Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

23 Haziran 2011 Perşembe

YAZ'dım! Size yazdım...

Kalbin içinde yokuşlar vardır!
Ve o yokuşların dibinde sahiller...
Makiler, ölü yengeç sırtları, deniz kızı pulları filan!

Bir omuza yaslandığınızda kendi kumsalınıza inersiniz.
Gelirken yüklendiğiniz bütün heybeyi poponuzun altına serersiniz.
Yükselirsiniz.
Çekilirsiniz.
Bu Med Cezir sizin dilediğiniz kadar gidip gelebilirsiniz!

Dönüşte Eros'un yavruağzı-şeffaf kanatlarının altında bir şeyler olur sonra.
Kırılma sesi duyarsınız önce.
Sırtınızı denize bir yaslayabilseniz bir cayabilseniz kendinizden, o ses dinecektir!

Başınızdaki kavak yeli dinmek üzeredir!
Mantık ayaklanmıştır artık, yaşınızı gösterir!
Bununla da yetinmez.
Bütün doğum günü mumlarınızı biriktirmiştir!
Ayakucunuza atıp huzurunuzdan çekilir!
Nazan Öncel'in söylediği gibi ''Bu mesele derindir!''

Kalbin içinde yokuşlar vardır dedim size.
Yokuşlar biter.
Bana güvenin!
Hepsi biter.

Bir şey başlar sonra
Kimseye ve hiçbir şeye benzemesin diye işaret parmağınızı uzatıp -Şuna! demek istemezsiniz.
Örnekten yoksun,içerikte cömerttir.
Yooo aşk değil.
Aşk diyemezsiniz.
Çünkü bazen bazı şeylerin başladığı yerle ilgilenmek ve varış noktasını seçmek istemezsiniz.
Yolu tanırsınız o ayrı.

Hadi gidiyorum şimdi sahilime !
Öğlen öğlen aklıma düştünüz, 'YAZ'dım, size yazdım.
Öperim sizi Hanımlar&Beyler ;)


elçin gören / istanbul / 23 haziran

19 Haziran 2011 Pazar

Anlaşalım! Gözünün içine baka baka yaptığım yaramazlıkları unutman lazım!

Engin'immm.
Gören'immm
Soyadım benimm!

Boyumu çizikler atarak ölçtüğün duvarın dibine oturdum.
Her çizikte zıpladığımız günlere girmeye çalıştım!
Ne günlerdi ama! Kilo aldığımda alkışlardın.
Beni bilirsin; Zaman makinesinin kapısı olsa tekmelerdim.

Kahramanlığın telefon numaranı acil durumlarda ilk sana ulaşmak üzere aklıma yazdığım günden önce başlamıştı...
Bi kere yakışıklıydın.
Güzel kokarkın.
Bana baktığında dünyanın en güzel manzarasına bakar gibi yapardın.
Sözcükleri yanyana getiremediğim günlerde beni anlar şifreli konuşmamı çözüp dışarı aktarırdın.

Nereden geldiğimi bilmiyordum.
Öğrettin.
Nereye gideceğim konusunda fikrim yoktu, gösterdin.
Tabela oldun!

Tercümanım, rehberim, ilk kitabımı satan kırtasiyem, en çok patlayan şekerler ve leblebi tozu satan bakkalım, şoförüm, arkadaşım, parası bitmeyen bankam, çilek ve gül ağacı ekebilen bahçıvanım, ilk Levis'ımı satan mağazam oldun!

Nazan Öncel, Levent Yüksel, Fikret Kızılok, Gökhan Kırdar, M.Jackson, Yeni Türkü kasetlerini yaşadığımız kasabaya bir kucakta getirten kasetçim
Palyaço diye tutturduğumda oyuncakçım
Dut! diye sızlandığımda gece yarısı ağaç ağaç dolaşan tarım işçim
Deniz dediğimde kaptanım
Balo günü kavalyem
İlk aşkımda işbirlikçim
Nişan günümde destekçim
İlk yayınımda genel yayın yönetmenim

Bir yıl sonra radyo müdürümdün.

Kırmızı saçaklı uçan halın, ıspanağa benzeyen güçlendirici bitkin ve saat 24'ü geçtiğinde bile balkabağına dönüşmeyen arabanla beni korudun.
Hala koruyorsun!

Engin Gören!
Hala gördüğüm bütün denizlerin üzerindeki gemileri sen yüzdürüyorsun.

Bunu sana nasıl açıklarım bilmiyorum ama senin öldüğünü sanıyorlar burada!
Hah

Hahha!

Yalanımı yüzüme vurmazsın.

Hiç yapmadın, yapmazsın!

Bir kez gözlerinin içinden hayret ve öfke geçmişti.
Bütün oyuncaklarımı bahçeye çıkarıp lunapark açtığım gündü o da!
Bahçe kapısına iri yarı oğlanları dizmiştim.
Erken geldin!
-Parayı ne yapayacaksın! Diye çıkışmıştın bana.
Tuhaf bir adam galiba Babam demiş cevap vermemiştim.
Bir gün gidersen peşine düşmek içindi.
Lunaparkımı kapatmasaydın şimdi beni sana getirecek araç kapıda beklerdi!

Konuyu uzatmayacağım
Durum anlaşıldığı gibi, ben sana gelemiyorum sevgilim sen bana dönmelisin!


Uçan halını, güçlendirici otunu, balkabağı olmayan arabanı, neyi kullanırsın bilemiyorum.
Koynunda yıldızları izlediğim Haziran akşamlarını istiyorum.
''Gökbilimci''olmalısın!
Bir kez daha;
Küçükayı takım yıldızını, gökyüzünde ters duran cezveye benzettiğimde gülümseyip,
-Lütfen kuzum bırakın yıldızlar sadece kendilerine benzesin! demelisin

Baba!
Bak gözlerimin içine!
Dön-me-li-sin.

Not1: Şimdi kilo verdiğimde kendimi alkışlıyorum.



Not2:Hey isminde nota saklayan yazıda geçmeyen adam!

Son yıllarda sadece senin yanında kendimi tartıyorum.


elçingören/ istanbul/ 19Haziran

10 Haziran 2011 Cuma

Güven duygusu çocuk şarkıları gibidir!



Ruhumun tahtından bacaklarını sarkıtan en ‘’değerli’’ en ‘’biricik’’ duygusu neydi?
İçimdeki ses ‘’Güven’’ dedi
Bana inanmazsan ayaklarına bak!
işte O!


Şu an bütün duygular tek sıra halinde önümde duruyor.
‘Güven’ kendinden emin elleri cebinde!
Öyle ki

bir kibir, bir havailik!Bunca yıl el ele yürüdüğüm, beş çaylarında buluştuğum, geceyi sabah ettiğim his haddini bilir de o diğerleriyle anlaşamamak bir tarafa yan yana getirdim diye yüzünü asar.


Yoksa haklı mı ne?Ne çok şeye gereğinden fazla ‘teslim’ olduk düşünsenize.
Her seferinde onu içinde aradık.
‘Sarsanları’ yaşam boyu affedemedik!
Şimdi düşünüyorum da;
Kendini önemsemesini başlatan düğmeye biz basmadık mı?
Bizi görsün diye uzaklardan çok uzaklardan ateşi biz yakmadık mı?

Başka neler mi yaptık peki?
Aşkın kucağına hooooop diye oturup çenesinin altından bulutları izlediğimizde çağırdık güveni!
İş toplantılarının orta yerine buyur ettik.


Onun olmadığı proje toplantılarında konuşmalar havada gezdi asla konmadı, konamadı!
Emlakçı’da beğendiğimiz evi kiralarken üzerimize giydik, topluluğa hitap edecekken gözlerimize doldurduk, başlarken ve bitirirken sözlerimize etiketledik!


Fırtınalı okyanusları, yüz insan boyundaki binaların tekinsizliğini, ucuz olduğu için -tercih edip pişman olduğumuz -halk otobüsünü andıran uçakları, hastalanan bir sevdiğimize huzur katkılı tesellileri ‘’güven’’sayesinde geçtik.


Benim için şöyle de bir yanı var!Kapısını ne zaman çalsam içeri alan, eli yüzü son derece düzgün cinsiyetiz biri o!
Kusursuza öyle yakın ki bir gün ölecek ya da kendi üzerinden dökülecek olsa kimsenin bedenine yerleştiremem gibi!
Bazen yanından -omuzlarımı silkerek- bana verdiklerini değersizleştirir gibi ayrılsam da hiç gönül koymadı diyebilirim.
Gözlerinin ta içine bakıp teşekkür ederek sohbeti sonlandırdığım olduysa da sayı olarak sözünü etmeye değmeyecek kadar az olduğunu da burada belirtmeliyim.
Ancak kapıdan çıktıktan hemen sonra her defasında bir parçasını kesip-koparıp bana verişine gizli bir hayranlık duyuyorum.
Gizli, çünkü açık edersem diğer duygular gibi beni bir gün ortada bırakabilir!

O ‘’güvenin ta kendi’’ olduğu halde bunu nasıl düşünebiliyorum peki?Bunu anlatabilmek için ‘’Kuşkunun’’bir özelliğinden bahsetmeliyim!
Tanrı ‘’kuşkuya’’ışık hızında bacaklar vermiş.
Çağırıldığında binlerce mil öteden geliyor!
Öyle nefes nefese de değil!
Gayet sağlıklı, dingin.
Bu yüzden güvene olan hayranlığım kapıda belirdiği anda kuşkunun bacaklarındaki kuvveti düşünüp düşüncelerimi sinekler gibi kovmaya başlıyorum.
Gelir ve gecemin tadını kaçırır neme lazım!
Bazen başarıyorum bazen olmuyor!
Kuşku sinir suratlı bir şey ama temkin duygusunu cebinden düşürmüyor.
Bu yüzden onu seviyorum!


Ancak bildiğiniz gibi bizden uzakta olan sevdiklerimizin enerjisini kontrol edemeyiz.Yanımızdayken bir şeyler ters gittiğinde -bizi daha az sevdiğini hissettiğimiz, özensizliğine şahit olduğumuzda- olaya hemen el atarız.

Mesele şu ki;Uzaktaysa, portakal rengi bir günü hangi enerji düzeyinde başlatmış bu enerjinin içinde sizin olduğunuz dilimi ne kadardır-yeterli midir- bilemezsiniz!
Bir saat bile Uzak! Kaldığımızda tedirgin oluyor seni çok merak ediyorum! cümlesini ne zaman ve kimden duysam hemen önüme kırmızı-sarı ışıklı bir top düşer!Sonra alarm çalmaya başlar.
Bu besbelli benim enerji düzeyimin ne âlemde olduğu birinin hoşuna gitmiyor! Demektir
Oysa bu deliliktir!
Biri beni her an hep aynı kalp atışı eşliğinde sevsin istemem.
Kimseyi böyle sevmeyi de beceremem.
Yapamadım.
Hiç olmadı.
Elbette sevdim. Ama süreçler içinde azalıp çoğaldığı oldu.
Ben kalbimi böyle anlarım ki!Neden benim düzeylerimle çıkılıyor yola.
Neden bir diğerinin düzeyi ile çiziliyor rota!


Hayatın kendine yazdığı şarkı bile her an değişiyor!
Yalan mı ama?
Saçma! Nerden girdik ki bu konuya!


Güven duygusuna tekrar dönecek olursak;Hepimizin ruhu için kilosu-boyu ayrı biçimde tahsis edilmiş bir ‘’güven’’duygusu vardır.
Yani bir standarttan söz etmek zor!
Onu adım atmaya başlamadan da önce örneğin sıvı-katı gıdaları yutmaya başladığımız anda koparmaya-kesmeye başlarız.
Belli bir yaştan sonra araya mesafe koyar.
Yani kapısına dayanıp istememiz gerekir!
Hayır demez ama daha önce söylediğim gibi zaman zaman suratını asar
Veee tam beş karışa kadar sallandırabilir o suratı aman dikkat!

Ama biz neden bazen ‘ekonomik’ bazen ‘yağmacı’ oluyoruz!Kendimizle ilgili meselelerde hepimiz iktisat-maliye okumuş gibi ‘’güveni’’ hesabını yapıp alıyoruz.
Ancak konu ‘bir başkasına o duyguyu hissetmek’ için olduğunda iş değişiyor.
Bir gün önce küçük boy şeffaf buzdolabı poşetiyle gittiğimiz güven duygumuzu
tanıştığımız yeni biri nedeniyle el arabasıyla selamlıyoruz!
O da olmadı ceplerimizden katlanabilir çantalar çıkıyor.
Boyumuz ne kilomuz ne?
Nasıl taşırım taaa hayatıma kadar bunları demeden yükleniyoruz!
Zaten suratı da gülmemişti yolda bir de bunu dert ediniyoruz!

Sona geldiğimizde;Güven’e eğilip , -Ah benim küçük elli güzel suratlı güven duygum! Nasılsın? diye sorduğumda bir şeyler oldu.
Önce odama yorgunluktan bacakları titreyerek giren onca eskimiş his ayağa kalktı.
Sakinleştirmem zaman alacak sandım ama şimdi sesleri azaldı.

Ben ne mi yaptım aslında?Geçtiğimiz hafta aklımı kaçırmış gibi, değil el arabası gördüğünüz en uzun trenle kapısına gidip ondan kendini istedim!
Böyle olduğu gibi bütün halde.
Tanrıya şükür ki sadece kolunu koparıp verdi.
Şimdi onu yerine dikmeye çalışıyoruz.

Hatırlarsınız!
Böyle büyük parçaları sadece başkalarına karşı güven hissetmek için aldığımızı söylemiştim.


Ne oldu peki parçamız?Tam kullanacakken vazgeçtim gitti!
Onun gözbebeklerine yakın bir yerden şöyle dedim; Şu an hissettiğim şey sadece güven! Ama belki bu doğru değildir.
‘’Güvenin’’şu an burada olmasını çok istediğim için bir yanılsamadır olup bitenler.


Şimdi ne olacak?
Güvenimin kolu artık yerinde.
Sarılıp uyuyacağımızı sanıyor ancak ben sabaha dek dikişlerini öpüp onu iyileştirmek için portakal rengi bir güneşi bekleyeceğim!


Böyle işte.
İşte böyle!


Sevgilerimle e.


Pek çok önemli not:

Güven duygusu çocuk şarkıları gibidir.

Evet!

İçinde mutlaka bir ağaç, bir güneş ya da iyi dilek vardır!
elçingören gri
10 haziran2011/ 01:10/istanbul

8 Haziran 2011 Çarşamba

Sezen Aksu ÖPTÜM! Mmmm

-Sezen Aksu bu ülkenin ecza deposudur! İlk yardım çantasıdır, yatakta tedavisidir!
Bu gece http://www.elcingoren.com/ 'da- yazıp sosyal paylaşım sitelerine yolladım gitti!

Kendimi mecbur kılmasaydım siz bu yazıyı okuyamayacaktınız.
Benim içimde bir yerlerde gittiğim ülkelerin, sokakların arasında gezecekti ama sizin hayatınızda bir gün onu dinlerken hatırlayabileceğiniz ve belki işte tam bu sebeple aramızda oldurulmuş değil kendiliğinden örülen bağdan söz edemeyecektik.

Bugün uzun cümleler kurmamak ve reklam diliyle ‘’slogan olmak’’çabasının kaptanlık yaptığı gemiye binmeyeceğim.
Zaten ne zaman binsem karaya yüzerek çıkıyorum.
Hiçbir sınır istemiyorum ortalıkta! O kadar.

Şu an yeşil bağın üzümü!Yola diktim gözümü…Diyen çok sevgili Sezen.
Evimde, hayatımda, ben nereye sen oraya dolaşırsın da bir kez halini hatrını sormamışım!
Nasılsın?

Yalnız Kullar(Tanrım)! dediğin gün ben dünyayı görmemiştim bile.
Sonra büyüdüm 4 yaşımda kalabalık bir parkta avaz avaz Bir münaLAAAsipppppp Kocceaaa! şarkını söylediğimde annemi mahçup eden halimi verdin kucağıma.

Büyüdüm.
Giydim gelinliğimi oturdum nikah masasına.
Yol arkadaşımmmm! Dedim.
Sen Onno’ya ben başkasına.
Onno şarkıyı duyduğu gece sana bulut oldu.
Şehrimize düştü gözyaşları. Biz yağmur sandık.
Sen koruya bakan balkonunda gülümsedin öyle değil mi?
Turgut Uyar’ı anıp yağmur değil bu benim bir gizli bildiğim var! Dedin.

Çok geçmedi duvağımı çıkarıp yere attım!
Bir dostumun mesajıyla bana not gönderdin;
Geçer, geçer daha öncekiler gibi bu da geçer! Neler neler geçmedi ki!
Şimdiye dek hep doğruları söyleyen sen bu defa yanılmış olabilir miydin?
Yine haklıydın.
Bir baktım umduğumdan iyi geçti yaz!
Elvis Presley’i sever misin?
Besame Mucho’yu ne zaman söylese diğer kulağıma ‘Şen’ şarkını üflersin!

Şimdi bunları duyduğuna göre senin o gri-bej dantelli kalbinin benim gibi kaç çocuğu büyüttüğünden de söz etmeye başlayabilirim.
Saçlarımızın kalbinin rengini aldığını fark ettin mi?
Seni sevdik.
Böyle toplandık hep birlikte sevdik.
Televizyonun ilk çıktığı yıllardaki gibi evinde olmayanlar olanlarda toplandı.
Şarkılarını bölüştük gece yarıları, gün ortaları, sabahın ilk ışıkları.
Senin neredeyse bütün zamanlarımız için söyleyecek bir sözün vardı.
Oturduk dinledik.
Kalktık dinledik.

Kim bilir kaç öpüşmemizde,gözyaşımızda,sevgiliyle buluşmaya giden tedirgin yolumuzda duyduk seni.
Şarkını söyleyip uslu uslu oturdun.
Siz yaşayın yeter ki ‘aşk’olsun dedin mi içinden?
Bende hepinize yetecek kadar yara bandı yok ama bir çaresine bakarız diye düşündün mü?

Günahıyla sevabıyla onca odadan geçtim Sezen!
Sevdanın kanatlarında kızıl günbatımlarına uçtum,
Tek başıma dönüş yoluna düştüm sonra!
Giderken ‘’Erkek Güzeli’’ni söylüyordun bulutlarda.
Dönüşte Biliyorsun’ işte;

İnsan acılarla kıvransa da ve o aşkta bir daha doğsa da dünyasını yeniden kursa da düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar! Diyordum bende.

Düğün ve Cenazede’de birlikteydik! Sufle gibiydi sesin yanımda durmuş ‘AllahınVarsa’yı söylüyordun
'Gittiğin o gece ardından iki kadın uyanıp ağlayacak.
Biri annen, diğeri ben. Benim biraz ahım kalacak!'

Sanki oradaymışsın gibi ne bildin içimde olup bitenleri.
Benim ona ne dediğimi, onun bana ne söylediğini?
Hepimiz 'aynı aşktan' geçeriz onu belledim de
Her aşk bizden ‘başka türlü’ damlar yerküreye
Hep bu SEFER başka! Diyerek çıkıyoruz ya gemiye.
Bak doğruyu söyle
Komik buluyorsun bizi değil mi ?

Senin de gözlerinin takıldığı denizlerin bittiği zamanlar olmuştur.
Başka şarkılardan ‘Deniz bitmez!’telkinini alabildin mi?
Yetebildi mi evren sana?
Biz böyle toplanıp sevdik seni de işine yaradı mı söyle?

Son yıllarda ne zaman ‘Yine mi güzeliz yine mi çiçek!’ Desen Kirli muşamba masa örtüleriyle Madam Despina kapıda belirdi.
Onu da getirdin bıraktın hayatımıza.
Daha ne yapacaktın.İyi yaptın…

Biliyor musun sana diline dolanabilecek, hiç karışmadığın bir şarkı hediye edebilmeyi isterdim.
Bunu başarabilmiş olsam;
Bize iyi gelen ecza dolabının kapaklarına yaslanıp gülümser miydin?
Bütün ilk yardım çantaları sensin Sezen.
Sensin!

elçingören/08haziran2011/02:30/İstanbul

Pek çok önemli not:
Son günlerde Öptüm! Dediğin yerden, öpüşünden başlayan şarkılar dinliyorum senden.
Geldiğin iyi oldu.
Yaz başladı.
Yaz başlamalıydı sahiden!

Not:Hani ‘GİDE GİDE AZ GİDİP UZ GİDİP KAF DAĞINA GİZİNİ ARAR SAADETİN DÜNYALILAR!’Dersin sen.
Bir tek hakkım olsa sanırım işte bu şarkıyı yazmış olmayı dilerdim.

Not:Şanıma inanma! Diyorum, diyorum, diyorum!
İnanıyorlar yardım et bana.

Not: Onun şarkılarından zevk alıyorum. Haz değil.
Çünkü haz sadece bedenin hissedebileceği bir şeydir!

Not:Birine seni seviyorum demediğinizde kıyamet kopmuyor!
Yazı boyunca hiç yazmamışım ama nedeni başka hiçbir duygu ile açıklanamazdı.
Şimdi size alt metin okuyup kendi zihnimin bile dışına çıkmışım yazarsam bana ‘Deli’ dersiniz.
Lütfen çekinmeyin!

Son not:
Bütün yazılarımı iftiharla sundum.
Şimdi ise elçin Mahçup!
Nedenini bilemedim şimdi.
Ama güzel bir his bu!

6 Haziran 2011 Pazartesi

Sevgilerimle e.


Başlarken;Oniki yaşımda durup dururken yerimden zıplayarak;
-Ben en iyi hangi işi yapabilirim? Benden ‘’en iyi’’ ne olur? Diye sormuştum.
Fonda Michael Jackson! You are not alone!

Şarkı yalnız değilsin! Dese de öyleydi!
O gün yalnızlığın kendimi -çok- sevmeye başladığım gün toprağa atılan bir tohum olduğundan habersiz yola çıktım.
Evimiz Erenköy’deydi.
Yanaklarım kızarana dek heyecanla kalbimi tuta tuta Caddebostan’a koştum.
Aklımda yalnızca ‘’sorum’’ vardı!
Bunu neden yaptığımı sormayın! Ancak çocukluk değildi, bunu anlamıştım.
O an ilk kez büyüklerden aldığım kokuya benzer bir şey duymuştum kendimde!
Büyüklerin yaptığı şeylerden birini; Kendim için bir şeyler düşünmüş olmayı denemiştim.Ve şu an gibi hatırlıyorum ki; Terimi sevmiş ve gülümsemiştim!

Peki sonra neler oldu?
Bir karar verdim.
Yapabileceğim en iyi işle -pek çok sevdiğim- kendime ‘’dünyayı’’sunacaktım!
Bütün meyvelerini, denizlerini, dillerini, müziklerini…

O günden beri kendimi şu sıralar yaşadığım mutluluğun karşılama törenini yapmaya hazır etmiştim.
Yıllar boyunca; Amacıma çıkan yolları kaçırmamak için hayalimin göğsünde sabahladım.
Hayatı ertelemedim ama herkesin dilediği kadar kalmasına da imkan tanımadım.
-Bir başkasının hayatına girdiğinizde -yaşamanıza dahil etmeye söz verdiğinizde ne olur bilirsiniz. İki kişilik kararlar verirsiniz-Tam burada ne yazık ki ile cümleye başlayacakken birden vazgeçtim. Şöyle diyeceğim iyi ki kimseyi ama hiç kimseyi şimdiye dek ‘’aşk’’ adıyla anılan duygunun kanatlarını taşırken görmemişim! Görsem dayanamazdım. Ve belki kendimi gerçekleştirme çabamla kanatları çoktaaaan değiştirmiş olurdum. Ve şimdi bana bir ilişki varken insan illa hedefinden mi olur? Diye soracak olursanız. Ben aşk denen duygunun kanatlarını taşıyan biri dedim. Aşk demedim! derim size-

Hayat peşimde!
Otuz yaşıma yarım yıl kalmışken ‘’ yalnızlığımın’’ koca gövdeli bir ağaca dönüşmüş olmasından haz alıyorum.
Artık o kadarda narin değil, dilediğim kadar sıkarak sarılabiliyorum.
Nasıl ki fırtınada sallanan askı tabelalardan, kaygan yoldaki hızın yolu güvensizleştirmesinden, uçağın yağışlı havalardaki sarsıntısından kendinizi korursunuz işte ‘’kendini çok sevme’’ duygusu da böyle.
Öyle değerlisiniz ki bir çift gözde atlas görmeden içine düşemiyorsunuz!Kendinizi oturttuğunuz tahtın kenarına dizilmiş sultan sofralarında
sözüne, sesine, aklına, hayata duyduğu özene ve sizden önce yaşadıklarının onu neye çevirdiğine bakmadan aşağı inmiyorsunuz!
Çünkü kendinizi çok severek çıktığınız yolda şimdi açığa çıkamayacak kadar derinlere yerleşmiş sözcüklerden geçtiniz.
Onlar herkesten önce kendinize söz, sözler vermeyi öğretti.

Bütün bu ‘’araya belli bir mesafe’’ durumlarından sonra,
‘’Dokunma ve dokunulma’’ hissinizi kaybetmediyseniz de her hatırladığınızda dalıp derinden bulmuş olmayı tattınız demektir!
Bu yüzden belki benim gibi sizde sırf kendinizi çok sevdiniz diye kimsenin oyununda ‘’kalıcı’’ bir parça olamadınız.
Durumun sonucunu zorlaştıran şey de burada mı başladı?
Öyle ya, zaten kimsenin oyunuyla uğraşmadınız.

Sizde 'siz' varsınız!
Daha değerli bir parçanın olmadığını bildiğinizden hiçbir şeyin ardından koşacak biri olmadınız!
Oysa bir kurtulabilsem kendimden! dedim.
Bunu kesinlikle söyledim! diyorsanız vardığınız yeri de hesapladım.
En fazla üç adım uzaklaştınız…

Şimdi gelelim karşılaştığımız bu sokağa.Gördüğünüz gibi hala ışığın ve sesin, zamanın ve izlerinin ‘’dünyayı’’oluşturduğu yerdeyiz.
Bir oyun kurdum gitti!
Ve hayat bana ‘’Aferin!’’ Dedi.Artık sizin de bildiğiniz gibi ilk adım yıllar yıllar önceydi.
İskeletimi, işimi, her şeyimi kendime sorduğum tek bir soruda buldum…

Uzaktan görüyordum hayalimin elinde kuş vardı.Ben yaklaştıkça avuçlarını kapatırdı.
Şimdi yanındayım!
Benmişim İÇİNDEKİ!
Avuçlarını bir açtı, kanatlarımı aldım.Gidiyorum…


Birşeyinolmasınıçokistiyorsanızkardayağmurdayalnızlıktaişlerfenahaldekötüye
gitmişken-birmakaraolduğunuzuvarsayarsakucunukaybettiğinizvebulmayaçalıştıkça
kendinizedolanıpdurduğunu
-kötüçokkötüanlardaileamacınızdanaslaaslabaşkabiryerebakmayındenizfenerlerini
severmisinizsevinonlariyidiryolgösterirvazgeçmeyinveondanbaşkahiçbirşey düşünmeyinbendenedimoldubunubilin.

Sizde başkaları için hazırlayın!
Abcdefgğhıijklmnoöprsştuüvyzwqx!

SON NOT:
Ve belkide bütün bu olanlar kendime söylediğim o şarkıyla başlamıştı.
Hatırlıyorsunuz değil mi? MJ bana eşlik ediyordu!

Ağladığını duydum sandım, gelmemi istediğini
Ve kollarıma almamı seni.
Dualarını duyabiliyorum
Yükünü ben taşıyacağım!
Ama önce elini vermen gerek.
elçingören 06haziran2011 02:20İstanbul

4 Haziran 2011 Cumartesi

Ben hiç normal biri olduğumu söylemedim!

Hep uzun yolları sevdiğim için hayat bana yolcu olmayı öğretti.
Molalarda sabaha karşı tıngırdayan çay kaşıklarının sesini duymak, güneşin batışına doğru araba sürerken esen rüzgarı koklamak, derin nefesler alıp vermek, yaşamla kendimi eşitlemek.
-En son ne zaman içinize böyle bir rüzgar doldurdunuz? –

Bahçeme Palmiye ekme hevesim kursağımda kalacak, birine-bir şehre- bağlanma duygum gerçekleşemeyecek olsa da ‘’gitmeyi’’ seviyorum.

En önemli kararlarımı yolculuklarımda aldım.
Biri hariç her biri ayrı ayrı doğruydu, yine olsun yine yaparım hepsini...
Fonda Klasikler ile beraber vites değiştirdim, geçtiğim yaşamları gözledim, uyudum uyandım, sohbet ettim, dinledim...

Giderken yeşilin neredeyse bütün tonlarını seçebilmem için karşımda durmuş ormanlara baktım uzun uzun...
Kışını ve yazını düşündüm tepelerin...
‘’Yalnız ağaçların’’ yanından geçtim.
Bozkır ortasında komşusuz evleri kareledim.
Söğüdün aralıklı gölgesinde oturup, araba geçince toz kalkan yolları izledim.
Bana iyi gelen sözler vardı, onları tekrar ettim.
Sonra yine gittim...
Yine yine...
Gideceğim yine.
Şimdiye dek birinde bile kalmayı aklımdan geçirmedim.
Bazı yaşamlar gitmek üzerine kurulur, bunu uzun uzun anlatabilmeyi dilerdim ama;

ALINIRSIN SÖZLERİMDEN...
SENDEN VAZGEÇTİM BEN! diyebildim.

‘’HAYIR’’demeyi çok küçük yaşta öğrenebilmiş bir kız çocuğundan,
kendi özgürlüğünün üzerine‘’SULTAN’’olsa tanımayacak bir kadından daha fazlasını bekleme.
Kelimelerle böyle oynadığıma da bakma.




Zira içinde kalp olan 'şeylerde' fena çuvallıyorum.

Sana geldiğimde nasılsa öyle; Bildiğin gibi başlıyor benim misafirliğim.
Önce bir güzel yerleşiyorum ama gözüm bir süre sonra seyahat rehberlerine, gidilmemiş görülmemiş uzaklara kilitleniyor.


İnsanın bütün evlerinde hazır bir valizinin olması ne anlama gelir bilir misin?
Bu biraz, içinde gidişi –bir tür ayaklanmayı- tetikleyen binlerce kişiyle birlikte yaşamak demek,birazda kimse ve hiçbir yer için güvenilir olamamak.
Dışardan baktığında güven duygusu verebilirim ama inan o duygunun gerçeği yok bende.

Şehirlere, limanlara, ışıklı sakin yollara tutkunum.
Başımı alıp gitme halimle kendime iyi geliyorum ben.
Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında
Acının yüz ölçümü yeryüzünden çokmuş aslında* diye diye hızlanıyorum otobanda.
Bilmediğim yüzlerimle bende her gün karşılaşıyorum aynamda.

Seninle uçağa, vapura, bisiklete, tramvaya ve kamikazeye bindik.
Farkında mısın yalnızca bir mevsimle ne çok şey biriktirdik.
Her ülkenin bir adası olmalı düşünceme gülümsemiştin,
bilmediğim dillerde konuşanlarla beden diliyle anlaşmaya çalışırken komik olan beni,
ruhunda neden bu kadar derine yerleştirdin?

Ben hiç normal biri olduğumu söylemedim!
Bu yüzden senden bağışlanmayı dilemeyeceğim...
Bu bilgi notu gevezeliğimin ürünü, uzun uzun okuyup kendimi yormayayım dersen;

ÖZETLE
SENDEN VAZGEÇTİM
BİLGİNE.

elçingören
23mart2010
02:47
GÜNEY/TR
*Sezen AKSU

Not 1:
Bu yazı Marmaris'teki evime veda cümlelerimdir!

Biliyorum, biliyorum gerçekten normal değilim!

Ancak ne demiş yazar;Sevdiğiniz kişilere dikkatli bakın.Az da olsa mutlaka çılgın bir yanları vardır!

Not 2:
Dinlemek isteyenlere evimin şarkısı;
A Lovers Concerto Va Romance De Moure...

3 Haziran 2011 Cuma

BİR BULUŞ GİBİSİN *


Bütün başlangıçlar gibi içinde heyecan taşıdı buluşlar
OLMALI, OLACAK! Diyen dirençli bünyelerin anısı olmaktan çıkıp hayata taşındı icatlar.

Gemiye bindiğinde onu icat edenin kim olduğunu merak edenler,
Binlerce metre yüksekten bulutların arasında bu uçak nasıl akıl edildi diye düşünenler

Stetoskop ‘un adı neden stetoskop diyenler var mıdır benim gibi?

Çekmecelerin arasında sıkışmış sinema biletine bakıp ‘’ne yazık ki benim anılarım kimsenin bir işine yaramıyor’’ demiş midir içinizden bazıları?

Marquis de Jouffroy d'Abbans ilk buharlı gemiyi yüzdürdüğünde ayakları ıslaktı.
Paçalarını üst üste kıvırdı, güverteye geçti, bilekleri güneş yanığıydı.
Bu kez bu gemi yüzecek, okyanus buhar gücüyle geçilecekti.
Kim bilir aklında başka neler vardı gemi limandan uzaklaşırken…

Montgolfier Kardeşler sıcak hava balonunu başarıyla uçurduklarında ceplerine rüzgâr dolmuştu.
Birbirlerine bakıp şarkı söylediler, bazı kelimeleri tepelerin üzerinde kaldı.
Uçmak şarkı söylemek gibi bir şeydi, uçmak özgürleşmekti…

Galileo, sevildiğini hissettiği anlarda bir gözbebeğinde kaybolmayı istediğinden mi cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop yapmıştı?
Yıldızlardan çok, ayın pürtüklü yüzüne mi bakmıştı?
Bir buluş gibisin! Diyen Cemal Süreya ‘’Sevda Sözlerinde’’ birine en yaratıcı cümleyi kurmuştu işte.
Bu başlı başına bir buluştu!

Bütün bunlar şimdi hayatımızı kolaylaştıran makinelerin, sayısız aletin başlangıcı oldu.
Başlangıçları hep sevdim.
Başlangıçların, ortalama dediğimiz yere kadar ilerleyip sona doğru kıvrılacakken durduğu bir yer vardır.
Keşfetmenin kusursuz notalarından bam bam ayak seslerinizle yürür,bazen koşarsınız ya.
Hiç bitmesin hiç bitmesin! Diye başlanan günün orta yerinde birkaç saniyelik duraklama anında,
haylaz cüceler saati havalara atar ve sonra önünüzden sürükleyerek geçirir!
Kimse görmez , siz en ufak ayrıntısına kadar hatırlarsınız o anı.

Böyle anlarda;
UFUK ÇİZGİSİNE DALIP GİTTİĞİNİZİ SÖYLERLER Mİ SİZE DE?
Öyle ise ucundan gördüğünüz bütün denizler kıyısına çekecektir sizi olanca gücüyle!
Birinin Legolar gibi birbirine eklenen parçalarına bakıp hayatınızla uyumunu ölçtüğünüz bütün buluşmalar icatların ilk günleridir.
Ayaklar ıslaktır, bilekler güneş yanığı…
Cepler rüzgâr dolu, tepeler şarkılı!
Her elde bir mercek büyümüş müdür gözbebekleri?
İsmi nedir? Neden öyledir?

Yaşayıp geçmeden;
HANİ NERDEYMİŞ BUNUN MUTLU SONU? Demeden önce
Başlangıcın tadını doya doya çıkarma vakti gelip çatmıştır.

BİR ÖNERİ; İŞTE TAM O ANDA, SAKİN OLUN VE BİR OT GİBİ HAREKETSİZ DURUN!

Olur ya ;Bir gün ‘’Bir Buluş gibisin!’’diyen Cemal Süreya ile sözleştiğiniz olur benim gibi.
Oturur icatlardan söz edersiniz.

Size bir şeyi icat etmenin en güzel tarafının başlangıcı olduğu söyler.
İçinizden, böyle birçok hikâyenin ortasını ve sonunu değil de hep başlangıcını sormamız belki bundandır! Dersiniz…
Aşk da bir buluştur!

Hayat hepimizi icatların içinden geçirir.
‘’O’’ kimi zaman;
YOLUMUZU UZATAN BİR REHBER DE OLSA, KEŞFETMEYE GİTMENİN BİR TADI VARDIR İŞTE!

Ardımızda ekmek parçaları bırakamayacak olsak bile,
geri dönüş için güven dolu bir yolumuz kalmayacaksa da GİTMEK GÜZELDİR!

Yeni bir çağ doğar her sabah, yeni bir haritadır insan kendine.
Sınırlarından geçip gider.
Birine kendinizi yeniden -en başından- anlatmaya başlarsınız fark etmeden…
Kaç başlangıçtan geçip buraya geldiğini hatırlamazsınız bile.
Bir şey vardır orda karşıda bir yerde
Ne buharlı gemiye
Ne sıcak hava balonuna
Ne teleskopa benzer.

SİZİN BULUŞUNUZ BAŞKA, BAMBAŞKADIR!
MUCİTLER İCATLARINA İSİMLERİNİ YA DA SOY İSİMLERİNİ VERMİŞLERDİR YILLAR BOYUNCA.
E ARTIK SİZ DE BİR ŞEYLER DÜŞÜNECEKSİNİZDİR BU HARİKULADE BULUŞA!

Elçin Gören
22nisan2010
*CEMAL SÜREYA

ELÇİN’ DEN ÖNERİ;
•Yazı boyunca LOU REED-PERFECT DAY dinlendi
Bu şarkı beni denizin en mavi olduğu, mavinin nasıl böyle mavi olduğuna hayranlık duyduğum KKTC –Dipkarpaz /Yeni Erenköy’e götürdü.
Bir gün yolunuzu oraya düşürürseniz, bu şarkıyı da yanınıza almanız önerilmeli,
ayrılmak istemeyecek olursanız hak verilmelidir!

•Kütüphane düzenlemeleri her zaman iyi gelir.
Yıllardır dokunmadığınız yazarların ciltleri mutluluk verir, bunu denemeli

•Birkaç günlük tatil planları yapılmalı
Ofis ofis nereye kadar! Bunu atlamamalı
İçinize bir gitmek duygusu yerleştiyse GİTMELİ
Ama özlerseniz KAHRAMANLIĞA GEREK YOK, GERİ DÖNÜLMELİ!


MAG Dergi Haziran sayısında yayınlanan elçingörengri köşe yazısını okudunuz;)

2 Haziran 2011 Perşembe

Beklemeyin; Dizinize kapanmam! Ama rüzgârgülü olmamı isteyin, dururum çıt çıkarmam...

Tekrar yayını; Nasıl olsa Mayıstan sonra gelecek 'yaz'lara...


Komodini yerinden kaldırmak, artık fesleğen değil de mine çiçeği yetiştirmeye karar verip soluğu fidancıda almak, adımı ve yaptığım işi değiştirmek gibi küçüklü-BÜYÜKLÜ! bütün bir hayatını ters yüz etmek isteyen elçin'i gördüm bu öğlen...
İyiydi! Sessizdi ama iyiydi.
Pis bir gülümseme dudağının kenarında! ''Pis'' belki ''Temiz'' gibi bir şeydir aslında…


Kelimelerin anlamlarından çok önce dudaklarıma yerleştiği zamanları düşünüyorum bu ara.
Bana bakmayın siz! Ben çoban yıldızını, yalnız ağaçları, yazın yol kenarında satılan böğürtlen reçellerini bile düşünürüm ara ara.



Evimden çok uzaklarda bir yerde unutup geldiğim bir yaşamım bile vardır belki.
Aranızdan biri çıkıp gelse ve bana bilmediğim dilde bir şey söylese şüphe duyabilirim ’’şimdiki bağlarımdan’’
Bu defe açıklayıcı olduğuna eminim!
Daha önce defalarca belirttiğim gibi; BEN HİÇ NORMAL BİRİ OLDUĞUMU SÖYLEMEDİM.


Yeni yaşıma yaklaşıyor takvim. Biraz tedirginim.
Daha ne gördüm de, yenisi geldi! Diyecek kadar nezaketsiz olabilirim!
Size yazarken odama Adam Fawer geldi.
"Nokta her zaman bir son demek değildir, bazen kendinden sonraki harfin büyük olacağını gösterir" Dedi.
Öyleyse seninle büyük ünlü uyumunu da konuşabiliriz dedim! Bu ''Olasılıksız'' mış...
Yazının akışını değiştirmek için yaptığına bahse girerim.
Ne güzel ''geleceği''ele almışken, saati sordu birden, şimdiye işaret etti.

Sizin olmadığınız bir Ocak gecesinde yazdığım ''bu tuhaf şeyleri ''aynı yılın yaz aylarından birinde balkonda asılı iyot kokan havluların arasında okumanızı istiyorum.

-Şimdiki zamana ait her şeye nokta koyup, büyük harfle başlamayı seçiyorum!

Kelimeler GERÇEK BOYUTUNDA dolaşabilseydi sizinle bunları konuşuyor olmazdık

Bu arada Fawer durumu açıkladı.


Yapmak istediği zamana işaret etmek filan değilmiş, şu noktalama işaretli cümlesini fısıldayıp gitmek istemiş, tek amacının bu olduğuna inandım önce.


Sonra ona inanmaktan vazgeçtim.


Küçük İskender'in öpücüğü gibi; Bir nedeni yok işte, sadece vazgeçtim-

Ben aslında rüzgâra kendini bırakmış, güneşi emen, birkaç kum tanesini kumsaldan izinsiz alıp eve getiren o havlu olmak istiyorum yeni yaşımda.
Bu satırları yüksek sesle okumanız halinde yaklaşabilirim göz koyduğum ‘’yaz’’ınıza.


Bunu yapar mısınız?
İnsan arabasını, evini, yatağını, kimi zaman düşünü paylaşır bir yabancıyla…
Ben ‘’yaz balkonunuzu’’ istiyorum.
Beklemeyin; Dizinize kapanmam! Ama rüzgârgülü olmamı isteyin, dururum çıt çıkarmam…

Evine girdiğinde elektrik düğmesinin yerini bildiği gibi; İnsan kendi hayatının yollarını bilir!
İzini tanır,
gölgesinden çıkarır gelip geçeni,
adım seslerinden bilir merdivenin son basamağına geleni.

Ancak bilirsiniz işte bazen yollar bir yere çıkmaz.
Böyle anlarda; Bütün kestirmeler, ezberlenmiş şiirler gibi gelir, en fazla tek nefeste geçersiniz üzerinden…

Ben ışığın yerini bilmek istemiyorum bu gece!
El yordamıyla ilerlemek
bibloları kırıp dökmeden, ayağım halının muzur! ucuna takılmadan salona ulaşmak istiyorum

Yoo Kahraman çıkarmaya çalışmıyorum!
Sadece ‘’çok güvenli limanlar’’ ‘’nasıl olsa mayıs sonunda gelecek yazlar’’ bana göre değil!
Erken bir ‘’yeni yaş’’ hediyesi bu;
Bütün bir hayatını ters yüz etmek isteyen elçin'i gördüm bu öğlen, sessizdi…

İşte o elçin komodini kaldırdı, mine çiçeği değilse de gidip limon ağacı aldı!
Fidancı, fesleğenlere ne oldu dedi? Gözlerimdeki vazgeçişi limon ağacının toprağını bagaja koyarken okumuştu.
Bu iyiydi;
İsmimi ve işimi bilmiyordu!


Şimdi gelelim yaz’a!
Ne oldu karar verdiniz mi?
Arabamı,
evimi,
yatağımı,
kimi zaman düşümü paylaştığım yabancılara vermediğim
bir
bu
mu
kalmıştı
diyeceksiniz
bana
yoksa?

Olsun!
Hiç değilse birinin isteğini geri çevirdiğinizde kolay unutabileceksiniz.
Ve biliyorum
Pis bir gülümseme var şimdi dudağınızın kenarında! ''Pis'' belki ''Temiz'' gibi bir şeydir aslında…

elçingören
20ocak2011


İlk yayın tarihi; 21 Ocak 2011
istanbul