Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

11 Ocak 2012 Çarşamba

Peşin peşin söylemek / Artık kimseyi 'İp'ten almıyorum!

Son bir yılın bütün geceleri sancılıydı...
Bütün ‘eksiksiz, tam, çok sayıdaki varlık ve nesnelerin her biri’ olarak açıklayabileceğim bütün geceler aynı düşün eteğinde bekleyip kimi zaman yalvararak, içimdeki alaycı sesin dudaklarını vücudumdan destek alıp kapatarak sabahladığım saatlerle geçti.
Ay’ın elinde bir fotoğraf makinesi ile benim pencerede belirmemi beklediğine inanırsanız 365 kare fotoğrafım oldu!

Bu gecelerin her birinde bir obje/bir kelime/bir duygu, yazı masamın etrafında tıpkı 'eski kasapların' önlerinde dolanan kediler gibi turlamamı sağladı./
Bazılarında ipe dizili boncukların sıralandığı ciğerci/kasap kapısından içeri girip yazdım!
Ciğeri kaptım, yemeden önce kanın tezgâhtan akışında hep başka anlamlar aradım.

V.Woolf gibi nokta koymadan sayfalarca ilerlemek istedim. Ancak ‘okur’un anlatım açısından zaten ‘karışık/ düşündürücü/ yoğun' bulduğu yazı tarzımı noktasız daha da anlaşılmaz hale getiririm endişesiyle adım attım.
Lakin geriye doğru!
Sanatın kimi zaman kesinlikle sanat olarak kalması gerektiğine olan bağlılığıma rağmen neden geri geri gidiyordum?
Bu sebeple ‘ kimse okumasın yahu’ diyerek bu satırlara vardım!

Kendimin, sadece benim gözlerimin/hislerimin/ruhumun sınırsız katmanının altındaki macera dolu varlığımın okuyacağı bir metin bu!
Şu an benden tek bir adım öteye gidemeyecek bir fısıltıyla, yirmili yaşlarımın sonlarını kaleme alıyor, iç sesimin başka şeylerle oyalanmasını sağlamaya gayret ediyorum.
Acaba eline ne versem/önüne ne koysam da şu an söylediklerim yerine başka türlü sesler yaratsa kendine içim!
İstiyorum, bir kez olsun /böyle derinden/ benim yerime başka bir ses duysun.
Yalnız; -Bu ilk ve son hakkım olacaksa…! Gibi kati, geniş zamanı kapsayan yeminli bir istek değil tabi.
Başka bir zaman daha büyük bir tutkuyla isteyebilirim şimdi istediğim şeyi.
Yine de insanların oraya buraya rastgele dağıttığı ‘gürültünün bir parçasını’ ödünç alarak şimdiye dek tanıdığım elçin’in de bana cömert davranacağını umarak kendi iç sesimin önünde diz çöküyorum!

Hayatın basmakalıp yanlarından atlayıp atom kadar ufak dokularına belime kadar eğildiğim anda hadi ben delirdim de size ne oluyor?
Siz derken karşımda/yanımda hiç kimseyi görmüyor olmam/yazıyı yayınlamayacağımı planlamam delilikte ne derece ilerlediğimi ortaya koyuyor!

Normlarla işi olmayan, hani kuyuya taş atan, hani düşünmeyenlerin içinde düşünen, atlarıyla bir vahayı geçerken tozu dumana katanların arasında durup -Nereye? diye soran,
-Bu ne hız?


Deli işte!
Hem altı yaşını özleyen, hem yeterince büyüdüğüne yemin edip sırt çantasıyla dünyayı dolaşmak için pasaport/vize kuyruğunda dikilen! biri, benim gibi!
.../...

Daha yazacağım şeyler vardı, yeni başlamıştım ama;
-Vazgeçtim bu gece yazmayacağım! Dedim birden!
Esinlendiğim her şey sokak lambasına doğru uçmaya başladı!
Onları takip edeyim derken dizimi radyatöre vurdum!
Koca kadın, çocukluktan kalma kabuklu yaralarının izlerini taşıyan o diz kapağına bir darbe daha indirdi işte.
Tam o sırada aniden cam’a eli kolu kan içinde bir yağmur tanesi yapıştı!
Aklıma kendi hallerim geldi.
Ciğerci kedisi gibi tezgâha bakış attığım günlerin bir yerinde/yazı masamın etrafında gezinirken kağıtla elimi kestiğim, yazarken kendimden geçip sağ gözümü kaşımak suretiyle kısmen oyduğum gün!

Böyle oluyor değil mi?
İnsan bir başka şeye duyabileceği ‘anlayışı/merhameti’ kendi hayatında varsa tanımlayabiliyor.
Kare bir yorgan gibi, durmadan akan bir musluğa kalın/yeşil hortum takmak gibi, yalnızca bir eli yaralıysa diğerini sargı beziyle tek başına sarmak gibi!
İnsan kendine yetebilmiş, kendini ısıtabilmiş, söndürebilmiş, iyileştirebilmişse bir başkasını anlıyor.
'Yaşatabiliyor' icabında!

.../...

Fakat takılıp düşmez insan.
Yaşam boyu kaç kez dengesini yitirir ki kendi başına?
Hayat buzdan bir zemine, yaylarla dolu bir koridora dönüşmedikçe yere kapaklanıp ruhunu, düşünü, kaburgasını, omzunu kırar mı?
Zaten iç sesim de başka şeylerle oyalanmadı.
O halde bunu yazabilirim.
Neredeyse 36 sayfa yazıp hiç nokta kullanmadığım cümlelerim varsın bir başka zamana kalsın.
Hem ben kendimi biraz tanıyorum.
Bu gece o noktasız yazıya doğru soluksuz uçuşan bir tutkudan söz edilemezdi!
İnsan diyordum! Delirir.
Yok o değildi; Düşmez insan!
Yani düşer ama
bu sıklıkta değil.
.../...

Peşin peşin söylemek gerekirse / Artık kimseyi 'ip'ten almıyorum!
‘Dev bir netlik’ gelip hayatımın ortasına oturdu.
Her şeye ‘henüz taşındığım bir evde duran eşya' muamelesi yapıyor.
İşaret parmağıyla komodin’i gösterir gibi ;
-İleri! diyor -O, duvarın dibinde dursun!
Bu sayede artık yüzünde/kişiliğinde gölgelerle dolaşanlar yok.
İp’te sallananlar bir hafta içinde kendileri iniyor, ben dokunmuyorum bile.
Çünkü insan ‘kendi başına’ ne kadar düşer.
Çünkü insan ah!

Hormonlarıyla çalışan ve ego topu halinde koridorlarda dolaşan kadınların/erkeklerin mesleki hayatları boyunca başkalarına karşı açtıkları savaş bitmez ki!
Kurşunları bitse okları belirir, onlar bitse dişleri!
Kanınızı son damlasına kadar yutabilir ve mide ağrısı çekmeyebilirler!
Bunlarla ölmezseniz elbette zemine yay koyacaklar, köstebeklerle dost olup çukur kazdıracaklar.

Böyle olunca evimde rahat rahat oturayım! demeniz de sorunu çözmez ki!
O, yüzünde ucuz makyajlar gibi akan gölgelerle gezenlerin arasından ne yazık ki ‘eş/dost/arkadaş’ olanlarda çıkar.
Sizi /beni/ hayatı inceliklerle dolu olanları toplandığımız kampta elleriyle koymuş gibi bir güzel bulurlar.

Mesele onları defalarca ‘ip’ten almamız.
Bağışlanmayacak olan bu.

Yoksa insan delirir onda bir şey yok.
Ama bu sıklıkta yerlere kapaklanmaz.

Olmaz yani.
Düşünsenize, o küçücük parmaklarımızı kanepenin/divanın/masanın yanından çekeli, düz yolda yürümeyi öğreneli … !


Almayın İp’ten!

Sallansınlar orada.
Bir ileri bir geri kendi sonsuzluklarına!

elçingören /11 ocak 2012 / 04:35 / İstanbul

Pek çok önemli not;
Bazen yırtıcı bir hayvan gibi oluyorum/bazen evrenin insanda birikebilecek bütün merhameti benden akıp sokaklara evlere giriyor gibi!
Bu gece karmakarışığım.
Hollywood desenli yatak örtümün içinden pencereye uzanıp bulutların kapladığı ayın sırtına uzun bakışlar atıyorum.
Metal bir tüpüm olsaydı ona doğru gider ve fotoğraflarımı alırdım. Tek tek saydım 365 kare var.
Ve eminim hepsi ‘gayet net’ çıkmıştır.

En son not;
Biz iki Girit’li; Tufan bak senin cümlelerin
/ Hayat buzdan bir zemine, yaylarla dolu bir koridora dönüşmesin bir daha!
Geçmiş olsun canım Girit’lim! Düşmek yok, sen hakkını yedin;)