Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

28 Şubat 2011 Pazartesi

25 Şubat 2011 Cuma

Kocaman oldum ben! Büsbüyük,dev gibi...


Evet, 30 yaş altındakiler bana hak vermeyecek!
Olsun ben yine de söyleyeceğim…
Buluşmalar kendinizi aradığınız aynalara dönüşmemişse, ellerinizi diğer ellerden ayıran özellikleri bir çırpıda sayamıyorsanız size yazdığım söylenemez.
Biri söz vermeye kalktığında, derhal işaret parmağınızla dudaklarını kapatmıyorsanız,
aksine, patlayacak kadar büyümüş gözbebekleriniz ve şükran işaretini almış beden dilinizle dinliyor ve şimdi beni anlamaya yine de bana hak vermeye çalışıyorsanız ne diyebilirim ki; Harikasınız!

Cep telefonunuza gelen mesaj sizi yerinizden fırlatmıyorsa ve dahası mesaj bildirim sesiniz bile yoksa, ihtiyacınız olmasa bile bankaların binlerce taksite böldüğü kredi reklamlarını bitene kadar izliyorsanız sizdeyim.

Yediklerinizin lezzeti değişti değil mi?
Koku hafızanız öyle genişledi ki artık sahte parfümler ve gerçekleri arasındaki farktan daha çok şey biliyorsunuz.

Renkler farklı mı yerleşiyor evinize, tonların yaşadığınız yere hükmetmeye başladığını söyleyebilir miyiz peki?
İlk gençlikte birden değişsin ister insan her şey…Birden! O saniye…
Zaman geçtikçe Sezen şarkısı olur ‘’o saniyeler’’ işte! Şu saniye esastır gel! Denir şarkı boyunca.
Sonra birden toparlanır insan, dağınık değildir bir süredir evi…
Dağınık değildir çok süredir yüzü, düşü, sesi…

Öğrenir insan durmadan! Deneyimlediklerini ister etrafında.
Öyle ‘’deli bir makasla’’ kesilmiyor işte hayat, iyi beller bunu.

Atık her şeyin bir nedeni vardır öyle değil mi?
Kolunuzu sandalyenin yanına atışınızın bile.
Uyandığınızda suratınıza çarptığınız suyun teninize çizdiği resmin bile…
Daha çok kelime ile, kendinizi her şartta ve koşulda daha iyi savunabileceğini bildiğiniz halde ‘’yüz göz’’ olmazsınız kimseyle.

Bazen susmak bilmezsiniz…
Bazen hiç ’’sesiniz olmamış’’ gibi, kimseye seslenmemişsiniz gibi…
DAHA YUMUŞAKTIR GEÇİŞLERİNİZ
Türlü taklalarınız vardır; Numaralandırmakta zorlandığınız.
Ama öyle kolay kolay da atmazsınız…

Ayrılıklarda hüzünlü bir gülüş yapışır dudağınızın hemen kenarına, tanışmalarda aynı kenarda bir sinsileşme gülümseyişlerde.
O sizsiniz!
Bin kere düşsem bin kere kaldırırım kendimi asfalttan diyorsanız o sizsiniz işte, siz!

Ne zaman fotoğraflardan ‘’kafa’’oymadınız işte o zaman büyüdünüz Bayanlar & Baylar!
Ne zaman omzunuzda kesik bir el olmadı, işte o zaman geldiniz buraya!
Bütün bunları hiç yapmadıysanız da yapmayı istediniz…
Şimdi hiç yapmayacağınız bir şeyi hemde!

Büyüdünüz geldiniz…
Hoş geldiniz!
Büyümek böyle bir şey işte; İçinizden biri çıkar sonra bir diğeri...
Her gün birine veda edersiniz.
Büyümek böyle bir şey işte; Yakından bakınca biraz şekilsiz!
Böyle iyidir ama, çok seversiniz.


İlk Not; 30’a bir kala -yeni yaşıma saatler varken- bunları yazdım size!
İyi ettim evet…
Evet!

Not; Bu akşam saatlerce uzak bir şehirde ''taze memur olup atanan'' yakın kız arkadaşımla konuştuk…
Telefonun içine girmek istemeyeli uzun zaman olmuş!
Bu yazıyı okuduktan sonra o Türkan Şoray gözleriyle uzaklara dalıp bana hak verirse yazdığım her şey doğru demektir.
Nokta!
Not; Geçtiğimiz yıl gelen bu yeni yaşıma dair türlü dileklerim olmuştu ve burada şöyle özetlemiştim; Bir sonraki yıl bir ispanyol nidası kadar şen olabilmeyi, olmadı bir İspanyolla evlenmeyi istiyorum!!! Oleyyyy diyorum şimdilik...Şimdilik ;)

Son Not; Dudağımın kenarında daha önce yazmadığım-betimlemediğim-bir gülümseme! Ses etmeyeceğim, hayırlara çıkacak yolu bilmekte, yaşamaktayım…
elçingören
25 şubat2011
02:00
İstanbul
evimmmm!!!

21 Şubat 2011 Pazartesi



İnsan kendisiyle konuşurken dilediği kadar sık konu değiştirebiliyor...
Bu iyi işte.

elçingören
21Şubat2011

18 Şubat 2011 Cuma

Tanıdığımı sanmıyorum...


Bir şey duyup -Bunu hayal etmeliyim! Dediğim cümleleri özlemişim.
Yaşadığımda fark ettim!


Soğuktan kırılan bir yolun sonunda eve ulaşmak gibiydi.
Açılan kapıyla sıcağın yüzüme, güvene ait kusursuz bir kokunun ruhuma çarpmasını seyrettim.
Şimdi yıllar önce okuduğum bir kitaptaki ‘’sayfada-yerde’’ olduğumu hissediyorum


İnsanın evi gibi hissettiği yerin; Bazı anlarda sallanan bir teknenin içinde, rüzgârın saçlarınızı yalayarak geçtiği deniz ortasında bile olabileceğini yazmıştı K.Başar.
O gün, benim için bugünmüş.
Bir kitabın ‘’iyi’’ olması tıpkı bir şarkının ‘’iyi’’ olması gibidir.
Eğer yaşamınızda o duygu kanalınız dolduğunda, aklınıza gelen ilk şey o sözcüklerse, yani sizden ve her şeyden bağımsız bir zamanda, yaşamınıza dilediği gibi yerleşme kabiliyeti taşıyorsa ‘’iyi’’olabilmeyi hak etmiş demektir.


Bazı duyguların tam karşılığıdır sözcükler!
Ve nadir olmakla birlikte, yaşamlar boyunca isimsiz kalanlarda vardır.
Bir şey duymuştum; Tanrı aramızdaki bazı kişilere diğerlerinin ömür boyunca hiç tatmadığı, tatmayacağı ‘’duygular’’yaşatırmış.
Bir teni vücutta yollayarak, bir işi ödülle taçlandırarak, bir kokuyu sadece ona duyumsatarak, bir tadı yalnızca onun alabileceği lezzete dönüştürerek…
O sırada cennetin kapıları anlıkta olsa açılır ve kişi sonsuz bir aydınlanma ile kalbinin derinlerinde ‘’cenneti yaşarmış’’


‘’Bütün duyguların’’ sözcüklerce karşılığı olmaması iyi bir şey midir? Hala çözemedim.
Doğrusu ben az sayıda olsa da ‘’seçilmiş’’ biri olduğum zamanları gördüm.
Eğer bu duygum eksik bırakacaksa bazı duyguların isimlerini, kabul!
Öyle ‘’iyiydi’’ diyebilirim…

Elbette karşılığı olmasa da kendisi olan ve başka bir tarihte yeniden hatırlanması için ‘’ayracı’’ olmayan onlarca andan geçiyoruz her gün Baylar&Bayanlar.
Ama hep ‘’ayraçlı olanlar için’’ savaşıyoruz.
Savaş boyalarımızın altında tenimiz…
Yüzümüzde maske değilse de bir başka deri, soyuyoruz yenilenmek için…
Belki de bazı hayatların, aşkların, bir şarkısı-kitabı bu yüzden yoktur.

İnsan bazen hızını alamıyor işte; Yenilenirim çabasıyla, başka biri oluveriyor!
ASLOLAN BEN! Derken, kendini tanımadığı biri ile değiştiriyor…

Not;
Yıllar önce okuduğum o kitap; Kürşat Başar / Başucumda Müzik’ti.
Pek çok önemli not;
Durup işte bunu hayal etmeliyim! Dediğim cümleyi size daha sonra yazacağım, evet şimdi değil…

elçingören
17 Şubat 2011
İstanbul-evim

17 Şubat 2011 Perşembe

Daha/ Biraz daha.



Şimdi çizgi kahramanlar var sadece, uzun - kesik çizgiler gibi otobanda...
Yaklaştı dediğimizde, başkalarının hayatlarını kurtarmaya giden kahramanlar!

Bir çocuğun oyuncak sepeti gibi dünya;
Yeni bir şeyler bulma umuduyla her gün kurcalıyoruz onu.
Omuzlarımızın ardında fırlattıklarımız.

Telaş sis gibi üzerimizde, ellerimiz yelpaze kimi gecelerde, biraz daha netlik için
Oysa net olmayan bazı anılardan daha net fotoğraflar kalır geriye.
Uzun uzun bakamadığımız gözler daha çok yer kaplar zihnimizde!

Artık
bulduğumuzda
yaralanma korkusuyla 
sollamak zorunda olduğumuz 
kahramanlar var.

Not; Ne tuhaf şu dünya, sığamadım bir türlü ben, yürüyemedim düz yolda!

elçin gören
17 Şubat2011

15 Şubat 2011 Salı

E öyle değil mi ama?


Hepimizde başkalarına katlanacak güç vardır! Dedi LA ROCHEFOCAULD.
Olmasa, her evin balkonunda bir bayrak asılı olurdu zaten dedim...
Çok bilmiş seniii! Dediğinde akşam olmuştu, sokaktan insanlar geçiyordu.

elçingören
15şubat2011
23:00

Charlie, bir daha yüzümü asacak olursam dostluğumuzu gözden geçireceğini söyledi...


C.Chaplin geldi az önce.-Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedidir! Bayan Gören'' Dedi.
Doğrusu beni biraz neşesiz yakaladı bu gece.Yoksa yine aynı şeyleri konuşuyor oluyorduk, örneğin makineleşme, edindiğimiz bilgilerin bizi çıkarcı yaptığı gibi...

elçingören
15 Şubat 2011
İstanbul
Kısa Not: ''Yeni şahane fikir'' nedeniyle, bundan böyle; Deneyimlediğim herhangi bir duyguda KISA notlar düşeceğim buraya...
Bilginize
e.
Uzun Not:
Ben varya ben!!İşte bu benim, burnumun dikine gitmem! Konusunda aşmam gereken bir süreç var!
Aylardır yakınlarımın sıklıkla söylediği şeyleri başımı sallayıp, yüzümde sana hak veriyorum, şu an gerçekleri yalnızca gerçekleri söylüyorsun bakışıyla onaylayarak dinledim.

Dergi ve sitedeki okurların mesajlarına, ''elbette'' ile biten uzun cümleler kurup yolladım.Ancak isteneni yapmadım!Bunu size tanıdık gelecek hangi davranışınızla açıklayabilirim bilmiyorum ;)
Lütfen siz seçip çıkarın.
Artık zamanı geldi! Bundan böyle KISA ama daha sık paylaşımların okunabilirliği arttıracağı görüşüne bağlı kalmaya çalışacak ve gün içinde ''güncellenme'' yapacağım.
Bilginize...
Tüm ''bağlılık yeminleri'' gibi bu da aslında çok hoşuma gitmedi, belirteyim!

Veee Sevgili Yakınlarım; Size inanıyorum! Benim şu burnumun dikine gitme huyum 0- 2 yaş araslığında yerleşmemiş olsa hepimiz için daha ''kolay'' bir dünya bizi bekliyor olacaktı!

Son not; Bazı kelimeleri şu '' '' harikulade işaretle diğerlerinden ayırmayı sevdiğimi konu alan bir deneme yazmam gerektiğini aranızdan birinin hatırlatmasını istiyorum.Siz seçin ben uyarım.
e.

13 Şubat 2011 Pazar

Kendime doğduğum odayı gösterdim; Hatırlarım belki o günü diye...


Bu ‘’günlük’’ evime kadar girebilmişse, hakkım var okumaya dedim…
İzin almadan açıp Ezginin günlüğünü okudum!
Ben bir denizim yazmış; Kıyısız hür bir deniz!

Artık evimdeyim…
Otomobil ışıkları yola şeritler bırakarak geçiyor
Caddenin kenarında kurduğum bu yeni yaşamın tadını çıkarma zamanı gelmişken evleri izliyorum, sokakları, tepeleri,zayıf ışığıyla binanın önünü aydınlatan sarı lambayı.
Önündeki palmiye Akdeniz efekti!
İçimden geçenleri duyuyorum…


Karşı kıyıdaydım bugün ‘’Üsküdar’’da.
Rüzgâr peşime takıldı sahilde.
Güneş saçlarımı hedef aldı, bahar doğanın cömert olduğu bir öğleni yanıma bırakmıştı.
Satıcıların, kornaların, denizdeki sakin dalgaların sesi insanlara ve binalara çarptıkça İstanbul! Dedim işte benim İstanbul’um…


Doğduğum hastanenin etrafında dolaştım…
Eczane önlerindeki telaşlı babaların önünden geçtim
Asık suratlı ağabeyler - ablalar gördüm.
Acaba pabucum dama atılacak mı? Diye açılmış konuşma pencereleri başlarının üzerinde.
Çocukken nasıl ‘’gerçektik’’ dedim içimden birkaç kere
Sonra vazgeçtim; Demiri geçmişe doğru atma fikrimden.


Ben şimdi de gerçeğim! Bazen PAT! Diye söylüyorum, evet pekâlâ çok kere PAT diye söylüyorum içimden geçeni.
Günlükte yazdığı gibi; Ben bir denizim ve de ; Kıyısız hür bir deniz!
Bu noktaya kadar gölgelenen bir şey olmasa da bazen istediklerimi söylemekte benim bile! Vazgeçtiğim oluyor işte, buna takılıyorum.


Hey gidi!!! Nerde o istediğim şey alınmayınca halıya yatmak suretiyle zemini tekmelediğim günler…
Bir şeyden hoşlanmadığımda çığlık çığlığa babama koşup
-Pis gitsin, gitsin!!! Diyerek mekânı ‘’güvenli’’ hale getirmeler, konuşmak istemiyorsam misafir filan dinlemeden popomu havaya dikip bacaklarımın arkasından bakmalar…
‘’Bugünü’’ benim kadar seven, yolda yürürken yüzüne değen rüzgâra şükran sunanlardan biriyseniz bile bu yazdıklarımı keskin bir evet ile sizinde özlediğinizi bilmekteyim Baylar&Bayanlar…


Ne vardı bilmiyorum ben çocukken, siz çocukken…
Efsunlu bir çerçevesi var öyle değil mi geçmişin?
Bu yüzden bugün o çerçevenin içine girdim.
Kendime Doğduğum odayı gösterdim!
Hatırlarım belki o günü diye …


Yağmurlu bir Perşembe sabahında; Eşi dostu görmeye geldiğim dünyanın ilk sesimi duyduğu hastane odasına baktım.
Beni ilk kez çıplak gören doktorumdu. O kadar çıplak olabildim mi şimdiye dek?
Saklanmadığım kimse oldu mu?
Bilincim yerleştiğinden beri böyle bir duyguyla tanışmadığımı fark ettim.
Yakıcıydı!


Emziklerini çok seven, on parmağının onuna da emzik takan,
bir onu bir bunu! diye akşamı eden cılız bir çocuktum hatırlıyorum…
Ana caddenin hemen yanındaki o evde ;
Söz verdi diye! gelecek! diye sabaha dek geçen tüm taksilerde ayağa dikilen ,
babası araçtan inmeyince koltuğa yeniden aynı duruşta yerleşen inatçı ama ‘’söze’’ inanmayı bilen,
gün doğduğunda zombi gibi yatağına uzanıp artık saati okumayı öğrenmesi gerektiğini düşünüp doğrulan ve hemen o gün ‘’saat okumayı’’ öğrenen bir çocuk
Şimdi düşündüm de saati, harfleri, renkleri, nesnelerinin isimlerini, takvimi, güneşi ve yıldızları
-masallar olmasa ay dedeyi bile- bilmeyen biriydim ben.
Ne zaman öğrendim hepsini birden!

Bugün kendimi doğduğum yere götürdüm…
Yemyeşil ağaçların, çevre düzeninin yeni yapıldığı hastane bahçesinin boyası soyulmuş bankında oturdum.


İnsan kendi elini tutar mı?
Ben tuttum!
Hayatımın sağlamasını yaptım.
Tıpkı birini sevdiğinde kalbimin sağlamasını yapmışım gibi oldu!
Yerindeydi aradıklarım…

elçingören
13şubat2011/İstanbul

Not; Doğum günüm yaklaşıyor! YAŞASIIINNN…
Size geçtiğimiz yıl yayınladığım ‘’doğum günü yazısından’’ daha ‘’ileride’’ bir metin yazmayı istemiştim o zaman.
Öyle oldu mu bilmemekteyim;
Daha ‘’mutlu olduğuma’’ bahse girerim!

Merak edenlere; O gece taksiden inenlerin içinde Babam yoktu, bir gece sonra geldi,
benim için artık takvimi de öğrenmenin ‘’zamanı’’gelmişti!
Son Not; Ezginin Günlüğü; Yazı boyunca akan şarkı için teşekkürler