Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

27 Mayıs 2011 Cuma

James Blunt, TANIYOR OLABİLİR MİYDİ HERKESTEN ÇOK GÖKLERİ?



Palmiyeler gövdelerinin altında muz ağaçlarının yetişmesine izin veriyordu.
Savaş yıllarından kalma,duvarlarına kurşunların yerleştiği evlerin bahçelerinde yaseminler açıyordu.
Kuzey Kıbrıs ''Ercan'' yolcularını Casinolara, otellere, evlere dağıtıyordu.
Bende böyle bir günün akşamında uçağın merdiveninden inip karışacaktım dağılanlar grubuna.
O ilk adımla bir parça olmaya başlayacaktım Kıbrıs’a!

İŞTE O ANI, ADA’DAKİ İLK GECEMİ YAŞIYORUM JAMES BLUNT ŞARKILARINDA…
UÇAĞIN KAPILARI AÇILDIĞINDA YÜZÜME ESEN O ILIK AKDENİZ NEFESİNİ ALIYORUM SESİNDEN.

Ada’nın, hangi terim kullanılırsa biraz fazladan hareketli kalacak, dinginlik dense bile tarifi eksik olacak, geceleri vardır.
Öyle ki zaman durmuş sanılır o gecelerde.
Balıklar yüzmez, bulutlar gitmez, yapraklar hareket etmez, edemez…
OLDUĞUN YERDE KAL! Komutu verilmiş gibi insanlar, balkonlarından sessizce bakar ‘’Zaman yok bu Ada’da! Derken içlerinden…

Bu nadir gecelerden biriydi işte Kıbrıs’taki ilk gecem.
Yüzlerce gecenin içinden gözlerim kapalı seçebilirim o geceyi!
Sıcak rüzgârını, yasemini!
Uçağa binerken saf yasemin parfümü sürdüğüm şakaklarımdan, kalbim attıkça yayılan kokunun aynısıydı işte!
Söylemişlerdi o ülke Yasemin kokar diye!

Taksiye binerken her seferinde şöfor koltuğuna oturan ben ilk birkaç ay Taksi şoförlerinden hep aynı cümleyi duydum; Siz mi kullanacaksınız?
Sağ trafik!
Kendi ülkemde Soldan akan trafiğe henüz alışan ben, gelecekte Kıbrıs trafiğini sevecektim.
Açık mavi gökyüzünün altında, bronzlaştırıcı kremim çantamda, terliklerimde kumla döne dolaşa Kıbrıs’ı hikayeme ekleyecektim…
Bahçemdeki su mumlarına hayran kalan İngilizleri soğuk sütlü çayları ellerinde, gecemin içinde ağırlayacaktım.
Çatılardaki su depolarında şekilsiz HIZIR yazan reklamı olmasa, daha mı güzel olacaktı manzara!
Bunu zaman zaman düşünecektim.

Gün içinde -Yüzsem gidebilir miyim acaba? Dediğim zamanlar azaldıkça, alıştım diyebilirim.
Trafik sıkıştığında, küçük beyaz evlerin arasından Akdeniz’i görmeye çalışırdım.
Hep başarılı olmak ta neyin nesiydi böyle!

BİR ADA’DA ‘’DENİZ BULMACA OYUNU’’ OYNAYACAK KADAR ŞEN OLAN İÇİMİ SELAMLARDIM HER DEFASINDA.
KOCAMAN ŞAPKALARIMIN RENGİ DEĞİŞİRDİ HER SELAMLAMADA!
Hey KOVBOY! Erkencisin ! Diyen bahçıvanları geçer, Beşparmak dağlarından uzaklaşır şarkımı kulağıma tıkayıp yürürdüm.
Sonra bir diğerini…
James Blunt yine yanımda yürümeye başlardı benim kadar kocaman, komik, zaman zaman rengi değişen şapkasıyla!
Ne zaman, ONE OF THE BRİGHTEST STARS dese;
-Gözlerimin içine bakıp söyle! Derdim!

İngiliz Ordusu'nda hava subayı olarak çalışan babasını izleyerek on altı yaşında uçuş ehliyeti alan Blunt, çocukluk günlerinin bir kısmını Kıbrıs’ta geçirmişti.
Öyleyse şu koyda yüzmüş olabilirdi, belki bu bahçede aşık olmuştu ilk kez!
Çocukluk sesi şu duvara çarpmıştı !
Şimdi önünde durup -Ne güzelll !dediğim bu palmiyeli yolda bisikletten düşmüştü…
Onun şarkılarından Akdeniz nefesi almak tesadüf değildi!

Bristol University' e uzay mühendisliği konusunda öğrenim görmek için kaydolan Blunt daha sonra sosyoloji bölümüne devam ettiği için mi şarkıları böyle söylüyordu peki?
STARS kelimesini tanıdığı, sevdiği birinden bahseder gibi söylemesi, uçtuğu günlerden kalma bir durum olabilir miydi?

TANIYOR OLABİLİR MİYDİ HERKESTEN ÇOK GÖKLERİ?
Sosyoloji okumak için yarıda bıraktığı Uzay Mühendisliği bölümü için tanıdığı yıldızlar ona kırılmışsa da sonra müziğe yönelmesi sonsuz bir kavuşma yaşatmış olmalı!
HİÇBİR SES KAYBOLMAYIP, UZAYIN DERİNLİKLERİNDE BİR YERLERE GİDİYORSA EĞER!

Kanada'da süren askeri eğitimin ardından Kosova'da NATO'nun barış elçisi olarak çalışan Blunt’ın;
AŞKLARINDAN BİRİ OLMAYI İSTERDİM!
YA DA YILDIZLARINDAN BİRİ!

YOU ARE BEAUTİFUL derken komik şapkalarımızın altında, zaman dursun isterdim Kıbrıs’ın buna memnuniyetle izin vereceği akşamlarında…

Blunt 2004 yılında ilk single'ı High'ı hemen ardından Wiseman'i yayınladı.
Ancak şarkıcının tüm dünyaca tanınmasına neden olan çalışması “You’re Beautiful” olacaktı.
Şarkı kısa sürede radyoların en çok istek alan çalışmalarından biri oldu Blunt müzik kariyerini bu hitle taçlandırdı.
Sayısız televizyon ve radyo programına katılan sanatçıya Paul McCartney ‘de hayranlığını bildirmişti.

İngiltere listelerine 12. sıradan giriş yapan şarkı daha sonra haftalarca bir numaradaki hâkimiyetini korurken ben, İstanbul’da bir haber merkezinde gündem içinde yoğun ve yorgun elçin’e bir gün seni bir ada’ya götüreceğim söz! Diyor ve telkinlerimi gün içinde sürdürüyordum…

YELKENLİNİN DİREĞİNE TIRMANAN ÜÇ DENİZCİ BİBLOM VARDI MASAMIN ÜZERİNDE!
O KADAR GİTMEK VARDI İÇİMDE!
Ciddi bir iş yapmaktı bana düşen, Haber Müdürünün masasında böyle bir biblo olmasa daha iyi olacaktı!
Ancak ısrar sürdürüldü…
YAZICIDAN GÜNDEM DÜŞERKEN, MAVİ BEYAZ GÖMLEKLİ DENİZCİM ‘’SAM’’ BANA GÜLÜMSÜYORDU!

Ben böyle denizcilerimle gideceğiz bir gün elbette! Diyaloglarımı sürdürürken, müzisyen çok geçmeden ilk albümünü hayranlarıyla buluşturdu.
Albüm, “Back To Bedlam” adını taşıyordu.
2006’da müzisyen “Chasing Time: The Bedlam Sessions” DVD’sini yayınladı ve çalışma o yılın en çok satan DVD'si oldu.
Ardından 2007 ‘de All The Lost Souls”u yayınladı.
İlk single için 1973 şarkısı seçildi.
"1973" ayrıca 7 ülkede 1 numara olurken, 29 ülkede ilk 10'a girerek önemli bir başarıya imza attı.

Simona
You're getting older
The journey's been
Etched on your skin derken James Blunt sesindeki o tuhaf tınıyla neşeyi ve tutkuyu ve söz’ün böyle inandırıcı olduğu söylenişi verecekti bana!
Ben Simona olacaktım o Akdeniz Ülkesine varmadan!

Seni her Cumartesi gününün gecesi arayacağım! Diyen Blunt’a inanacaktım! Arayacaktı!

Sonra bir gün Lapta’da bağıra çağıra söyleyecektik bu şarkıyı onunla;
I will call you up everyday sunday night
And we both stayed out 'til the morning light
And we sang, "here we go again"
And though time goes by
I will always be
In a club with you
It was nineteen seventy three
Singing "here we go again"
Simonaaaaaa Simonaaa!

Şapka saçlarımın üzerine sabitlenmişti, sıcak çok sıcak Temmuz’da.
Kıbrıs 2008 yazında, ben Girne’de çemberde!
Lefkoşa meydanında sıcaklık 42 dereceyi gösteriyorduysa yarım saat kadar önce,
Girne 39 derece olmalıydı o halde.
James şarkısını söylemeye başladı yine yine!
Onunla yılların içinde karşılaşmıştık çok kez.
Ancak sesini ilk kez o çemberde tanıdım!
Goodbye my lover! Dedi.


Bazı şeyler veda ederken başlar bilirsiniz!
Vazgeçerken…
Eşyalar bir bavulun içinde sıkış tepiş dururken, çorap bir kulak gibi dışarı çıkmışken…
Her şey Blunt’ın Akdeniz nefesiyle başladı diyebilirim.
Ben yasemin kokarken!

Çok sonra bir akşam,Ülke'den çıkış için Kıbrıs polisinin önünde beklerken,ardımda bir erkek gölgesi.
Blunt yaklaşıp,kulağıma sözünü üfledi…
Did I disappoint you or let you down?
Yanıtladım…
I know you well, I know your smell Blunt!
Hayal kırıklığı mı? Bunu aklından çıkar.
Saçlarını sola doğru yatırmayı sevdiğini biliyorum daha!
Bunu, yalnızca bunu.
Bana veda etme
Bu bir başlangıç!

elçingören
1Haziran2010
03:00
Kıbrıs-İstanbul-İngiltere

Not 1:
22 Şubat 1974’te Tidworth, Wiltshire, İngiltere'de doğan Blunt çocukluk yıllarının bir kısmını Kıbrıs’ta geçirdi
Öyleyse onu kulağıma tıkadığım, bağıra çağıra eşlik ettiğim günlerde o sokaktan daha önce geçtiğini düşünmek hiçte çocukça değildi!

Not 2:
James Blunt dinlediğim her gün her gece kendimi Kıbrıs’ın o zamanı yok eden rüzgarsız, sessiz gecelerinde buluyorum.
Ağustos’ta gideceğim ve kendime bir James Blunt gecesi daha armağan edeceğim!

Not 3: Bu yazı için değerli okurları çok beklettiğimi biliyorum.
Ancak günlerdir Blunt kulaklarımda…Beni tatlı bir duyguya çekti.
Yaşamak gerekiyordu anlayacağınız;)

Bu arada Kıbrıs'ta bizim dört yol ya da göbek diye tabir ettiğimiz dönüşler için kullanılan yerlere Çember deniyor.
Kala kala bu bile kalmış aklımda yazıda Çember diye geçmiş, düzeltmedim kalsın öyle...


SON NOT: James ; Yeni bir şapka aldım!
Veee İstanbul’da seninle One of the brightest stars diye diye iki kıtada da yürümek istiyorum.
Bu bir davet evet!
Gel ve yine Akdeniz’i üfle bana…


Önemli bilgi; Yazının öyküsü yıllar içinde kendiliğinden gelişti…
Bir Müzisyenden etkilenen kadın, onun sesindeki hiçbir şeye benzemeyen alçalıp yükselmelere hayran kaldı! Bu kadın, yazar olduğu için Teşekkür’ü böyle iletti…
Anlayacağınız bu hikayede tek kişiye yer var o da James Blunt.
;)

Mag Dergi ''YAZ'' sayısı;



SANA ÜST ÜSTE KAÇ KEZ DAHA ÂŞIK OLABİLİRİM BEN?
Sayıların abaküsümden döküldüğü yıllardan bu yana, böyle duru bir toplama işlemi görmediğim için cevap veremedim soruna.
Yoksa hazırlıklıyım aslında!

Burnunun dikine giden bir çocuk gibiyim ben! Hiç değişmedi yaşamın özünü kurcaladığım yer!
Okul yolundan sapıp leblebi tozu satan bakkala gitmek, poşeti ağzıma dayamak suretiyle boğazıma kadar o tozu doldurup sonra öhöö öhöö sesleriyle masumiyetimden yaramazlık çıkartıp rahat etmek istiyorum.
Evet!
Sana âşık olmak yerine bunu yapmak!



İçinde kuş tüyleri olan bir zarfla böyle bir mektup alsaydınız ne yapardınız?
Cevap verecek gibi olursanız kendinizi tutun.
Çünkü bazı soruların cevabı yoktur!

Yaz bulutları tepenizde selam vererek koşar bazen.
Yosunlar yeşili gözlerinize iter, deniz maviyi giyip çıkarır gün içinde binlerce kez.
Üstü açık bir arabadan belinize kadar uzanıp rüzgârı tutmak gibi, özgürlüğün bütün dokularınıza işlediği yazlardan geçersiniz.

Böyle bir yaz BU YAZ!
Yaşadıklarım nicedir unuttuğum ‘’ACABALARIMI’’ kucağıma bırakıp kaçtı.
HER ŞEY;
BİR PARÇASI ISIRILMIŞ ELMALAR, ÇOCUKKEN DUT YAPRAĞI YEDİRDİĞİM TIRTILLAR KADAR SAF!

Siz de Güney’deki yolların tabelalarını sever misiniz?
Açık kahve elden düşme kontrplaklarla birbirine çivilenmiş o küçük dikdörtgenlerin arasında kiraz satan köylüleri geçtikçe yenilenir misiniz?
Şimdi yola çıkacak olsam işte o tabelalara doğru sürerdim arabayı!
Kıyı şeritlerinin o kendine has dinginliğine ortak olurken, mektubumda yanımda olurdu, başlıktaki soru’da!

Yollanmamış mesajların, söylenmemiş sözlerin, bir türlü izlenememiş filmlerin içinden,
PİYANGO GİBİ KENDİNİZİ ‘’ÇEKMEK’’ İSTEDİĞİNİZ İLİŞKİLERDEN GEÇİP
BURAYA GELMEK İSTER MİSİNİZ?
Öyleyse gelin!

Alçakgönüllü bir rüzgâr eserken, geçmişe ait kimi boşluklar savrulup gider burada.
Gelin bir şeyler atıştırırız, bir teras buluruz sonra.
Sıcak taşlarından araba fırçasıyla suyu iterken, ayaklarımızın yanacağı bir teras!
Temmuz’da günler muhteşem doğar ve batar.
İzleriz gözlerimizi kırpmadan!

Hep bir şeyler olurken güzel dediğimiz bütün yazlar gibi Ağustos’u da Eylül’e bağlarız biz!
Kasabaların telaşsız öğle sonlarından geçerken;
-BONCUK DİZİCEM BEN! Diyerek gelip güneye yerleşenleri gözümüze kestiririz.

Hayat boyu bir sahil kasabasında ya da Masal’dan düşmüş Ada Santorini’de balık tutarak, mütevazi bahçenizde sebze meyve yetiştirerek yaşayabileceğinizi düşündünüz mü?

YANİ; SİZ HİÇ SADELEŞTİRİLMİŞ BİR METNİN ÜZERİNDEN YÜRÜDÜNÜZ MÜ?

Söz veremem ama bunu da deneriz!
SANTORİNİ’ye gider küçük tahta iskelenin kendine özgü iyot-yosun kokusunu bulur, ciğerimizi onunla doldurup boşaltırız.

Deve cüce oynarız, açık sarı güneşin ellerinden tutarız.
Az gider uz gider, dere tepe düz gider sonunda Aşk’a çıkarız.
Bir yaz daha geçer …
Söylediğimiz her şey‘’Kelimelerin gücü adına!‘’Diyerek başladığımız oyunlara dönüşürken,
son sözleri kalbimizin derinliklerinde muhafaza etmeye söz veririz.
Sözcükler sözcükler sözcükler…
İşte böyle yazlara ve yaşama yerleşirler!


Marşımız bile var;
KAPTAN KIR DÜMENİ
GİDELİM UFUK ÇİZGİSİNE,
O ÇİZGİYE ‘’ENGİN’’ DİYENLERİ BULACAĞIZ
ÜST ÜSTE KAÇ KEZ ÂŞIK OLUNABİLİYORSA BİRİNE,
O KADAR OLACAĞIZ İŞTE!
Yazıya son dokunuşlar Boğaz Köprüsünü geçerken yapılıyor.
Birazdan Dergi’ye yollanacak cümleler iki kıtanın bütün şiirlerini şu sol taraftan gelen gemiye ‘’yolcu’’ mu yapmıştı?
Bu ne güzel bir YAZ böyle, şiirli şarkılı, marşlı!

Elçin’den öneri;
• Elçin’in yazdığı Marş’ta, kafiye, uyak, vezin aranmaz!
Artistik, fantastik bir Marş işte! Diyerek okunup geçilmeli
• SEZEN SÖYLER ‘’ŞEN’’ ŞARKISINDA; BAKARSIN UMDUĞUNDAN İYİ GEÇER YAZ!
Bu yaz, bütün yazlardan güzel olabilecek bir yaz ise, ona şans verilmeli

• Çokça fotoğraf çekilmeli bu aylarda.
Böylelikle pencereden kar, sokaktan ıslak tekir geçerken içimiz fotoğraftaki güneşle ısınabilir

• Koyu renk kıyafetlerle bir türlü anlaşamayan bu güzel mevsimle mücadele edilmemelidir!

• Bilirsiniz; KIŞ ve SONBAHARIN bittiği caddede görünen her şeye ‘’YAZ’’ denir.
Yaz akşamları bir başkadır! Bulunan bütün çardaklar zapdedilmeli, geceleri cırcır böcekli bir yoldan geçip kumsala inilmelidir.

elçingören
HAZİRAN2010

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Kum / Kale



Aşk ışıklı bir yoldan çocukluk kalenize düşmektir. Kumdan olanına!
Bir çift gözdeki yıldızın ayakucuna asılı kaldığınızda başlayan bir yolculuk gibi, asla emniyette hissedemezsiniz!
Yolda eksilirsiniz, soyunursunuz derinizden.
Geçmiş içinizden yuvarlanıp gider, hep beklediğiniz gemi düdüğünü çalar!
Koşup iskeleden ona atlarsınız.
Arada dalga, martı, iyot.
Daha önce hayatınızı dolduran şeyleri on bin fitten izlemek gibi güzel olan çok az şey vardır.
Yükselirken yüzünüze bir gülümseme yapışır.
Aşk, kalbinizi çarptıran bir kokuyla dünyanın orta yerine uzanmanız demektir. 
Yalnız, o kollar baş hizasında.

elçingören’mayıs2011

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Oh!



Her şeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım! Dedi Herman Melville ...

Yaşıt olsak, ben senden önce söylerdim bunu! Dedim...

Oh iyi dedim!

elçingören
23şubat2011