Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

24 Aralık 2010 Cuma

Heyyyy Kovboy!

Miço Kara göründüüüüüü! Diye bağırır dev dalgalı okyanusta.
Kalbimde hissederim sesindeki titreşimi! İçim yosun, dışım tendir benim!
Bütün duvarları kitaplık olan bir ev düşlerim
Güneşin ve sokak seslerinin panjurdan-beyaz demirli kapıdan sızdığı öğlenler çekiştiririm!
Bir şarkı gelir oturur baş ucuma; İşim gücüm budur benim, gökyüzünü boyarım her sabah!
Boyar ve karşısına geçerim;
Cennetin fotoğrafı işte bu köşeden çekilmiş olmalı derim!

Herkes kadar zalim biriyim, herkes kadar bağışlayıcı.
Düz bir çizginin üzerinden yürüdüğüm de olur, çizginin kıvrılıp daireler çizdiği de.
Ben düz yürüyemiyorsam çizgiyi kendinden geçiririm!
Aslolan tek şeyin ‘’Kendime duyduğum sonsuz iyi duygu’’ olduğunu bilirim
Hayatın hayranlıkla bana baktığını izlediğim zamanları sıklıkla keşfederim.
Egomla olan savaşını kaybedenlerin tesellisi kollarımdır.
Çünkü yağmalamadan geçerim bahçelerinden.
Dikenli otlarını sökerek, çalılarını peşime takarak ayrılırım dizlerinden
Bilinir bir tek kendime zararım dokunur…
Bu yüzden çocukluğumdan beri göğse çarpan tüm duyguların karşısında bir roman, bir ecza deposu, bir el feneri gibi kendime yardım etmeye hazır dururum.
Böyle sürer gider yazıya bırakırsam ‘’kendimi’’

Şimdi konuya gelelim.
Tanrının İstanbul’da gezerken cebinden düşürdüğü yaz gibi; Yüzümdeki gülümseyişi yüz üstü düşürdüm ruhumdan.
İyimserliğim akıp gitti orta yerimden.
Kendimi ve yaptığım işi önemsemekten vazgeçtim.
Bir sabah uyandığımda başladı her şey.
Elimi attığımda bulamadığım diş fırçam - macunum gibi el yordamıyla aradım banyoda, yatak odamda, makyaj çantamda… Göğsümde, aynadaki yüzümde, bir yılın son günlerinde…

Telaşımı bir parça ekmekle yuttum!
Geçmedi…

Hız tehlikelidir diyordu bir kitap.
Öyle ki yanından geçtiğiniz ağaçlar evler ve insanlar yüksek hızda çizgiye dönüşürler!
Otoyolda saatte 110 Km hızla giden bir aracın içinden dışarı baktığınızda sizde göreceksiniz.
Ben gördüm!
Renkli çizgilerden ibaret artık hayatım.
Önerebilir miyim peki?
Elbette hayır.
Söyledim ya size içim ‘’yosun’’ dışım ‘’ten’’ benim!
Uymayın, peşime takılmayın…

Benden normal biri olmamı beklemediğini söyleyen Hocam haklı!
Evleri, ağaçları, insanları çizgi gibi görmeye başladım! Diye onu bitmek bilmez içsel çığlıklarla arıyorum hep.
İnsan etraf çizgiye dönüştü diye savaş ilan eder mi?
Hırpalar mı bu kadar ruhunu!
Aaa bir çizgi daha işte diye söylenir mi?
Ona her ‘’Hocam’’ dediğimde mesleğimi seçerken-kim olduğumu henüz yarı çıplak görmüşken- hatırladığım bir elçin buluyorum.

Sırtında Keloğlan heybesi; Yola yeni çıkmış.

Ona böyle seslenmeyi seviyorum.
Çünkü yirmili yaşlarımın en başında tanığım bu adam, şimdi sonlarına geldiğim tarihlerde de aynı ‘’öğreticilik- yararlılık ve bilgelikle’’bana gülümsüyor.
Sakin olmam gerektiğini ise ilk kez öğütlüyor.
Sözünü dinleyeceğim yaşı seçiyor!
GÜVEN yaşamda yerine en son yerleşen duygu olmalı!
Çünkü kaprisli, kuşkulu, acımasız, meraklı…

Güvenmeyi seçiyorum!
Sakinim peki…
Söz verdiğim gibi; Oyalanıyorum bahçemdekilerle.
Çitlerin çevresinde dolanırken başka bir mevsim kapıma dayanana kadar sızlanmalarımı kesmeyi deniyorum.
Onarabilirim çatıyı ve belki dindirebilirim netlik kaygımı
Haberler hazırlarım, aklım uzaklara takılmışsa önüme oturtur oku bakalım şu a4 kağıdın üzerindekileri derim.
Okurum.
Kalbimi yoklarım ara ara.
İyi misin?
Güvende mi peki?
Beni; Heyyy Kovboy! Diye çağıran bir yakınım var bu yüzden iyi olmalıyım ben; İYİ
Düşen iyimserliğim için atıma biner, turlarım evreni.
Şimdi iyiyim biraz daha, size yazdım ya hani; İyi!

elçingören
24aralık2010
İstanbul

16 Aralık 2010 Perşembe

Büyükada Günlüğü...



Evdeki bütün halıları kaldırıp paten kaydığınız oldu mu?
Benim oldu; Çocukken ve Aşıkken!


Her şey bir çocuklukta bir de aşkta bu kadar berrak aslında!
Perili ev diye bir odasından diğerine çığlıklarla geçtiğimiz o eski Rum Yetimhanesinin tapusu geçtiğimiz hafta Bartolomeos’a verildi.
Anlayacağın ben bir şeyi daha kaybettim aşktan sonra!


Eskimiş kat aralıklarından gün ışığının şekilsiz dağıldığı o köşkün odalarında kaybolduğum, çocukluğumu bulduğumu sanıp çığlıklarla huahauahhhuuuuuuuuuaaaaau diye anlamsız seslerle sana yeniden inandığım hafta gitti perili evim!

BARTOLOMEOS TAPUYU ASLA GERİ VERMEZ!
BEN SANA YENİDEN KOŞMAM.

Tevrat'tan yorumlandığı üzere;
Kalbin üzerinde muhteşem bir karışım bulunmaktadır.
Ancak belli zamanlarda kalbin açılacağı ve kabul edeceği şeyler vardır!
Hissetmeye hazır olmadan, hissedemez insan...

Sana kırıldığımda -kalbimin üzerindeki kutsal sıvının yüzeyine başparmağını hızlıca bastırıp kaçtığında- bir sıra düz çizgi ve bir sıra yan yatık çubuk ardından bir sayfa yuvarlak çizmen gerekiyor aslında.
Sana bu cezayı verebilirim ben en fazla.
Kaç sayfa katlanabilirsin buna?

Bu kadar basit aslında/Bu kadar zor!
Not1:
Bütün halıları kaldırıp paten kaydığımız ev de olmasa gülümsemeyi unutabilirdim pekala!

Not2;
Bu ceza senin...Başla...

IIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO
elçingören
aralık'2010
büyükada/istanbul

14 Aralık 2010 Salı

Siz inanmazsınız ama, cebimden yosun çıkıyor!




Yoluma çıkanları; Önüme gelene bir tekmeee! Diyerek bacaklarımı pergelden çok açıp çocuk sloganımla devirebileceğimi düşünüyordum.
Pencereleri Erenköy'ün sade, dört katlı evlerine bakan, bahçesinde çitlembik ağacı olan bir okulda başlamıştım sayıları doğru saymaya.
Harfler suratım kadar büyüktü.
Ömer vardı Oya vardı.
Cin Ali' hikâyeden hikâyeye koşardı, huysuzdu, sevimsizdi ama birlikte uyuyakalmayı severdik.

Renkli kaygan el işi kâğıtlarından gemi yapan, yelkenli, dalga, kayık, güneş yapan bir çocuktum.
Hadi gel kamp yapalım!
Cümlesini sevmem ve hatta tabiat anadan alınan hava raporu ‘güneşli’ olsa bile kampa gitmem
İzcilik denemesi sadece bir gün sürmüş biriyim ben. O kadar uğraşıp yaptığım çadır için ’en kötü’ derecesini veren oymakbaşını hiç anmadım, anmam!

Rahatıma düşkünüm.
Doğayı evimin penceresinden pekâlâ izleyebilirim.
Ama bu gece yaptığım gemilerin, yelkenlilerin, dalgaların, güneşin peşinde iz sürmekteyim!

Mickey Mouse çadırımı hatırladım giderken…
Penceresinden bakınca kulaklarımın kocaman göründüğü evimin içine uzandığımda göğü, bulutları, martıları izlemeyi severdim.

MAVİ İLE BİR ZORUM VARDI, YERDE YOKSA GÖKTE ARARDIM!
Hangi tepeye çıksam okyanusu vaat eden yolculuklara doğru koşardım.
Koştum koşuyorum hala…
Kendimi bir yerlerde unuttuğum da oldu, oluyor.
Cebimden yosun çıkıyor, dostlarıma gösteriyorum bana bir tek onlar inanıyor!

AHH O SESTE NE BAYLAR BAYANLAR Duydunuz değil mi?
AÇILINNN, açılın tekrar çocuk dizlerimdeki yaralar! Diye bağırdı Ziya Osman Saba.

Saat sabahın dördü.
Penceremde rüzgâr, panjurlar bir ileri bir geri...
Üzerini örttüm yine açılmıştı gündüzleri ağrıyor diye sızlandığı beli!
Dizimi yokladım benimde yaralarım kapanmıştı.
Belli ki uykumu bölmeye yeltenmeyen geçmişim benden ağzının payını almıştı!

Aralıkta elleri ayakları üşümüş İstanbul’u birlikte uyutup uyandırıyoruz günlerdir.
Ziya Osman yorgun.
Gümüşsuyu aklına Beylerbeyi’ni takmış.
Fırtına nedeniyle bekleyen gemiler boğazın boynuna dizilmek için rüzgârın şehirden çekilmesini beklemiş.
Çanakkale transit gemi geçişlerine sonunda açılmış!
Elçin yayına giderken diz kapağını masanın iskeletine çarpınca kulağında Ziya Osman’ın uykusundan uyanıp bağıra çağıra Açılın açılın tekrar…. Sözleri yankılanmış!
Yayına girmiş hem haber okumuş hem dizini ovmuş.
Çocuk dizlerinin yaralarını anmış, sonra evine dönüp size yazmış!

Not: İKİNCİ KİTABIN İSMİ BELİRLENDİ; BEĞENİN! ; ’’elçingören BÜYÜKLERE MASALLAR!’’

elçingören
aralık'2010
İSTANBUL

7 Aralık 2010 Salı

Tahterevalli ...

Tahterevalli'ye oturup başlanınca aşka;
Biri tepede kalıyor, birinin ayakları yerde telaşla!
Yerine bir ağırlık koyup gidiyor vazgeçen.
Gününü görüyor bir zamanlar başı göğe değen!
Aşk bitiyor oyunu ilk bırakan için.
Giderken oturaktan hop diye kalkınca çimlere popo üstü yapıştırıyor işte!
Cebinde misketler, gazoz kapakları, oyuncak bebek saçları!
Duru kırılganlıklarla salıncakların dolu olduğu bir parkın ortasında karşılaşılmış olsa da;
Tahterevalli'ye oturup başlanmıyor aşka.

Ve sen ’Sevgili Eros’ beni affedebilirsin pekâlâ!
Akıllandım;
Saçlarım bulutlara karışmıyor diye söylenmeyeceğim bir daha!

Not: Söz vermiyorum ama sana!

elçingören/aralık2010
istanbul/beyoğlu