Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

18 Mayıs 2010 Salı

james blunt - one of the brightest stars


elçingören: James Blunt - one of the brightest stars dinlemekte
Bir bambu aldı, acaba biraz daha büyümüş mü diye zamanlı zamansız heryerini inceliyor
Hayat ona istediği tüm oyuncakları verdi, veriyor...
Yarın James Blunt'ı yazmayı planlıyor.
Ama Planlıyor !
Hani nerde nerde diye soru sorup sıkıntıya sokmayın sakın:)
Bu elçin herşeyin o en başını çok seviyor...

elçingören
18mayıs2010
01:40
İstanbul

17 Mayıs 2010 Pazartesi

ANAHTARIM BAŞUCUMDA!


Boş bir kupanın dibine bakıyorum, biten şey bu evin ilk çayı...
Böyle böyle mi yuva olur evler, şehirler, ülkeler?
Doğduğum, duraklardan ve mevsimlerinden geçtikçe parçası olduğum şehre aidim yeniden…
Otoban şeritlerinden oluşan koleksiyonumdan bahsetmiştim.
Şimdi evin bir duvarında koleksiyonumu sergileme vakti!
Duvarlarım sesimi tanımıyor henüz.
Sevecek mi sesimi?
Ya hikâyemi!
Dostlarımı ağırlarken memnun olacak mı benim kadar?
Çok çalıştığımda beni daha sık görmek isteyeceğini yazabilir belki, tabii bu cesaret işi.
Birine ihtiyacınız olduğunu hissettirdiğinizde verdiğiniz bir ’’ip’’ vardır.
O ip boynunuzda değilse de bir yerinizden bağlamıştır işte!
Kim oyuncak ki sen oyuncusun? Denir böyle ipin kaçırıldığı zamanlar için.
Ancak bilirsiniz işte, oyuncak değilse de kendinizi başrol için yaratıldığınıza inandırdığınızda birden bir şeyler başlar…
Daha önce atılmayan adımlar, söylenmemiş sözler çıkıverir mahzenden.
Küf kokan bir odaya çıkacaksa da yolunuz, güneşli bir bahçeye yürür gibi gidersiniz…
Dudaklarınızda eski yeni birbirine karışmış bir şarkı, saçlarınızda çiçek kokan bir yel…
Kavak gibi hani!
Uçuşan beyaz pamuklar sayesinde göz gözü görmez Kavak ağacının bol olduğu yerlerde.
Çocukken, aklı bir karış havada! Olanlar için kullanılan değimi böyle açıklardım kendime.
Çünkü kavaklar rüzgarla, pamuk gibi beyaz beyaz şeyler döker, önünü göremeyen insanın!da aklı karışır:)
Evet ama neden?
Çocuksun sen, değimleri öğreneli ne kadar oldu ki manasını anlamlı bir şeyin ucuna bağlıyorsun? Diyen olmamıştı.
Bende ince ince düşünürdüm işte.
Aahhh çocukluğum, benim duru taze ruhum.
Ne çok geçtim seni…
Geri dönülemeyecek kadar ilerlediğimde gördüm en çok,
zayıf boynunun ne kadar da çok ihtiyacı olduğuna bu kocaman sana!

Böyleyken böyle işte.
Evler geçtin, şehirler dolaştın, ülkelerden uçtun gittin.
Yine aynı sokağa vardın.
Evine döndün!
ANAHTARIN BU YÜZDEN BAŞUCUNDA ÖYLE Mİ?
KIRMIZI PABUÇ GİBİ, GÜRÜLTÜLÜ TREN GİBİ, YENİ KAŞKOL, YENİ KALEM KUTUSU GİBİ UYANINCA GÖRECEĞİN İLK YERDE YANİ!
BAŞUCUNDA.

Biriyle uyumak ve uyanmanın gizemini mi çözüyorum ne şimdi!
Öyle ya uyandığında gördüğün ilk şey birlikte uyuduğun adam!-kadın-
Yeni olma duygusunun ve tadının ve kokusunun üzerinde bir günaydının varsa başucuna doğru şeyi! Koymuşsun demektir pekâlâ!

Aahh Hayat
Yeni bir bilgi edindiğinde ’’Bu kulak hiç büyümüyor işte!’’ diyen bir büyüğüm gibisin.
Beni gülümsetiyorsun yine…

Böylece büyüyorum!
Kavaklarının yelleri, yeni evimin ilk gecelerindeki tedirgin çıtırtılarınla bana sersemlemeyi, alışmayı, aslolanın en başından beri ’’kendim’’olmak ile kesiştiğini gösteriyorsun.

FENA YAZARIM SENİ BİLİYORSUN!
FAZLA CESURSUN;)
İPİM ELLERİNDE İŞTE; BEN SENİN ESKİ ÇOCUĞUNUM…

Yıllarından geçtim, şehirlerinden ve evlerinden de.
İtiraf etme vaktiyse şimdi ki zaten az çok biliyorsun;
Ben kim ve neyle uyuyor uyanıyorsam kendimden geçiyorum.

Bugün Başucumda İstanbul var!
Sesimi sever belki diye, duvarlarına şiir okumayı düşündüğüm bunu yaparken deli olduğumu düşünmesini göze aldığım bir evdeyim.
BİR EVİ BALKONUNDAN BAŞLAYARAK TEMİZLEYEN BELKİ DE TEK KİŞİYİM!
Ama aylar önce belirtmiştim; BEN HİÇ NORMAL BİRİ OLDUĞUMU SÖYLEMEDİM!

elçingören
17mayıs2010
İstanbul

öNEMLİ NOT: Esin Ö,Kemal S.S,Serdar Ş,Umut V.D,Fatih Ş,Serkan T, Emel S. ve Fc.T. bu anahtar hepimizin;) Teşekkürüm sonsuz size...

Not1:Detay insanıyım vesselam!

16 Mayıs 2010 Pazar

EN BAŞA SARALIM FİLMİ!


Uzak ülkelerin birinde uzun sarı saçları olan Prenses ile adı kendi ülkesinden taşmış, yakışıklı mı yakışıklı bir Prens varmış.
Başladıkları her şeyi yarım bırakırlarmış…
Prensesin ince bileklerine türlü mücevherler takan Kral kızının gülümseyen gözbebeklerinin içindeki oyaları sever, halkına her yıl bir maden bulmalarını ferman eylermiş.
O madenlerin en saf haldeki parçasını da işletir, Prenses’e hediye ederken
Prens kendi ülkesinden olup biteni izler, yıllar geçermiş…

Masallar böyledir işte, içinde olmadığınızda büyüler sizi!

Ucundan dalın bakalım, üstünüz başınız nasıl paramparça çıkacaksınız izleyelim!
Pekala, birde iyi tarafından bakalım, ’’Kahraman’’olma rüyanızı gerçekleştirme konusunda koca bir adım atmış olacaksınız, şans yüzünüze gülerse olabilirsiniz bile…
Ancak bilmem ki değecek mi onca yara bereye…

Masal böyleyken böyle, Prenses ile Prens tam birbirlerine göre işte!
Onları aşık edip masala bir mutlu son ekleyeceğimi düşünmemenizi öneririm.

Masallara sardım-sarıldım- son birkaç ayda.
Bunun ’’Yüzleşmelerden’’ geçerken hafifletici bir tadı olduğunu keşfettiğimi söylemeliyim.

Gerçeğin o kimi zamanlardaki yakıcı hissini azalttığını da ekler miyim?
Eklerim!

GEÇİCİ BİR DİNGİNLİKLE, ACININ KAPAKLARINI HIZLICA KAPATIYOR MASALLAR!

Öfkenin-fazladan söz söylemiş olup gelen pişmanlıkları karşılamanın-fişini çekiyor ustaca.
Var olanın, henüz elde edilmiş olanların, çoktan vazgeçilmişlerin rapta zapta girmesini sağlıyor.

Masalsı olabilmeyi başardıklarında ’’MASAL’’ olanlar ile,
başlangıçtan bu yana acaba bundan masal oldurulur mu? diye bakılan hikayeler sonuca bağlanırken, olması gereken ile olanlar bazen birbirini tutmuyor.
İşte bu sırada araya ’’HAYAT’’ girmiş bulunuyor.
Masallar; Yazarının yaşanılası bulduklarıdır!
Yazmayı neden bu denli sevdiğimi açıklayan şey de budur işte!

Hani bazen neyi nereye koyacağınızı şaşırır, nerden başlayacağınızı asla bilemez o anda yine de bir şeye başlar ve yarım bırakmayı sevmediğinizden sürüklersiniz.
Yere değen zamanın avuçları çizilir önce sonra kolları, dirsekleri kanar, dizleri kabuk bağlamaya hazırlanır, karnı taşla dolar sonra ve çenesi teslim olur havalanan toprağa…
Sırf bir son bulmak için zamanın altından girer üstünden çıkarsınız!
Birlikte izlenen köprü ışıklarının altında ne düşündüğünüz sorulur bir anda.
’’Hiiç’’ ne çok şeydir böyle anlarda!

Kendimden bir yıldız çıkartırım ben! Bitiverse ne olur şurada, şu saatte deyiverecek olursunuz, dudağınızın soldan yukarı çekilen sinsi gülümsemesiyle köprü maviden turuncuya döner.
Sonra sarıya sonra sonra…

En başa saralım filmi, masallara inandığımız zamanlara dönüp bakalım hadi!
Uzak ülkelerin birinde uzun sarı saçları olan Prenses ile adı kendi ülkesinden taşmış, yakışıklı mı yakışıklı bir Prens varmış.
Başladıkları her şeyi yarım bırakırlarmış…
Oysa böyle olsun istemezlermiş
Hiç!

elcingoren/İstanbul
16mayıs2010

PEK ÇOK ÖNEMLİ EK; Blog'da hala bir yazı göremiyorum Sayın ELÇİN GÖREN.Artık komşu olduk seneler üzerine, bunun sevinci üzerine sana dokunmuyorum! Diyen Biricik Kemalim yarın evde uzun bir temizlik var bunu bir ''ev partisi daveti'' olarak algılamanı, davete icabet etmeni dilerim:)Bu yazıyıda sana kahvaltıda okurum artık;)

Aaaa ama ikiletme:)))

PEK ÇOK ÖNEMLİ EK; Blog'da hala bir yazı göremiyorum Sayın ELÇİN GÖREN.Artık komşu olduk seneler üzerine, bunun sevinci üzerine sana dokunmuyorum! Diyen Biricik Kemalim yarın evde uzun bir temizlik var bunu bir ''ev partisi daveti'' olarak algılamanı, davete icabet etmeni dilerim:)Bu yazıyıda sana kahvaltıda okurum artık;)dedim;)

NOT 1: İstanbul/ Ve artık şehrin bir parçasıyken!
Işıklı İstanbul’u bu yükseklikten izlerken yazılan ilk yazı bu…
NOT 2: Fonda JAMES BLUNT- One of the brightest stars http://fizy.com/#s/16k7q7