Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

25 Kasım 2010 Perşembe

HAH HAA BAYILIYORUM SAÇLARIMA !


Nietzsche dudağını kulağıma dayayarak;
BÜTÜN YARGILAYANLARIN GÖZÜNDEN BİR CELLAT BAKAR’ dediğinde henüz on altı yaşındaydım.
Sözü bittiğinde, önyargı gemisinden inmek için filika istedim.
Güvertede ikinci kaptan sevgilisine mektup yazıyordu yine, gözlerimle selam verip veda ettim.
Sonra yeteri kadar insanla tanıştığımı düşündüğüm yaşlardan geçtim.

Yılların herkes için aynı zamanı kullanmadığını, tanışmaların hep süreceğini henüz öğrenmemiştim.
Yazarların tenlerinin kitapları gibi olduğunu düşünürdüm, bu hiç değişmedi.
Ruhları yazdıklarından yapılma, bedenleri kitaplarından dokunma ‘Kahramanlarım’ olarak zamanımdan benimle birlikte yürüdüler.
Sızlandıklarını duymadım, yol boyunca aralarında tartıştıkları oldu aldırmadım.

Bana sahip olduğunu sanmış çok geçmeden gerçeklerle karşılaşıp çarptığı duvarın dibine sırtını yaslamışları geçtim.
Yağmur gibi, şimşek gibi, içi beyaz dışı gri bulut gibi olduğumu söylediklerinde durup,
-Bu iyi bir şey mi? Diye düşünmediğimi fark ettim.

Ne zaman duyduklarımın hissettiklerim ve bildiklerimden -kendi hakkımdaki fikrimden- daha değerli olmadığını öğrenmiştim?
Bir gemi geçti yanımdan, el ettim.
Egosunu on kaplan gücüne ulaştırmış olmanın verdiği gerginlikle yerlerinde duramayanları izledim.
Çatıştım.
Oklarından kan sızıyordu ama baka baka alıştım! .../...

elçingören 24kasım’10

21 Kasım 2010 Pazar

Bravo!


Ve
bir
madalya
kazıma
günü
daha!
Tırnaklarım
krılmasa
bari
bu
defa...
Not: Şeytanı duydum ama ben ona uymuyorum!-alıntı-
elçingören'kasım'2o1o

Mesajın var!


Sonra sırtıma anne gibi dokunma diyorsun…
Bağ kurmanın evcilleşmekten geçtiğini söyleyen Küçük Prens gözlerinin içinden bana bakıyor, bilmiyorsun.
Korkuyorsun!
Belki haklısın…

Sana hak vermeyeceğim bir yer bulmalısın.
Oksijeni bol, şöyle günlük güneşlik bir yer…
Geceleri kısa, yıldızı gösterişli!

Konu derin…
Basit kurgularla geçmem !
Ben kusarken ellerin belimde ve kollarımıza kadar o lavabonun içindeydik.
Yapma, ne olur BABAM gibi yapma! Diye bağırırken ben, banyodan dışarı çıkıp çıkmamak arasındaki kararsızlığının içinde saklı mesele.

-O gün sabahın erken saatinden , güneşi bir tepenin ardından uğurlayana dek gezmiştik babamla, başına güneş geçen elçin bütün akşam boyunca yediği çilek, çekirdek, gofret ve çubuk krakerleri çıkarmıştı banyoda.
Sırtından sarılıp bir eliyle midesini, diğer eliyle alnını tutan babasının geçecek prensesim, şimdi geçecek sözlerinin içinde tanımıştı aşkı!-
Babam gibi yapma! Dediğimde gitmeliydin.
Ne işin vardı elinin belimde! Kollarının lavabonun içinde…

Sonra sırtıma anne gibi dokunma diyorsun!
Bensiz gittiğin tatillerden sonra yanan alnına üflemek isteyen birinden ne çok şey istiyorsun.


Benim de haramilerim var sevgilim ama senin bahçene girip ne var ne yok talan etmem!
Edemem…
Bütün tepelerini sevimsiz atımla düzlük etmem!
Edemem…


Bir kadın bir erkeği, bir erkek bir kadını nasıl sevmeliyse öyle sade öyle basit olabilmeyi dilerdim seninle!
Odamda o cümlen; Bana karşı bir Cephen yok senin!
Bu şans mı şanssızlık mı bilemiyorum;
Yok bi' cephem, çünkü seninle savaşmıyorum…


Sen;
Güneş gözüme giriyor diye şikâyet ettiğin Cumartesi uykuları gibi muhteşem kalmalısın…
Sırtını döndüğünde, kalbinin üzerinde yatarken zaman zaman beni hatırlamalısın ;)


Bu şehirde de değil uzaklarda.
Güneyde, en güneyde…
Aşk; Fransızca şarkımdır, sözlerini güçlükle ezberlediğim!
Duru Türkçem en çok!
Yazdıkça bütün harflere tutkuyla yüklendiğim.

Bizim başlangıcımızın ipi yoktu, sonunu bağlayamadık bu yüzden.

elçingören'21kasım2010
Güney/Türkiye

20 Kasım 2010 Cumartesi

Rütbe...

Düzüm gibi, sevgilim tersim de var!
Madalya değilim, ancak aşk'ım var
Mareşal olur omzunda
Parmak uçlarında yükselmesen de olur mesela

Geldiğim gibi gitmeyi bilirim.
Bir omuzdan akan şal,bir şehirden ansızın giden mevsim
sıradan bir etkinlik gibiyimdir evet!

Gidersem;
Bindokuyüzyetmişlerin şarkılarında çıkarım en fazla!
Nokta nokta...


elçingören kasım'10

15 Kasım 2010 Pazartesi

İYİMSER...

Kasım’da güneşli günler yaşayan İstanbullular…
Baharı cebinden düşüren güzel Tanrı!
Koskocaman Pazar günü
Bu fotoğrafın içine giren elçin!

Hiç kimsenin nerde olduğumu bilmediği, bilmeyeceği sokaklardayım!
Kıtalar atlasım elimde…
Kulağımda Joy!

Uzandığım çimenler, başımın üzerindeki sarhoş bulutlar hepsi bir armağan!
Bugün yürürken, bir şeyler atıştırırken, aylardır aradığım tozpembe ruj bir dudağın üstünde yanımdan geçmişken ruhumda olup bitenler paylaşılabilirdi belki.

Ancak bilirsiniz işte, bir avucun içinden süratle bırakılmış bilyeler gibi dağılır insanlar.
Eğimle, yanınıza düşecek gibi olanlar var mı diye bakmazsınız elbette.
Bu bir arada olmanız için esas neden olursa, ruhunuz kısa aralıklarla çığlık atacak gibi sıkışır.
Sıkışmalıdır!
Oldurulmuş buluşmalardan ruha yükselemez ki yaşananlar!

Bu yüzden eğimdi, patikaydı, düzlüktü, bayırdı… Demeden dupduru, kimsenin beklenmediği, kimsenin olmasının zaten önem arz etmeyeceği bir Pazar gününden geçtim.
Narsizmimi tıka basa doyurdum!

Vitrinlerin yanından geçerken kendimi izledim, saçlarımın rüzgâra karışmasını duyumsadım.
Kalbimi yokladım, iyiydi.
İstanbul’u kokladım bahardı!
Nazan Öncel’i gördüm yolda…
Dilinde Beyoğlu vardı!

Karşısına geçip

Sonra biri gelir; Yaralarınıza üfler…
Ama kesik kesik! dedim

Bir bilet alalım, trenlere binelim
Çuf çuf gidelim demiştin sen Nazan Öncel!

Gitmek girdi içime; Ama böyle kesik kesik!

Şimdi; Gri cildiyle kıtalar atlasım elimde
Sen işaretle!

elcingören
3temmuz-14kasım
2010
İstanbul


NOT:
Mesela acı yok
Ağrı yok
Sızı yok!
BEYOĞLU/ Nazan Öncel

11 Kasım 2010 Perşembe

MAG Dergi ''Kasım'' Sayısı

Yine hangi cümleyi çekiştirip gelmem gerektiğini bilmeden geçiyorum kelimelerin içinden
Size bu yazı ile sorular sormayan yaşamı ve aklınızı yormayan kahramanlar getirdim bu sefer!
Hikâyemizde ‘’anlamlı kılınmış’’anlar vardır.
Geri almak istediğimiz, bir çocuk gibi bir daha bir daha diye tutturduğumuz ‘’tekrarlar’’a uzanmaya çalışırız.
Gelecek gibi, düş gibi ışıltılı bir paketi vardır zamanın.
Ama hep başlangıçlar parlar!
İlk günlerdeki özenin gizlendiği yer kurcalanır.
Bu yol böyle gider…

Git git bitmeyen, koridorlarından geçilmeyen, yüzü tam olarak seçilmeyen duygulardan yürür masalsı tepenin rüzgârlarına kapılırız hani!
İşte o rüzgârın saçlarımı dağıttığı yerdeyim bugün.
Bütün huzursuz tepeleri yolda bırakıp geldim!
Hafifledim...

Ardımda ekmek parçaları bırakamayacak olsam bile,geri dönüş için güven dolu bir yolum kalmayacaksa da ilerledim.Hayat bu Baylar & Bayanlar
Yeni bir çağ doğar her sabah, yeni bir haritadır insan kendine.Sınırlarından geçip gider.Birine kendinizi yeniden -en başından- anlatmaya başlarsınız fark etmeden
Şarkı gibi dilinize dolanır sözcükler.

Evet anladığınız gibi;Kaç başlangıçtan geçip buraya geldiğinizi hatırlamadığınız o meşhur köşe başındayım!

Sizin gibi bende, hikâyeme ortak olanları, şimdiye dek fena şekilde yanıltanları, taktığım madalyaları bir bir söktüğüm anları geçip, geldim.
Başlangıçların kusursuz, cömert, ilham veren dokuları seyreldiğinde aklıma düşen bu yolu, bir gün yürüyeceğimi biliyordum.

Cennetin bahçesinde dolanan Âdem gibiyim, elmayı dalından koparan Havva gibi!
Bakıyorum sizde buradasınız!

Bu karşılaşma iyi oldu; Yıldızların tozu omuzlarınıza dökülmüş ne manzara!
Yokuş aşağıya bırakılmış aşkları, tekerleğine renkli boncuklar takmış bir çocuk gibi gururla dolaştıralım mı?

Yepyeni bir cesaret koparalım mı hayat ağacından!
Düşüp dizini kanatan aşklara yazılan şarkılar var nasıl olsa, hep bir ağızdan söyleriz geçer!
Kasım Yağmurları; Duydum ki başkasına cömertsin…der!
İçinden bitmek bilmeyen sürprizler çıkan bir kutu gibi gelir bu şarkı.

Ne zaman dinlesem kelimelerinden sonsuza uzanmış bir salıncak gibi büyüler beni!
Sen acılara değmiyorsun! Dediği yerden; MATEMİM VAR SÖNDÜRÜN IŞIKLARI! Emrini veren Sezen’in sesinden akar güne geceye…
Yıllar teninden geçer!
Kırlangıçlar gidiyordur ama güzler kalmış gibidir şehirde.
Şarkının ismi bu yüzden’’ KASIM YAĞMURLARI’’dır belki.
Belki ama belki!

Bu ay bir şarkım ve kahramanlarım var; Zaferleri olmayan!
İftiharla sunarım!

Sonbahar boyunca benden önce semada söylenmemiş söz bırakmayanların evinde sabahladım! Küçük İskender’in Eflatun Suflelerini kitaplığımdan çektim, koyununda uyuyakaldım.Kasım Yağmurları’nı sıklıkla başa aldım
Her gülün vakti yeter, yaprağını onarmaya* demek için gelmiş yazar
Onu tüm kalbimle anladım!
Sonbahar böyle bir şey işte geçmişin dantel örtüsünü rüzgârlarıyla havalandırıp, yaz boyu akla bir türlü düşmeyen ‘’duygular’’veriyor.
Fark ettiniz mi tatil dediğimizde yaşadığımız şehrin tabelasını geride bırakmadan rahat edemiyoruz.

Bir şehirden - hayatımızı ördüğümüz o hikâyeler kentinden- kısa süre uzaklaşmış olmanın verdiği meltemle karışık ‘’hafifleme’’duygusunu gittiğimiz güney kasabalarında beyaza boyanmış evlerin içinde büyütüyoruz.

Hediyelik eşya dükkânlarının kapısındaki boncuklar gibi sıralanmış hayallerimizi kumsalın, deniz kabuklarının ve ay ışığının omuzlarına bırakıp dönüyoruz.

Sinema, tiyatro ve sonbahar-kış etiketli kıyafetlerimizle karşılaştığımızda geri döndüğümüz yerin aslında ‘’kendi dünyamız’’ olduğunu gördüğümüzde akmaya başlayan kum saatini yıl içindeki kısa aralıklarda dondurup yine akışını izliyoruz.

Penceremde telaşlı rüzgârlar uçuşurken size bütün bunları yazabildiğime şaşıyorum.
Ancak kısacık anlardır hayatı anlamlı kılan.
Ben en çok yazlarımı sevdim buraya gelene kadar!
Bu kış’tan dileğim bana hayatımı ördüğüm şehrin içine, güney kasabalarının hafifletici duygularını taşıması.

Yazının kaç şehirde okunduğunu asla hesap edemesem de sizin şehrinize de söz konusu esintilerin gelmesini dilerim.
Sadece bu dilekle bile cömert biri olduğum konusunda bahse girerim!

Artık sizden başka bütün evrene hemen her konuda cömert olabilen bu yüzden başlangıçtaki tadı çoktan kaçmış olan öyküler,
ya da bir sabah aniden uyanıp BİTTİ! Dediğiniz, genellikle içinde bir kahramanın olduğu ilişkiler için bir şarkım var.
Düzenleme ve müziğini sadece sizin yazabileceğiniz!

Hayatın vitrinini kırmışsın.Şikâyete geldiler!
Küçük cam parçacıklarına dönüştürmüş,
hiç bir şeye dokunmadan gitmişsin sonra.
Boyası uçuk bir raf bulmuşlar içinde.
Sandalından bir parçaydı gösterdiler, tanıdım!

Seni buraya getiren fırtınaların küreğine yaptığı şeyi, hayata bırakıp çıkmışsın.
Uyurken yastığına sarıldığın, masumiyetinden arınmadığın geçti aklımdan.
Ele veremedim…

Şimdi Ege ve Akdeniz şimdi Karayipler ve KızıldenizSuçunu bilmekte ve gizlemekteyiz…
Uyandığımda içimden bilmediğim bir kumbaraya aktı sevgim
Asla dolmaz gibi zaten içi, oldukça derine indim
Ele vermeyeceğim dedim!
Dilediğin kadar dinlen, oyalan
Ne zaman istersen yola çıkabilirsin…

Elçin’den Öneri

· ‘’Aşk’ın Kahramanı’’ Pazar sabahları gibi sessizlik ve dinlence vermeli, bu en temel özellik olarak kayda geçmelidir

· Kardan adam yaptığınız gün kış gelmiş demektir, sıkı sıkı giyinin! Bu benim çocukken ‘’elçinsözü’’ olarak kullandığım bir cümleydi, lahana gibi kat kat giyinmekten hoşlanmayanlar için ‘’atasözü’’ olarak da kullanılabilir

· Evi fotoğraf müzesine çevirmek istemeli ve çevirmeli. Elçin yaptı memnun kaldı bu bilgi ile bilgisayardaki fotoğraf albümleri mutlu mutlu taranmalı

· Sizinle ‘’ARALIK’TA görüşeceğiz,‘’karamela sepetimi’’ süsleyip geleceğim bir dahaki ay bu güzel zihinler burada olmalı.

· Kasım’da Güney Kore sinemasına aşık olunabilir, ama önce mısır patlatılmalı

*Başlık; Sezen Aksu
*Küçük İskender

''Duydum ki başkasına cömertsin'' MAG Dergi 2010 Kasım ayı sayısında yayınlanmış ''elçingörengri''yazısıdır

elçingören’Kasım’2010