Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

28 Haziran 2012 Perşembe

Boğazın çok karanlık Büdü!

Pencerelerin küçük gözler olup geceye baktığı/ kimi zaman seyre daldığı şey araba hurdalığı olsa da ona okyanus muamelesi yaptığı zamanlardı…

Hayal etmenin gerçeğin alçı paravanına çarpmadan gidebildiği/ yekten ilerleyip burnunun en dikine vardığı zamanlar…
Yani en çok Heidi'yi,Mickey'i,Edi'yi dinlediğim/referans aldığım yıllar!
Çocuktum! İncecik boynum daracık omuzlarım her şeye şaşıran gözlerim vardı.
Edi içeri girip boğazı ağrıyan Büdü’ye doğru eğildi. 
Bir gözünü kısıp Büdü’nün çenesine dokundu. Boğazın çok karanlık Büdüüüü! Dedi.
Edi'ye göre hava hoştu/ O baktığında bir şey göremediği her yere karanlık derdi!
Edi / Büyüdüğünde derin kadınlar tanırsa onlara da karanlık diyecek miydi?   

Bunları düşünmek saçmaydı / Çocuktum ve peynir domates ekmek yemek istiyordum.
Bir ‘on yedi’ yaşıma girsem / O zaman fikirlerime, gazetenin dağıttığı kartondan kesilmiş elbiseler gibi köşelerinden arkaya kıvrılan destekler yapacaktım.

Walkman’imi alıp M.Jackson'ın History çift kasediyle Fenerbahçe sahile gidip bir ağacın altına oturdum/ Güneşin yakıcı sıcağını/ beyaz fırfırlı eteğimi/ oyun oynayan gençlerin su şişelerini baslarından aşağı dikişlerini/ bembeyaz yelkenlileri/ ayakkabımın rengârenk bağcıklarını/ Saint Joseph'in önündeki kermesi, aniden karşıma çıkan tartışan çifti şu an gibi hatırlıyorum.

Caferağa’dan doğru eve dönüyordum ve bir türlü on yedi olamamıştım/ 
Olsam işte o zaman akıl yürüttüğüm şeyler hakkında konuşabileceğim birileri olacaktı.
En azından sadece bir kişi olacaktı ve ben o tek bir kişinin hemen şimdi gelmesi için bütün elbiselerimi/kasetlerimi/koleksiyonlarımı vermeye razıydım.

Siz uyuyordunuz/ Patiska perdelerin inceden havalandığı yaz öğlenlerinde planlar yaptım.
Yıllarca bir kralın işaret parmağında olur olmaz şeyler aradım.
Panayır dağılmadan eve adım atmadım
Hiç üşenmedim her dolunayda göğe çıktım
Beklerken bir şeylerle oyalanmaya çalıştım.
Olmadı/ Sıkıldım!
Öyle çok sıkıldım ki kendimi dolayıp kendime sarkıttım!

Sonra şöyle bir saymak lazımdı ayları ve yılları ve yaşlarımı!
Saydım!
Otuz çıktı!
Bir türlü on yedi olamadım…
Bunca yıl herkese 'sade' bir 'karartıydım'!

Önemli soru; Balıklardı değil mi?/Dibini göremedikleri her şeye derin diyen!
Pek çok önemli not; Şu an bir palmiye gövdesine uzandım/Olamaz mı olabilir.
Önemli Tüh; On yedi olamadım…

elçingören/28haziran2012/02:20


25 Haziran 2012 Pazartesi

Cam şişede su / Açık kalan Dublin Radyosu…

İlkbahar Salvador Dali’nin kulak kenarında çiçek dalı olarak kaldı.
Size yazmadım bu altı ay’ı!

Yürüdüm / Yaz başladı.
Beyaz ayakkabı giydim öyle dolaştım.
Az önce aklımın tavan arasına çıktım.
Sivrisinekler eve girmesin diye pencereyi kapattım.

İçimde otoyollar…
İçimde kırmızı ışıklar.
Kapılar/Kapı kolları/Pervazlar...
Buharlaşmaya hazır iki adet kalp kapakçığı!
Büyüyen yol kenarı ağaçları!
Korkuluk -ucu çözülmüş- hasır şapkalı!
Uzaktan duyulan aşk şarkıları.
Çok canım sıkılırsa gecenin tenini çizerek giden uçakları saymalı mı?

Yüzüm geçmişe dönük.
Notlarıma göre; Anıların bir haznesi var kırık dökük!
Lavantalı/ Naftalin’li! 

Fransa’da Psikoterapist Benoit Ting iki hastasının beynine sahte hatıralar yerleştirmekten tutuklu.
Ve cam şişede su / Açık kalan Dublin Radyosu
Sahte; İçinden ‘öcü’ çıkan bi kelime!

elçin gören/25 Haziran 04:45/istanbul

Önemli soru; Nasıl inilir buradan?
Pek çok önemli soru; Zihne merdivenle çıkılmıyor muydu?
Önemli not; İnildiğini duymuştum ama ben.