.

Mamafih bana anlatılacak çok şey kalmamıştı.
Olsun çay vardı/ Gemiler vardı.
Kadınlar birbirini başka türlü anlardı!

Pek çok önemli not; Mamafih kelimesinin benim için karamelize bir tadı var.
Dildeki yankısı asilzade anlatım biçiminin do notası gibi gelir bana.
Ancak bu kelime, daha birkaç ay önce Bakırköy’de balık kılçıkları ve salata artıklarıyla dolu masadan kalkarken duyduğum kadar derinden etkilememişti beni.
Hüzünle belirtmeliyim ki artık hayatta olmayan bir Anneanne beyaz narin sağ eliyle sol elimi tutup şunları söyledi bana;  Bütün hayatım boyunca bir defa da olsa masa örtüsünü tabaklarla birlikte katlayıp fırlatmak istemişimdir.
Mamafih bunu hiç yapamadım!

Ah, kalbimden koşarak çıkan acı/ Koşarken düşüp bir daha bir daha yaralanan diz kapakları, kalp duvarı, ömrün açıklanmayan yanı!
Mamafih fırlatıp atamamış bir tek kez bile balıklı tabakları!
Mamafih -Hadi şimdi yap Anneanne! Dediğimde yapmadı, yapmadı!
O Anneanne ki karamel kokardı!

Bugün kalbimin üzerinde gezdirdim!
Anıları/bugünleri/yarınları!
‘Başka türlü anlar/sever/kollar kadınlar kadınları’

Çay vardı.
Büyükada’daydık.
Dönüşte iyice baktım; Ada vapuru yandan çarklıydı!

 Bir daha önemli not; Evet bu yazı günlük niteliği taşıyor.

*Arizona’da doğduğuna yemin edebileceğim/Lakin doğumu kayıtlarda İzmir olarak geçen Burcu Erbaş içinde ‘git git bitmeyen’ bir akarsu ile yaşıyor.
Her sabah Kız Kulesi yerinde mi? Diye gidip bakıyor.
Erbaş, Ural /Altay dil grubundan.
Reklamlarda çok kez neşeli/pırıl/sesini duyduğunuz bu kadın dupdurudur.
Harikulade şarkıları ‘henüz’ ülke listelerine girmemiş olsa da ‘şahane’ olduğu gerçektir.
Kendisi tıpkı benim gibi ‘Nereye kadar normal’ sayılabildiğimiz bir soru içinden zaman zaman göğe bakıp tanımlanamayan cümlelere selam çakar.
Kendi sesinden -animasyon kliple daha da keyifli hale gelmiş- şarkısını Çilekli soda ya da bir kadeh Martini ile dinleyebilirsiniz. Yani ucu açık!
Linki de bu; http://www.youtube.com/watch?v=ackgvcuFl_Q

elçingören/ 21temmuz2012/ 05:20/ İstanbul