Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

23 Eylül 2011 Cuma

Elçin Gören Gri! Siz hangi renge bakmıştınız peki?

Bu şarkının içinde paslı bir makas var! Bak bak nasıl kesecek kalbini!


Bu şarkının içinde paslı bir makas var! Dedim! http://fizy.com/#s/1ahnqt

Dönmesini beklediğiniz kimse olmadığında bile yanınıza yaklaşıp;
-Ben geldim! Kalbini en olmadık yerden kesmeye! der bu şarkı!
Sözlerinden tutamazsa müziğinden yakalar saçlarınızı!
Müziği biter, söyleniş biçiminin içinden çıkamazsınız.

Onu hangi zamanda dinlesem gökyüzünde çocukluğumdan kalma ‘Ay Dede’ belirir.
Yarısının yıldızlara yatak olduğu
ya da
ucu ponponlu şapkasıyla ay dedenin ta kendisinin uyuyakalıp başının aşağıya düştüğü anlar getirir.

Ağladığım,
çaresiz kaldığım,
aşka ulaşmaya çalışırken yollarda çılgınlar gibi koştuğum, soluğu hava limanlarında aldığım günlerin, benden gizli bir kopyasını çıkarmış gibidir!
Gözlerimin içine bakıp bütün fotoğrafik hafızamı milyon parçalı yapbozlara bölerek kenara çekilir!
Nerdesin? Dediğimde cümlenin bittiği yerde karşılaştığım,selam vermeden geçmediğim paslı makasım; Tarkan / Yine Sensiz!

Sızısını biliriz işte ‘duygusal pasların’
Hadi gelin, keselim kalbimizi.
Benim pelerinim var!
Yaranızla baş edemezseniz dilediğiniz yere yetiştiririm sizi.

Mmmm! Misss, öperim
Meraklanmayın;
Daha konforlu uçuşlarınız için ‘havayolu şirketleriyle’ görüşme içindeyim!


Pek çok önemli not!
Benim çoook şarkım var, belki radyoculuğun armağanlarından biri de budur!
Biz radyo yayıncıları bir zamanlar elinde şarkılar, doğru anlatım biçimleri, tasvir yetenekleri, hayalleri, sınır tanımaz düş güçleri, harikulade sesleri, kusursuz diksiyonları ve dünya görüşleri olan insanlardık.

Hala öyleyiz ama ‘yeni radyo düzeni’ diye tutturan bazı şirketler artık bu özelliklere sahip olanlarla çalışmak yerine ‘format yayıncılarını’ tercih ediyor.
Öyle birileri yoksa hiç çekinmiyor kendileri yaratıyor!
Format dediğime de bakmayın bir özellikleri yok.
Hava durumunu verirler, saati söylerler, sanatçı ismi eh belki.
Hımm ve tabi frekanslarını!

Bu durum radyo yöneticilerini ‘yayını ve yayıncıyı takip etme zahmetinden’ kurtarırken radyo’nun ‘arkadaş’ olma özelliğinin de sonunu getirir mi, getirir.

Radyo karanlıkta kimsenin bilmediği bir odada ışığı açıp yatağa oturan, neyin var peki? Diyen bir şeydir!
Bir mp3 çalar değil!
Dinlediğinizde ruhunuza iyi gelen bir şey!
Yayıncı dünyanın bir ucunda kocasını seks yapmadığı için mahkemeye veren kadını anlatmak istiyorsa anlatır ama –Yargıç’ta yemiş! Gibi bir cümleyle şarkıya bağlamaz. Ah ne çirkin!
Radyo aslında
Yazın; Güneşi bile 'gazoz gibi bir anonsla' serinleten
Kışın; Sokaktan geçen üstü başı yağmurlu kediyi işaret eden -dinleyicinin hayal gücünü besleyen-
Ve baharlarda 'mevsim normallerinde sözler söyleyen' bir yerdir!

Radyo ah… Ona yapılanları affetmeyecektir.

Şarkı demiştim. Güzeldir.
Kalbimi paslı bir makasla ayırır işte.

Hiç girmeyecektim ben bu radyo meselesine,
pelerinimin yanında ıslanmış bir kedi,
elimde gazoz,
İstanbul mevsim normallerinde!
Ben aslında okuduklarınızdan çok daha fazla şey söyledim bu gece size.


elçingören eylül 2011

En son not; Peki ;))

17 Eylül 2011 Cumartesi

Tüh!


Bayanlar & Baylar!
Bugün burada hatalı bir cümleyi düzeltmek için toplandık!

Konumuz şu ki; Birinin üzerine zırh atıp, yan yan bakıp,
-Oldu bu oldu! Tam oldu! Diyerek uyuduğumuz uykulardan uyanınca;
İlk günlerde kollarından sarkan o zırhın çok geçmeden yerlere döküldüğünü görebiliriz.
İşte o anda başlayan şeye,‘hayal kırıklığı’ demiyoruz bi kere!
Onun ismi –Yine mi aynı şey oldu Tüh!

Öperim, öperim…
elçingören 17 Eylül 2011
İstanbul

11 Eylül 2011 Pazar

O keçeli kalemi bırakınız Bayanlar & Baylar!


Sevgilinizin geçmişi ile uğraşmanız demek, anı defterindeki cümleleri keçeli kalemle karalamak demektir!
Ancak çizilen kağıt değil, kalptir!
Size gelmeyi başarmışsa mahsuru yoktur ki yolunun!
Atlamıştır, düşmüştür, dinlenmemiş koşmuştur.
Hem yorgundur, nefes nefesedir.
Göğsünün yükselip alçalmasından anlayamazsanız, gözlerine bakın!
30’lu yaşlara gelmiş herkes yorgundur, hayattan geçmişse.
Yolu o sokağa çıkmış, çıkabilmişse!


Ağırlıklarından kurtulmuşsa uçarak, kara yolunu seçmişse uyuklayarak yanınızda durmuş birinin mutluluğuna yönelik hissettiğiniz sorumlu davranış bile başlangıç için yeterlidir?
Anne evi gibi olmaktır; Gelir gelmez çarşafı- yastık kılıfı henüz değiştirilmiş bir yatağa hiçbir kuşku duymadan uzanmasına izin vermektir aşk!
Ayıp olur mu kaygısı taşımadan dinlenmesini dilemektir biraz da.


Böyle olmaz ama.
İçimizde bir karınca yürür önce!
Isırmaz, kan emmez ve dahası aslında sevimli bulunur.
Bir zaman sonra o karınca gider.
Kelebek gelir.
Daha önce başka bir yazıda belirttiğim gibi,kelebek karnımıza doğru ilerler ve o dar alanda uçmak ister!
Onunla uğraşmaktan hoşlandığımız günlerden sonra başlayan- ki siz buna alışkanlık diyebilrsiniz- şeye isim vermiyorum.
Çünkü aklımda tutamayacağımı biliyorum!
Bir araştırma yazısında ismini sıkça unuttuğumuz kişilerden hoşlanmadığımız sonucunun çıktığını okumuştum.
Bu yüzden –Nasıl olsa sevmiyorum, buna ihtiyacım yok diyen zihnimizi bir kez daha alkışlıyor ve konumuza dönüyorum.


Şimdi bu cümleleri okuduğunuz yerde mevsim nedir? Saat kaçtır?
Bir eylül gecesinde öylesine bir zamana yollayıp, huzurunuzdan çekilecek olduğum yazının bu yerinde bir şeylerin hayatımıza kozmik güçleriyle gelip oturduğunu görmekten hoşlandığım belirtmeliyim.

Marmaris’te Panora isimli bir yer vardır.
Şimdi sanki onun en tepesine çıkıp hepinizi görüyor gibiyim.
Geçmişini sıkışık bavullarla taşıyıp getiren sizleri, üzerinde hafif bir şeyler olanlarınızı, elinde cüzdan bile olmayan ve aslında geçmişte bırakabileceğinden daha fazla şeyi bırakabilmiş olanlarınızı da.
Nasıl karmaşık değil mi?
Sadece ‘yeteri kadar’ cümlesini doldurmaya çalışan ben ve siz Bayanlar&Baylar!
Bu vuruşmalar nereye kadar?
İnsan hayatında binlerce gün birbirinin aynısıymış aslında.
Sadece bazı günler diğerlerinden ayrılırmış tek bir yönüyle.
Öyleyse sıradan olarak niteleyebileceğimiz günlerin birinde, başımıza gelen şeylerin kaderimizi- inanmıyorsanız burada yolumuzu da diyebiliriz- bunca etkilediğini düşünmek sizi de heyecanlandırmıyor mu?

Bugün benim için belki şu saniyeye dek sıradandı.
Yine rahat duramayıp,başka zamanlarda hatırlanabilecek, artık dünyada olmayacağım yıllarda dahi okunabilecek bir şeyler bırakmak istedim.
Zamanın elinden bir parça an koparmaya çalışırken yine aynı şey oldu!
Ve 'ikili ilişkilere' gitti aklım.

Aşk’tan daha ‘’gerçek’’ şeyler olduğu saçmalığına inanmadım hiç.
Öyle bir şey yok!
Dünya ekonomisi var ya hani, her ay bana, size, başkalarına faturalar, hesap özetleri yollayan ekonomi!

İşte o bile bunun üzerine kurulu!
Hatta politika programları bile!
Çünkü esas meselenin dışında şeyler de olsun istiyor dünya!
Olsun ki, aklımız zaman zaman dağılabilsin.

Ben, benden önce kaç aşktan geçmiş olursa olsun bana geldiği yolda paralandığı bütün zamanları, benim dışımdakiler için beslediği bütün aşkları ‘geçebilmiş ‘ bir adamın göğsünde zamanı unutabilirim.

Zamanı unutursam bana düzenin dayatması olan şeyleri kolay kolay hatırlatamaz dünya.
İşte bu yüzden biraz ondan, biraz bundan verir elimize.
Yine bilinç akışı ah!
Tanrı’ya şükür yola çıktığımız yer hep aklımda kalıyor.
Anı defteri demiştim başlangıçta!
Oradan alıp ekonomiye bağladığım ipi yine aşk’a bağlıyorum!


Yorgundur zaten gelen Bayanlar&Baylar
Size anne olun, baba gibi durun demiyorum ama; Temiz çarşaflar içinde yorgunluğunu atmasına izin verin lütfen.
Gelirken yara almış olabilir.
Utanır göstermek istemez kanını! Anlayın…


O keçeli kalemi bir tarafa bırakın, hadi bırakın artık!
Şimdi benim kulağımda Yunan'ca şarkılar var.
Belki ondan bu kadar aşk’a bulaştım!
Evirdim çevirdim, uğraştım!
SİZ! Söylediklerimin dışında bir sokak biliyorsanız ona yürüyün.
Gidecek yeriniz yoksa buyurun buradan yakın kalbinizi!
Yanıltmak, hele sizi! Bunu hiç, hiç istemem ki.
Öperim .Öperim…


Hissettikçe, her nerdeyseniz uzanıp fısıldamak için yine yine gelirim.
Gidin saklayın şimdi gerekli gereksiz her şeyin üzerinde dolaşan kaleminizi.
Belki bunu okuma yazma’ dan önce öğretmeliydi birileri bize.
Kalp karalamak iyi bir şey değil!
Gidip küp çizin mesela, olmadı ağaçlar, evler, uçaklar filan!
Missssss!



elçingören
11eylul2011
Büyükada dönüşü/Renkli rüyalar otelim

EK; Görsel ve muhteşem renkler için STABİLO ’ya teşekkürler.

Son not;
-Az önce yazı içinde okuduğunuz şu cümlede; Ben, benden önce kaç aşktan geçmiş olursa olsun bana geldiği yolda paralandığı bütün zamanları, benim dışımdakiler için beslediği bütün aşkları ‘geçebilmiş ‘ bir adamın göğsünde zamanı unutabilirim.
'geçebilmiş' kelimesindeki vurgu 'geç'in üzerinde hala duruyor!
Bu demek oluyor ki, 'geçmişi geçmemiş' ama geçmiş gibi davranan birini tanıyorsanız işte ondan, bu yazı içinde bahsedilmiyor, onu başka bir denemede uzun uzun yazarız ve hatta başlık şöyle olabilir; Henüz geçmemiş gibisin!-

Öperim!

9 Eylül 2011 Cuma

Hem yara dediğimiz nedir ki? Çocukken öperdim ben yaramı! Geçerdi, gerçerdi ki.



Oysa bugün o kıyıya yanaşmayacaktım.
Suyun dizlerime geldiği mesafeden çekiştirip kayığımı, işte buraya tam buraya bağlamayacaktım.
Olmadı!
Gerçek ismini bilmediğim bir hemcinsim gecenin orta yerinde kalbini gösterip
– Ama bak kan sızıyor! Sende varsa yara bandı, yapıştırsan ah! Demeseydi.
Kulağımda Caminando Par la Calle! Mis gibi geçip gidecektim önünüzden.
Beyaz büyük hasır şapkam, omuzlarımdaki güneş yanıklarımla, az önce tükettiğim yer fıstığı kabukları ayaklarıma batarken- evet ben pisim, teknem de pis-uzaklara uzaklara gidecektim.

Belki size oralardan iki kişinin konuştuğu bir lisan getirecektim.
Ve o lisanla artık kimse birbirini ‘yanlış anlama lüksüne’ sahip olamayacaktı.
Bilmem, çuvallayabilirdim de.
Her şey daha beter olabilirdi! Garanti vermem, veremem…

Madem artık buradayım o halde şu kayanın yanında durup biraz konuşabiliriz.
Oradan buradan başlayalım isterseniz.
Duymak istediklerinize gelene dek gidelim.
Dün ve bugünden söz edelim.Yarını düşleyelim…Misss!
Nasılsınız Bayanlar & Baylar?
Bu aralar nelerle çarpışıyorsunuz?

Rüyalarınızda bir el sizi bulutlara çıkarıp tutmayı mı unutuyor?
Dönüş yolunun her şeye rağmen eğlenceli olduğunuz söyleyebilir miyiz peki?
Bugün sevdiğiniz birinin kalp atışlarını duyacak kadar ona yakınlaştınız mı?
Kelimelerden kurduğunuz köprüden tepe üstü mü düştünüz?
Ahhh! Yazık.
E ne olacak şimdi peki?
Birlikte dinlediğiniz şarkıları şezlongda mı unuttunuz?
O mu almak istemedi? Ağırlık mı yapıyormuş.
Aşkınızın tacını mı düşürdünüz, bir avukatın bürosunda mı yoksa?


Size -Olsun geçer! Demeyeceğim.
Geçecekse bile şimdi buna inanmanız zor gibi.
Hazır değilsiniz, yaranızın aslında ölümcül bir şey olmadığını duymaya.
Üstelik aranızda bütün bu harekete rağmen gülümseyenleri de görüyorum.
Her şey kenara çekilsin bakalımmm!Komutuyla ellerinin tersiyle ittikleri onlara küsmüş gibi.
Aldırmıyorlar.
Pupa yelken.
Zaman zaman eşe dosta selam vermeyi de unutuyorlar…
Hayat bazen böyledir işte! Biri gelir ve ondan önce neler yaptığımızı, neyle zaman geçirdiğimizi unutturuverir.
Gözlerimizde gece gündüz parlayan köşesi kırık yıldızlar belirir.
Kırık, çünkü yolda paralanmışlar!


Şimdi dilerseniz kösesinde durup sohbet ederken güneşten saklandığımız kayadan ayrılıp denize doğru gidelim.
Ufuk çizgisine bakarak konuşursak, iyi olacak.
Kumsalda tek sıra olabiliriz şimdi.
Hiçbirinizi inandırmak istemiyorum aslında.
Bu yüzden gözlerinizin taa içine bakmak zorunda da hissetmiyorum kendimi.


Bayanlar Baylar! Şu fıstık kabuğu dolu kayığımı sahilinize çekmemi sağlayan mesaj Twitter üzerinden geldi.
En başta söylediğim gibi ‘gerçek ismi’ konusunda fikrim yok ancak birinin adı neden ’Aşk’tan kadın Kinslayeer’ olmasın ki?
Benim kabul edeceğim gerçeklik, nüfus memurunun bu ismi yasalar çerçevesinde yavruağzı bir cüzdana yazmayacak olması gibi basit bir nedenle niçin çürüyordu?

Evet evet gerçekti ismi ve o kadın şu cümleyi yazıp ismime yolladı;
Boşver onu, ümitsiz! diyen BEYİN ve aşık olan KALP arasında büyük bir kavga var son zamanlarda. Kins.yine YARA BANDI niyetine kelimelerinde teselli arayacak, bunu unutma, hatırla;)

Konuya bilimsel açıdan yaklaşmamı beklemediğini biliyorum.
Öyle olsa bir edebiyat düşkününün yanında soluğu almasını mantıklı bir nedene dayandıramazdım.

O benden -Geçecek Kins! Bu savaş eninde sonunda bitecek! Cümlesini duymak mı istemişti?
Gün boyu süren ense kökü ağrısı, sersemlik hissinden geri kalan gücünü bu mesaj için mi tüketmişti?
Kederle daha az gören gözlerinin tavşanlar gibi netleşmesi bir tek yara bandına mı bağlıydı?
Hem tarihte, kelimelerin bu işe yaradığı görülmüşse de ben bu konuda yeterince başarılı olabilecek miydim?

Sorularla başım yine dertteydi işte!
Ancak günler önce kalbimin tam üstüne taktığı ’’Pembe pelerinli ilk kadın kahraman’’ takma adı birden ışıldadı.
Ah dedim. Hayır Kins kızı!
Bu yaptığın şey hız! Sen saatte 240 km hızla giden araba gibisin!
Bir kitapta okumuştum bunu.
Bunca hız geçtiğin sokakları, evleri, insanları, yaşamları yalnızca bir çizgiye dönüştürüyor olmalı.

Giderken hiçbir duyguya çarpmak istemiyorsun, bu yüzden ayağın gazda!
Çünkü değdiğinde tozlaşacağını düşündüğün kalbin, bildiğinden başka türlü çarpıyor.
Kalamıyorsun da!

Sanki istenmiyorsun gibi, kalsan değeri yok gibi!
Zihnin seni yanıltmadı hiç, boşver onu, ümitsiz dediyse bir bildiği vardı hep!
Ancak kalbin, ah atmazdı ki böyle, o da bir şeyler biliyor olmalıydı.

Şimdi çekme gözlerini Kins! Çekme ufuktan.
Bana -Akşam oluyor galiba! Deme. Şu an olduğumuz yerde gün yok ki!

Sana git diyemem.
Kal diyemem.

Savaşında çizgiye dönüşen şeyleri söyleyebilirim belki.
Sen geçerken bir kadının çamaşır günü vardı, sevdiği adamın atletini öpüp asmıştı, görmedin.
Bir çocuk kapı aralığından patlayan bisiklet tekerleğini izlemişti pişmanlıkla, ah keşke otobanın yanındaki o yasaklı benzinciye gitmeseydi!
Anne sözü dinleseydi!
Şiirde geçen ‘Yokuşlarda yıldırım gibi giden bisikletini’ sürüyor olsaydı!

Bir başka kadın elinde küçük bir taşla gölden dönmüştü, yorgundu ama dünyanın en çok parlama kapasitesine sahip gözleriyle tanışmıştı.
Bir adam ıslık çalıp ilerliyordu, biraz yavaşlasan şarkısını duyacaktın. Duyacaktın işte.
İşine milyarlarca yıl yaşasan da yaramayacak bir şarkıyı


Biz böyleyiz Kins! Beynimiz ve kalbimiz arasında başlayan savaşlarda eninde sonunda yaşanılacak olanı bekleyen.
Beklemiyorsa bile karşılaşacak olan.
Ve bilmelisin ki kurulan iki cephe de senin!
Kalsan da gitsen de bu senin savaş alanın.
Tanıyor olmalısın bak bunlar senin askerlerin…
Kendinle vuruşurken, kendini koruman gerektiğini unutursan?
Ya bunu unutacak olursan!
Kendini 'hızından koru' Kins!
Bunu organlarında üstünlük sağlamaya çalışmadan tüm varlığın için yap.
Yara almak nedir ki?
Ben çocukken öperdim.
Öperdim, geçerdi.
..
Hızlı olsan da o kadar ilerlemiş olamazsın!
Öpsene, denesene bir!
Hadi…
Hadi!

Pek çok önemli not: Pembe pelerinimi seviyorum!

İlk not; Ahh! Hayat! Seni bu yazıyla kuruyorum. Bende ‘vaha’da koşan atlılar gibi gidecek olursam lütfen alarm çal.

Son Not; Sipariş yazıları sevmediğimden çalıştığım dergiyle yolumu ayıran ben, şimdi mutluyum mesela. Şu deli savaşı yazıp bende kurtuldum galiba.

elçingören 09eylul2011
İstanbul/evim/renkli rüyalar otelim

1 Eylül 2011 Perşembe

Yaktığımız gemileri bize tamir ettireceklermiş!


Yaktığımız gemileri bize mi tamir ettireceklermiş?
Öyleyse tersane'de karşılaşacaklarımın yarısını tanıdıgıma bahse girerim!

Çünkü biz denizin orta yerinde başlayıp, güneşe yaslanan ufuğun gözlerine uzun uzun bakarken,
yorulup sırtımızdaki yükü indirmeye başladığımız bankın diğer ucunda,
çantanın içinden çıkardıklarımız görünmesin diye hızlı hareketlerle siyah poşetlere doldururken bulmuştuk birbirimizi.

Kendimizden utanırken, birlikteyken başkalarından utanmamayı öğretmiştik!
Elimizde, kolumuzda, yüzümüzde islerle buluşup, ezberlediğimiz hayatın üzerinden bir kez daha geçmiştik
Bozmamıştık ama kabul de etmemiştik!

Gemilerle birlikte yaktıklarımızı konuşmamıştık, sessizliğimiz bize öğrenmemiz gerekenleri anlatmıştı.

Yüzerek karaya çıktığımızda kumsalda aradığımız tek şey ''Her şeyin geride kalması'' olmuştu.
Her defasında bulmuştuk.
Bu yüzden gemileri yakmış olmak konusunda kalbimize, uzun boylu pişmanlıklar yerine, mini mini ''sanki''ler doldurmuştuk!
Sanki yapmasak iyiydi! Sanki böylesi daha mı iyi oldu? Gibi cümleler bile türetmiştik.

Her şey 'elbette' geride kalırken,sadece kalbimiz bazen huysuzlanıyordu.
Biliyor musunuz, yanan gemilerin denizde bir yerde olduğunu bilmek bizi kıyılardan uzak tutuyordu.
Bu yüzden açıklardaydık hep!
Bu yüzden gözümüz derinlerde...
Ancak bütün bunlar dün geceye kadardı!

Artık geçmişe dönük olmak üzere, yakılan tüm gemiler yakan tarafından tamir edilecekmiş!
Yandık!
Bu defa kurtulmamız zor.

Haberi aldığımda pervaneler gibi -misafir olduğum- evin her yerini dolaştım!
Ne demekmiş canım!
Ne tamiri?
Baştan söyleselerdi o zaman, bilsek böyle yapmazdık.
Hem ben gemi tamirinden ne anlarım.
Nerde bulacağım, dalga götürmüştür bile!
Uffff yalan haberdir o.
Ya hu, kim bilecek benim yaktığımı?...
gibi deli işi -çılgın işi- cümlelerle itirazlarda bulundum.

Sonra aklıma tanıdıklarım geldi.
Hepsi gemi yakmış onlarca sevdiğim kadın- adam!
Yaşasın!!! Dedim!

Yaşasııııııın!!!

Koca tersanede hep birlikte başka başka gemiler inşa edeceğiz.
Ayaklarımız çıplak.
Pantolonumuzun bir paçası diğerine göre, hep daha az kıvrılmış!
Yani -kimi zaman hayatın derme çatma bulduğumuz- kurallarına bu konuda da uyum sağlanamamış!
Öğlenleri portakallı gazoz içtiğimiz, geceleri seçtiğimiz bir geminin yarısı zor tamamlanmış- iskelet-güvertesinde yıldızlara seslenilecek günler geceler! Gelecekmiş.
E, gelsiiin.
Yaparız biz!
Bir şeye benzetemeyiz o ayrı!

Yooo yo hayır!
Zamanında benzeselermiş yakmazmışız demeyeceğim, biz benzetememişiz.
Hem belki o gemiler zaten bir şeye benzemek çabasında da değilmiş!
Evet evet kesin biz görememişiz.

Aslında yakmasak iyiymiş!
Gemi yapmak, en baştan yapmak bakalım nasıl bir işmiş!

Şimdi bulunduğunuz yer neresi bilmiyorum.
Ve oraya yüzerek çıkmadıysanız,
ardınızda külleri kalmış, onları da deniz yutmuş bir gemi yoksa;
Yani bulunduğunuz yer anlattıklarımı yaşatmıyorsa
şu gemileri yakıp döndüğümüzde''Her şeyin geçmişte kalmış olması'' gerçek dışı görünebilir.

Bazı şeyler söylenerek açıklanamaz ya hani; Bu da öyle bir şey.
Yaşamadan gelmemeniz gerektiğini söyleyemem hayır!
Gemi yapmak zor iş.
Ne gerek var, onca uğraşa.
Anlamasanız, beni hiç mi hiç anlamış olmasanız ya!

Pek çok önemli not:
Haber doğru
Bundan böyle;
Ne gemiler yaktım!
Ne gemiler yaktım.
O kadar yandı ki canım sonunda karşıdan baktım!
Ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım! Şarkısına eşlik ederken dikkat edin!
Böyle kocaman kolları olan görevliler gelip alacakmış hepimizi!
Yakalanırsak tersane'de bulalım e mi birbirimizi?


Son not;
Evimden uzaktayım, sesini özledim, aradım açmadı!
Bana kırılmış, beni suçlamış, beni beni...Ah!
İstanbul'a döndüğümde önce evimin bütün odalarını öpecek sonra, O piti piti adasında sabahlayacağım.
Evim'in önünden yavaş geçin arabalar! Korna çalmayın, uyusun!
Uyuyunca zaman çabuk geçer... Geçer!


En son not;
Bu yazıyla, gemi yakmak tavsiye edilmiyor!
Öperim, öperim hepinizi!
Yara bandı istediniz benden, nasıl acınız biraz hafifledi mi?

elçingören 1 eylul 2001