Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

30 Eylül 2010 Perşembe

Işığı kapat istersen...



Geçmişimden geldiğini sandım.

Tanıdık sarılışlar bundandır dedim, bundandır atışı böyle çok kalbimin! ...

Oysa geleceğin uçurtmasına takılıdır gözlerim.

Sana şu an el değiştirmiş bir sahneden seslenmekteyim.

Artık oyunları ben yazmıyorum sevgilim.

Not:

Geçmiş dedikleri bir kısa film!

Mısır patlatırsan göğsüne uzanıp izlerim...

Dudağına tuz bırakırsam beni affedebilir misin?


elçingören eylül'2010

İstanbul/Cihangir
Serkan Tavşanoğlu okurken
Bu adam'a bayılıyorum!

23 Eylül 2010 Perşembe

Bob Marley & Red Kit Bendeydi! Nefisti…

Gerçek şu ki, herkes seni incitecek.
Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak dedi Bob Marley, yağmurluğumun yakasını kaldırıp yürüdüm iskeleye...
Lüzumsuz sızılarımdan damlamış bir öğleden sonraydı…
İskele kelimelerin uçuştuğu bir yerdeydi.
Bazen sözler yanınızdan geçer size çözebileceğiniz türden kodlar bırakmadan dağılır.
BİR ANLAM BÜTÜNLÜĞÜ VARSA DA, DÜNYANIN ÇEKİRDEĞİNE KADAR İNEN BİR DERİNLİK ARADIĞINIZDA;YETERSİZLİĞİ, SIĞLIĞI, YİNE DE ÇOKLUĞU KATLANILMAZDIR.

Hiçbir şey ifade etmiyor söylediklerin! dediler mi size?
İşte orası ‘’Sözlerin doğru yere saplanmadığı yerdir!’’
Sessizdi etraf bu yüzden…

BELKİ DE SESSİZLİK DÜNYANIN DÖNÜŞÜNÜN SESİDİR! DEMİŞTİ bir dostum, evinden taşınırken duvarını da götürmek istemişti bu söz yüzünden!
Duvarından koparıp bir gece avucuma bıraktı…
Çok olmadı… İskelede cebimden çıktı duvarı!

Mevsimin geleneği yağmur denize karışıyor aklım yine Kuş olsam ne şahane olurdu! Saptamasıyla uçuk bir hayale kapılıyordu.
Bob Doğru söylemiş, şeffaf şemsiyemin gökyüzü buğulanmıştı.
Denizin üzerindeki sonsuz keder, renkli balonları ipinden tutup ufuğa çekiştirmiş, elindeki tüfekle çaresiz kalan satıcı kayalıklara yaslanmıştı.

İçimden şarkılar geçti ve evlerim, mevsimlerim, gemici düğümlerim, atkestaneli sonbahar yollarım…
Biraz klişeye ihtiyaç duyarsanız; Aşklarım, aldanışlarım, duvar bulup çarpışlarım, anneme hak verişlerim geçti içimden.

Rüzgarla savrulan çalı gibi geçerken ’’isler, puslar’’ yol yaptı karıncalanan anılarıma izler...
Böyle öğle sonlarının getireceği geceleri tahmin edersiniz.
Neye baksanız üzerinde geçmişe ait bir etiket, koku, iz.
HANGİ YOLDAN GİTSENİZ ’’GEÇMİŞTEN GEÇERSİNİZ’’!

ANCAK İŞTE O GEÇMİŞİN İÇİNDE BİR YERDE,
BÖYLESİ GECELERİ KOYNUNUZDA SAKİNLEŞTİREREK SAÇLARINI SEVE SEVE UYUTMAYI ÖĞRENMİŞSİNİZDİR...


Böğürtlenlere;
Elmalar, kirazlar gibi yumuşak dallardan ulaşılmaz ya hani,
dikeni 'küçüklü büyüklü' dokunur ellerinize…
Bir avuç için kollarınızın içini paralarsınız Akdeniz’de Ege’de!
Bende öyle geldim buraya…

Günler sonra yazdığım satırlarda, sizi daha neşeli ağırlamayı isterdim Baylar & Bayanlar.
Ancak Bob bu gece suratsız.
Şarkı söylemiyor, köşedeki Starbucks’a küsmüş.
Koskoca kahvecinin tarçını biter miymiş!
İnsan bunun için küser mi? Dedim
Elindeki derginin sayfasını çevirdi.
Cevabın ne olduğunu anlamanız için, yüzündeki ifadeyi görmeniz gerekirdi!

Bütün sevmelerime rağmen ’’Acı çekmeye değecek biri olmadı’’ dedim!
Dergiyi kapattı, katladı.
Red Kit nerelerdedir şimdi? Dedi.
Dudağında incecik bir otla yaslandığı ağacın altında sabahın olmasını bekliyor olabilir miydi?
Gülümsedi.
Çizgi karakter için gün batımları, mevsimler, yıldızlar ve şarkılar yoktur dedi!
Red Kit katladığı dergiden çıkıp sandalyeyi çekti -Bahse var mısın? diye sorduğunda Bob, omzunu silkti.
Hayır bugün kahve evine küstü!
Saçlarını lastik tokasından çıkarmayacak o muhteşem gülüşünü göstermeyecekti.
Şarkı, hayır şarkı söylemekte yoktu!
Red Kit’e kaktüsleri, daltonları ve posta arabası sürücüsü Hank’ı sordu
Radyo’da ’’Is This Love’’ çalmaya başladı
Az önce sözünü ettiğim çizikler sızlarken Red Kit kırmızı fularını çıkardı.

BÜTÜN GECE DÜNYANIN ÇEKİRDEĞİNE UZANACAK KADAR DERİN SÖZCÜKLER
EVİMİN DUVARINDA YANKILANDI.
BİZİ DUYSANIZ,
BİR GÜN SİZİNDE CEBİNİZDEN BENİM DUVARIM ÇIKAR MIYDI?

Nefisti!
İçkiler bittiğinde turuncu bir gün pencereden içeri girmişti!
Red Kit gözlerimin içine bakıp sen bizim kasabayı sevebilirsin bunu bir düşün dedi.
Bob kendine kahve almak için, yarım kutu tarçınla birlikte köşedeki Starbucks'a gitti…
Ben size yazdım.

Okuduklarınızdan sonra, tarçını kalmamış Starbucks gördüyseniz gülümseyin. /Az önce yanınızdan Bob Marley geçmiştir. / Kesin!

elçin gören
23eylül2010
01:30
İstanbul/Emirgan

22 Eylül 2010 Çarşamba

Nefisti!


Bob Marley ile birlikte dün gece yazı yazdık! Nefisti...
Red Kit'te geldi.
Ne geceydi ama!
Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak dedi Bob!
Yağmurluğumun yakasını kaldırıp yürüdüm iskeleye...

.../ Devamı bu geceyarısı www.elcingoren.com 'da yayınlanacak!

4 Eylül 2010 Cumartesi

Ruj yemek yasak sana!

Sessizde bırakılan telefonlar gibi buralarda bir yerlerdeyim aslında ama dilediğince yok sayabilirsin beni!

Şimdi şu durduğum yere gelene dek,
hep en yüksekteki mandalinaya, nara, kuşa, düşe dikilen gözlerim yüzünden,
ağaç gövdeleriyle çoook atıştım ben.

Kollarımın saramadığı dev ağaçlara yaslanıp anlattım...
Soluksuz kalıncaya kadar konuştum.
Hak vermediklerinde dalaştım.
Anlamadıklarında savaştım, şimdi olsun yine yaparım!
Bu huyum yüzünden önce korulardan sonra ormanlardan uzaklaştırıldım.
Boş kalmamak için yere düşen meyve, kuş ve düşlerle bir süre uğraşmam gerekti, uğraştım...

Geldim, güneş yanıkları gibi soydum tenimi, tanımadı burada kimseler beni.
Yine istersem;
Bana o istediğim şeyi verme ne olur! Sana yalvarıyorum.
Onu aramak, tırmanmak, işaret parmağımla ikide bir gelip geçene göstermekten anlıyorum ben.
Gözlerimi kapattığımda hayal ettiklerimi, gerçeklerin yıpratıcılığından korumamın tek yöntemi bu!

Biliyorum ben elime geçirdiğim anda heyecanla yere düşürürüm onu.
Kırıldığından korkup kaçarım...
Dün öğlen ısırdığım elma gibi, klavyemin yanına bırakırım.

Annesinin rujunu dişleyen bir erkek çocuğu, kokusundan ‘’tüketilecek’’ bir şey olduğu sanısını kabul ettiremez hani, işte öyle suçlu kalırım.
Tutturma huyum var benim.
Yüz üstü yerlere kapanıp yumruklasam da toprağını, karıncalarını,
sakinleşir
şurada bi köşede ağlar giderim sonra.
Bir şeyi nasıl isteyeceğimi çok iyi bilirim ben
Verme onu bana!

elçingören
4 eylül2010
İstanbul / Atina