Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

30 Nisan 2010 Cuma

İSKELETİ AĞRIYANLARI TANIYORUM BEN, MASALI BİTERKEN!



Mavi gözlü dev ,mini minnacık kadını ezdiğinde,
Prenses uyanıp yedi cüceleri alıp tatile gittiğinde
Prensler kurbağaya dönüşüp elinize yüzünüze siğil yapan salgılarını fırlatmaya başladığında
Rapunzel modaya uyup saçlarını kısacık kestirdiğinde…

Masallar mutlu sonla bitmediğinde bir daha hiçbir şeye, gerçeğin kendisine bile inanamayacak kadar çaresizleştiğinizde evdeki ayna sayısını azaltmak mı gerekir?

Bir sihirli camda insan kendine tahammülsüzleşmişken hayat onun inadına bir pervane gibi döner.
Gözlerinizi kısa kısa bakıp iyi ve güzel olanları lanetlemişken o bazen pırrr diye geçen zamanın durup elini beline koyduğunu görürsünüz.

Peki başlangıçların o her şeyin etrafını buğuya çevirdiği anlarından seke seke yürüyerek geldiğiniz bu yerde, yaşam için ayrılmış tek bir şeyde mi yoktur?

Su yoktur, oksijen azdır, meyvelerin tadı eksik, şarkılar biraz fazla neşelidir.
Bu masalın tıkandığı yer elinize geçse tersinizi fena mı görecektir?

Hani işler bir yerde değişir de;
- Dur bakayım ben şunun bir alamet-i farikası var mı? Dediğiniz yerdir işte o yer.
Sorgulamaya başlayan beynin asla duymak istemediği şeyleri kurcalaması kurcalaması ve sonunda
İşte buldum demesidir bu!

KUŞKUNUN İPLERİ BİRDEN SALLANIVERİR KAHKUL MİSALİ ALNIN ORTA YERİNDE.
ÖYLE Kİ İŞYERİNDE BİR TOPLANTININ ORTASINDA GÖZÜNÜZE GİRER TEL TEL.
EVE DÖNERKEN UZAMIŞTIR, BOYNUNUZU KAŞINDIRIR.
SONRA OMUZLARA DAĞILIR.
AĞIRLAŞIR!
İSKELETİ AĞRIYANLARI TANIYORUM BEN MASALI BİTERKEN!
O İSKELETİ YATAKTAN KALDIRMAK İÇİN DELİRENLERİ GÖRDÜM!

Ancak başlar masallar ve biter işte…

Bir obje alırken sağına soluna bakarız, hemen sonra altına.
Neden altına bakarız sizce?
O KADAR EDER Mİ DİYE!
Demek ki neymiş uzaktan ve ilk bakışta göremediklerimiz hoşumuza gitmezmiş.
Demek ki neymiş; O kadar eder mi ? diye düşünürken zeminine göz atmak iyi gelirmiş.
Bir nesnenin altına bakmak demek, onun nasıl göründüğüne değil ne olduğuna bakmaktır.
İnsanların fosforuna nesnelerin altına bakan bizler konu insana gelice;
Bunca yol gitmeye -uzun yollar yürümeye- değer mi bu aşk! Deriz…
Bu konuya biraz eğilirsek;
Kimin günü fos kimin gecesi görürüz!


Böyle böyle geçer zaman.
Masallar başlar ve biter.
Prenseslerin kazanları çıkar ortaya, kazanlarında duyguları eritirler
Şövalyeler zırhlarından soyunup birer yabancıya dönüşür.
Çekilirler sahneden bir daha da görünmezler ortada!

Hep mutlu aşkları, sonsuz masalları yazacağımı düşünen okuyucular yanılır.
Biten masallar da vardır;
Böyle kötü sonlarla…

Kız kulesinde babası tarafından korunmaya alınmış Prenses’e yılanlı elma taşıyan cadı da
Kırmızı başlıklı kızın babaannesini yiyen kurtta vardır!
Hayat bazen böyledir.
Size bir masal getirir, sonra o masalı kötü sonla bitirir!

ANCAK UNUTMAYIN BİR MASALIN SONUNA GELENE DEK,
YAZAR OLMAK İÇİN ELİNİZE TÜRLÜ FIRSATLAR GEÇMEKTEDİR!

Kaç masaldan geçtiğinizi saymadınız evet.
Ama buraya kadar geldiniz.
Öyleyse kötü sonlardan da geçmeyi bildiniz!
Ne mutlu ki ‘’BÜTÜN CANLARINIZI KAYBETMEDİNİZ!’’

elçingören
30nisan2010
03:03

Not1: Eveeet en karamsar blog yazımı sizlere sunmaktan gurur duyuyorum!
Günlerdir masallardan pek bahsettim onları bir sallayıp kendine getirmenin vakti gelmişti.
Bu yazının en önemli sebebinin benden ‘’mutlu, hafif yazılar’’isteyen dergimin bir dışa vurumu olduğunu biliyorum.
İşte ben böyleyim!
Bir şeyi yapmamam konusunda zorlanırsam deliler gibi onu yapmak için fırsat kolluyorum
Fırsatını buldum işte oleyyy yazdım, yazıyorum!
İlk alışverişinizde aklınıza düşebilirim!
Bir nesnenin altına baktığınızda bu yazının karamsarlığından çok kahramanlarını hatırlayacak olduğunuzu düşünmekteyim…

Not2: Kulağımda Hande Yener!
Kal kal kal ayakta kal ne güzel oluuurr!
Sar sar sar sar en başa hakkınsa mutluluk seni bulur!

SON NOT:
Masaldı gerçekti her bi şeyin tadı var hayatta öyle değil mi?
Acıyı damağımda hissettiğim anları, gökyüzünün bütünü benim olmuş kadar coşkuyla dolduğum anları gördüysem bunlar masal olmalı!
Yok yok masal olamayacak kadar keskindi duruşları!

25 Nisan 2010 Pazar

BANA BAK, YÜZÜME!


BANA BAK, YÜZÜME!
Gözlerimin ta içine, o ilk gördüğündeki gibi.
Sabahın bir köründe sisli İstanbul'u elinin tersiyle temizlediğin güne götür beni.

Kelimelerini özenle seçtiğin, her birine sayısız desen çizdiğin mumlu akşamı koy masanın üzerine.
Bana zamandan söz etme.

BİÇİLMİŞ KAFTANLAR GEÇİYOR HER GÜN ÖNÜMDEN…
BEN İĞNELERİ ÜZERİNDE PROVADAN KAÇMIŞLARI İSTİYORUM!

Böyle diyorsun bir anda pat diye!
Kumandanın pilini değiştiriyorsun o arada.
Böyle apayrı iki şeyi tek bir ana sığdırıp geçiyorsun.
Çizgi film açıp, beni kollarının arasına çekiyor ve saatlerce kıpırdamadan duruyorsun.
Derin nefesler aldığını duyuyor, ciğerlerindeki orkestrayı seviyorum.
Bileklerini tuttuğumda nabzını sayıyorum.
Zaman zaman yükselen, düşen, asla bir dengesi olmayan nabzını…

Kalbimi çiziyorsun.
Derin bir yamaçtan sürüklenecek olduğumda, yüzümü avuçlarının arasına alıp bakıyorsun…
Kalbimi öpüyorsun.
Ne uzun yollardan geldim, bilmiyorsun!

BANA BAK, YÜZÜME!
Ne istiyorum biliyor musun?
O ''Uzaklar '' belgeselindeki denizatı olmak, tırtıklı sırtımı avuçlarına aldığında dağılmak!

Büyüdükçe neye benziyorum biliyor musun?
Ördüğü duvarların ardında pusuya yatan savaşçılara!
Onlar zafer için çabalıyor, ben dağılmış olmaya…

BİÇİLMİŞ KAFTANLAR GEÇİYOR HER GÜN ÖNÜMDEN…
VE BEN İĞNELERİ ÜZERİNDE, PROVADAN KAÇMIŞLARI İSTİYORSAM;
DURDURMALISIN BENİ.

Lacivert bir akşam başlıyor, sonra pencereden gemiler geçiyor.
Bana kaç kez senden vazgeçip, tekrar daha büyük bir kuvvetle sarıldığımı anımsatan ışıklı gemiler.
Barış Manço geçti mesela az önce.
Kulağıma bir şey bırakıp gitti!

Bana inan.
Her bi şey anlattığım gibi…
elçingören
25nisan2010
04:37
TR

NOT1:

Bahadır seninle konuşurken şiirim, düz yazım geliyor ;)
NE GÜZEL BİR SÖZLÜK, BİR ANLAM, HİSLENME KAYNAĞISIN SEN KUZUM.
Yıllar sonra ilk kez şiire benzeyen bir şey gelip geçti önümden.
BİLDİĞİN GİBİ GECE SABAHA DÖNERKEN YAKALADIM ONU.
DAHA ÇOK YOLUMUZ, ŞİİRİMİZ, ŞARKIMIZ VAR...

NOT2 :
Yine yine bir İspanyol nidası kadar şenim Oleyyyyy ;)

24 Nisan 2010 Cumartesi

TELEVİZYON'DA...


’’Ver elini ‘’dedi
Yola çıktık.
Az gittik uz gittik

Hep şarkılar vardı yolumuzda, hep birbirine inanan iki çift göz.
Bir yere varmaktan çok o yolda olduğunuz için mutlandığınız olmuştur işte.
Tam olarak böyle bir yolculuktu…
Kum tepelerinde sabahladık.
Uzak kentlerin göz kırpan ışıklarını izledik.
Yaralarımız vardı, sardık!
Yokuş aşağı bıraktık kendimizi sonra.
Çay içtik, sabahın ilk ışığında.
Saçlarımızı taradık yabancı aynalarda…

Kaç kez baştan başladık sayamadık.
Buna da diğer ayrıntılar kadar uzaktan baktık!
Herkesin kendini çözümlemeye başladığı bir köşe vardır ya işte o köşede durup biraz nefes aldık. ...

Alışkanlıklarımızı bir tepeden attığımız günü hatırlıyor musun?
Yüzümüze yerleşen bir ifade vardı onlarca karede bir tek kez bile yakalayamadığımız küçüklükte…

Sonra birbirimize alıştık.
Mangala domates koydun seviyorum diye
Sırf ben seviyorum diye ufuklar boyu gittin…
Gece yorgunluktan sarılıp uyudun bir tırtıl gibi bükülmüş bedeninle.
Üzerini kaç kez örttüysem o kadar öpebildim şimdiye dek.
Bunu sevdim.
Bunu sevecek gibiyim…
Yollar boyunca!

elcingören
24nisan2010
04:02
TR
Not1:
Soru sormayın , sadece bekleyin;)
Yayın saatini de kanalın ismini de vereceğiz biraz sabredin...
Not2:
Çok heyecanlıyız öyle ki biri başımıza dikilip yat demeden uyumuyor, benzer bir komutla kalk demeden kalkamıyoruz:)
Not3:Hayat herşeyi toparlıyor yavaş yavaş, biz uzaktan izliyoruz;)

23 Nisan 2010 Cuma

ABAKÜSÜMÜ VERİRSEM, ÇOCUKLUĞUMU İSTERİM!


HEY ÇOCUKLAR!

Bir parkın yanından geçerken; Salla beni gönül salıncağındaaaa ! diye tutturabilirim
Yemeklerin içinden kıymaları ayıklar, sonra kokusu sinmiş diyebilirim.
Saklambaç oynayanları gördüğümde ebeye bak şu duvarın arkasında biri saklanmış der geçerim. Büyüdüğümden bu yana katılamadığım oyunları bozmak isterim.
Balkonuma top kaçmasın, keserim!
Pekâlâ, kesmem ama topu isteyen çocuğu yanaklarından kocaman öperim!
DARACIK OMUZLU ERKEK ÇOCUKLARINDA,
LÜLE SAÇLI KIZLARDA GEÇMİŞİMİ İZLERİM.

ÖĞRENDİĞİM İLK ŞARKIYI, ÇİZDİĞİM İLK RESMİ, GÖRDÜĞÜM İLK DENİZİ İSTERİM İSTERİM…

HAYAT BANA 28 YIL VERDİ.
BEN ABAKÜSÜMÜ VERİP BU YAŞLARI GERİ SARMAK İSTERİM.

BUGÜN BAYRAMSA O ZAMAN HEPSİNİ BİRDEN AYNI SEPETTE İSTEYEBİLİRİM…

SEVGİLİ ATAM BÜTÜN ÇOCUKLUKLAR GİBİ BANA NEŞELİ BİR BAYRAM VERDİN.
KEŞKE DİZLERİNE BAŞIMI KOYUP SANA BİR TEK KEZ ORADAN BAKABİLSEYDİM!
Mavinin en mavi olduğu gözlerine, sapsarı kirpiklerine şu şiiri üfleyebilseydim;
Sabahlar, her zaman güzel değildir
Her zaman ayrılık akşamla gelmez *

Hey Çocuklar!
Kocaman elli, kocaman gövdeli çocuklar!
İyi bayramlar ;)
Oyunların içinde terlemiş yanağınıza elçingörengri’den öpücükler öpücükler!

NOT:
ABAKÜSÜMÜ VERİRSEM ÇOCUKLUĞUMU İSTERİM!
SEVGİLİ ATAM HERŞEY İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM...
elçingören
23nisan2010
04:50
TR


* Vehbi KIZILGÜL / 10 Kasım 1952

21 Nisan 2010 Çarşamba

BU KADAR DİDİKLENECEĞİNİ BİLSEYDİ ASLA YERKÜREYE İNMEZDİ AŞK!




Sevda sözlerinde Cemal Süreya
"Bir buluş gibisin..."Der

Bir buluş gibisin…
Nice şarkı dinledim nice romans eşlik etti gecelerime, hiçbir seferde bu kısa cümle kadar etkilenmedim.

Belki kelimelerin zehirli olduğunu söyleyen yazar bir tek kez burada yanılmıştı.
Bunu duymadan öldüğü için üzgün olmalı!

Yılların, kitapları ve filmleri ve şarkıları başucumuza bırakıp geçtiği olur.
Bak bunu mutlaka oku, bunları izle, dinle…


Metabolizmamız izin verse yemeden içmeden çalışacağımız ve yorgun gövdemizi eve girer girmez yatağa yuvarlayacağımız zamanların içinde ’’yapılması gerekenler’’listemiz kabarır.
Ertelemek telefon alarmlarının içinden hayata yayılır.


İtiraf etmeliyim ki bazı kitapları okuduğumda;
- Keşke bunu O’nu tanımadan önce bunu okumuş, şunu izlemiş, bu şarkıyı dinlemiş olsaydım! dediğim onlarca kişi bıraktım ardımda.


Yıkıp yıkıp üzerine yeni kaleler diktiğim hayatım beni ne zaman kumsalımdan da mahrum bırakacak olsa toparlanıp –kendimi biraz sarsıp- ağırlıklarımdan kurtulmayı başardım.
Şimdi kaç kez yeniden o en baştan başladığımı hatırlayamayacak kadar uzaktayım.

Benim kadar otoban şeritleri fotoğraf arşivi olan yoktur.
-Ki zaten böyle bir arşivi olan da yoktur!-

İnsan her biri birbirinin neredeyse aynı kısa kesik çizgilerinden yüzlerce kare çeker mi?
Karası görünmeyen deniz fotoğraflarım gibi, bulutsuz sade mavi gökyüzü fotoğraflarım gibi onlarca ‘’an’’ hala bilgisayarımda durur.

Altın rengi uçsuz bucaksız buğday tarlalarını, korkuluk ve kısa yeşil çim fotoğraflarımı saymıyorum bile.
Bütün bunların aykırı olmaktan uzak duran, gidilmiş görülmüş tadılmış koklanmış her yere bir tür serenat olduğunu düşünüyorum.

Siz kaç kez sırtınızı döndüğünüzde bile boynunuzun ardından öpebilenleri tanıdınız?
Bunun hayatın o kısacık -kimileri için değersiz bulunmuş- anlarına olan saygımın bana vermek için ayırdığı tatlardan biri olduğunu düşündüm!

Fazlasıyla içten ve duruydu...

Birçoğunuz gibi;
Kendimi yeniden yaratmama imkan tanıyan aşklardan, ezberimi bozup bozup yeniden yazdığım tanışmalardan geçtim.
Her aşk bana;
Korsan gemilerindeki ağzına kadar dolu sandıkların içi gibi sürpriz dolu baktı.
Bordo kadifeleri, rengârenk ipekleriyle belime kadar içine sarktığım o kutularda gördüklerime, büyümüş gözbebeklerimle tekrar tekrar hayran kaldım

Kulağıma dayanmış deniz kabuklarıyla dalga seslerini dinledim gecelerce, istiridyenin incisine, denizatının tırtıklı sırtına dokundum günlerce.
Bana masallar anlattılar.
İnandım…

Şarkılar dinledik birlikte, pencereden dışarı baktık değişik evlerde.
Sıcaktan bunaldık, soğuktu sızlandık.
Mevsimler atladık, mevsimler saydık.
Günleri bir şölen gibi karşıladığımız, akşamları bir ayinle noktaladığımız onca zaman sonunda bile hala emin değildik AŞK’tan!
BU KADAR DİDİKLENECEĞİNİ BİLSEYDİ ASLA YERKÜREYE İNMEZDİ AŞK!

Doğasını tahrip edip, heyecanını emdikten sonra boş bakan gözlerle karşısına geçip;
BİTTİN SEN! Dediğimizde, ikiletmeden biten aşk,
bir tek kez kin duyabilseydi bize
– EEE NE OLDU?
GEÇEN AYLARDAN BİRİNDE PEŞİN SATAN TÜCCAR GİBİ ELİN BELİNDE ’’BİTTİN SEN’’ DİYORDUN HAYROLA? Deseydi ve gitseydi yanımızdan!
Gitmedi işte.
Bırakmadı.
Yeniden denememize, çaylak olsak bile bilge duruşumuza ses etmedi.

YILDIZLARI KAÇ KEZ İZLEDİK BAYLAR & BAYANLAR?
AYNI GÖĞÜ KAÇ KEZ ÇİZDİK BU SENİN BULUTUN BU BENİM DİYE!
KAÇ ŞARKI DİNLEDİK ÜST ÜSTE?
KLASİKLER KAÇ TUR DÖNDÜ DÜŞÜNSENİZE!

Pablo Neruda
Seyahat etmeyenler yavaş yavaş ölür! Dediğinde inandım!
Bu yüzden otoban çizgilerini, bulutsuz mavi gökleri- gök mavi değil beyazdır ancak ışık retinamıza ulaşırken kırılır bizde mavi görürüz hepimiz beyazı mavi gören, bunu ısrarla söyleyen bir tür saykoyuzdur!-korkulukları, karası görünmeyen denizleri fotoğraflamayı sevdim.
Kumsallar aramayı, bulmayı aşktan ölmeyi dirilmeyi inanmayı inandırmayı bildim.

Hepimiz birer yolculuğuz işte, kendimize eğilmediğimizde göründüğümüz bir adayız.
Başkalarıyla bir araya geldiğimizde Cumhuriyet kurar, yasalar koyarız.
Halkımızı da kendimizi de perişan ettiğimiz zamanlar olacaksa da;
’’Başkentimizi elden çıkarmayız !’’

Yolculuk ve Aşk olduğu sürece Neruda’nın yolundan kendimize çıkarız!

SOKAKLARINI ADIM ADIM BİLDİĞİMİZ
KARASULARINIZDA GÜVENLE İLERLEYEBİLECEĞİMİZ ŞEHRİMİZE;
BAŞŞEHRİMİZE ULAŞIRIZ!
İşte orda bir şey vardır, Cemal Süreya ’’Sevda Sözlerinde’’ yazmıştır, anlatmıştır!
elçingören
21NİSAN2010
05:12
Güney'TR

Not1 :
Şöyle umutlu bir yazı yazmalı ve dergiye yollamalıydım bu gece.
Böyle derin mevzulara girmeden, hafifletilmiş elçin gören diliyle
Olmadı olamadı yine.

Not 2:
Bir Buluş gibi olduğumu duymalıyım bir gün bir yerde!
Ama öyle alelade bir yerde değil, başşehrimin en tepesine!
Kendimi kumsalıma bıraktım, harika bir duygudayım!
Dergi yazı için bir gece daha bekleyecek olsa bile…

Not 3: Asıl ismi: Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto olan Şilili yazar Pablo Neruda ve eserleri hakkındaki bi kaç şey yazacağım unutturmayın;)

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ben bir ''YERYÜZÜ TANRISI'' istiyorum!


Ben bir ‘’Yeryüzü Tanrısı istiyorum’’
Evet!
Kibirli bir Yeryüzü Tanrısı!
Kalbimin içinden aklımın iplerine dolanmış ne varsa temizleyen.
Elinden tuttuğunda kalabalık olduğum!
Yalnızlığı küçük parçalar halinde doğrayıp akşam yemeği yaptıran yaratıcı bir Yeryüzü Tanrısı!

Renkleri sesleri görüntüleri her birini alıp dilediğince kullanan.
Adandığım için şükran duymayan.
Buna zerre kadar ihtiyacı olmayan
Ben bir Yeryüzü Tanrısı istiyorum.
Varlığı tüm gezegeni kaplayan.

Ondan başka gidecek hiçbir yerimin olmadığını bildiğim.
Gözlerimden okunmadan içimi anlayabilen, beni var eden, güçlü!
EVREN KADAR KOCAMAN
Huysuzlandığımda göğsünde mızmızlanabileceğim;
TANRI OLDUĞUNU UNUTMUŞ BİR TANRI.

Dünyamızın düzeninden başka onun için önemli sayılabilecek hiçbir işi olmayan.
Yürürken bulutlara uzanıyormuş hissiyle boynuna dolanabileceğim,
üşüdüğümde güneşi yanına çağıran,
gece için fazladan hep birkaç yıldızı olan…

Birlikte kaybolabilmemiz için;
Yarattığını unuttuğu sokakları olan
Elini saçlarına götürüp düşünen;
Ben ne zaman yaptım burayı diyen?
Gülümseyen, benimle kaybolmayı bilen,
YOLU BULMAMA İZİN VEREN BİR YERYÜZÜ TANRISI!

Bir Yeryüzü Tanrısı istiyorum.
Varlığı tüm gezegeni kaplayan.

Akşamüstü gezintilerimizde ayağımıza dolanan gökkuşağı için neden bunu bu kadar uzun yaptım diyecek kadar dünyasına ilgi duyan
Başını kaldırıp bana baktığında cümlesini sesindeki kusursuz tonla şu söze bağlayan
– Olsun biraz keser sana bir şal yaparız, sevmiştin sen bunu!
Söylediği anda fikir değiştirip;
-Ben sana yeni bir şey yaratırım, gökkuşağı omzunu ıslatır hoşlanmazsın sen bundan diyen.
Beni delirtecek kadar kendine hayran bırakan!

Öfkeli halinin, bir çocuk gibi kırılgan oluşunun, durup uzaklara dalan bakışlarının;
Bir parça bana benzemek için verdiği bu sonsuz emeğin bir parçası olduğunu görebildiğim zamanlar istiyorum...
Ben bir ‘’Yeryüzü Tanrısı’’ istiyorum !

Hiçbir şeye geç kalmayalım, erken gitmiş olmayalım.
Tam yeri tam zamanı dediğimiz anlardan yapılma bir çağ bulsun bize.
İçine yeşil zeytin attığı içkimizi bitiremeyelim gecelerde…
Sonsuz bir şelaleden dolsun kadehimiz, kırılırsa en yakın ağaç cam olsun!

Yaşımı, sahip olduklarımı, olacaklarımı, varlığımın gerçek sebebini sadece onda bulabileceğim, kudretli bir Tanrı.
Benim Tanrım!

Bir‘’Yeryüzü Tanrısı’’ istiyorum.
İstiyorum Evet!
Belki biraz da narsist bir Tanrı!
EVREN KADAR KOCAMAN
KOCAMAN NE KELİME, DEV KADAR, BÜSBÜYÜK!

Öyle büyük ki uykuda beline sarılmaya çalıştığımda koluma yol açan,
Kalbimi zümrüt bir taşla çizen
Soyadımdan öpen
Benimle tahtakurularının olduğu bir adaya gidebilme düşüne girişen!

-BEN BURADAN ŞIK DİYE PARMAĞIMI OYNATACAĞIM
HER ŞEY HAZIR OLACAK
PUFF…
OLDU BİLE BAK! Dediğinde olacak.
AMA SONRA
DEV BİR KAYANIN ARDINDA DURUP GÖRÜNMEDİĞİNİ SANMAYACAK!

Onu tanıdıktan sonra bana,
SÜPERMAN
BATMAN ,
ÖRÜMCEK ADAM gibi ufak numaraları olan‘’KAHRAMANLARDAN’’bahsetmeyecek.

O varken, onun kollarındayken kim ihtiyaç duyar ki bu kahramanlara?
Bunu bilecek…
Tam olarak bunu MUTLAKA BİLECEK!
Bir ''Yeryüzü Tanrısı'' diyorum.
Ve bir tane istiyorum!

elçingören
TR
eylül 2007
nisan 2010

NOT 1 : Bu yazıyı da ister okuyacak anlayacak
İster okuyup okumamış gibi yapacak ;)
Belki tuhaf olan bi şey var her iki durumda da yazar yine kendi dünyasında olacak…

Ayaklarının altından göklerin çekildiği hiç olmadı, neden olmadı neden olmadı?
Güç dedikleri böyle bi şey miydi bu yaşa geldi hala bir Tanrıyla karşılaşamadı!
NAFİLE ÇABALARI SEVDİ BU YAZAR!
SEVECEK GİBİ...

NOT 2: Paul Anka & Jon Bon Jovi - My Way 'de söylüyor
Evet, oldu bazı zamanlar...
Eminim hatırlayacaksınız!
Çiğneyebileceğimden fazlasını, umarsızca ısırmıştım!
Sevdim ,güldüm ,ağladım
Kaybetmekten payımı fazlasıyla aldım!
Rüzgara kapıldım ve kendi yolumu çizdim!..
Çizdim evet !

NOT 3:
Yazı ile kullanılan resim hakkında bilgiler
Sanatçı; MİCHELANGELO CARAVAGGİO
Eserin Adı: NarcissusYapım tarihi: 1598
Bulunduğu Yer: Galleria Nazionale d'Arte Antica / Roma - İtalya

11 Nisan 2010 Pazar

BANA SONLARDAN BAHSEDİN BAYLAR&BAYANLAR...HARİKULADE SONLARDAN!

Renkleri ,zamanı, tatları kaybettiğimiz bazı günler vardır, bazı geceler…
Tam olarak neye ihtiyacınız olduğunu bilmediğinizde başınızda başlayıp kafatasınızı ele geçiren bir sersemlik hissi verir bu günler ve geceler
Sahip olduklarınızın değeri gözünüzden düşer.
Olamadıklarınız için sabahlara dek uykuyu çekiştirirsiniz başucunuza.

Bütün bunları kendi elinizle inşa ettiyseniz, sayısız pişmanlık karnınızı tekmeler durur.
Ancak her şeyin bir sonu vardır.

Geniş bir kapıdan, çocuk seslerin doldurduğu bir avludan, dik bir merdivenden, gökyüzünün başladığı yerden gelir bir yerden yaşama yerleşir her son!
Bahçemde kiraz ağacı var.
Benim için bu sersemlik hali cılız gövdeli bu kiraz ağacı ile son buldu.

Ona ne zaman baksam kolları beyaz dantellerle süslenmiş ;
BİR UŞAK, BİR LALA, BİR İMPARATOR GİBİ SELAMLIYOR BENİ.

İlk gördüğümde bahar demiştim, sonra yeni gün dedim…
Şimdi BAŞLANGIÇ diyorum.

Bütün isimlerini kabul eder gibi görünüyor.
Yeşil daha yeşil, çim rüzgârla tatlı tatlı atışıyor.
Fotoğraf makinemi alıp dışarı çıkıyorum.
Bütün dantelli kollarını tek tek fotoğraflamak istiyorum.


Yaşamınızı bir besteye çevirenler vardır.
Sözlerinizin üzerine yeni anlamlar biriktirme telaşında olmadan öykünüzde dururlar.
Öyle ki onlar olmasa eksik kalacaktır paragraflar.
Öyle bir beste ki bütün yaşlarınıza yerleşir.
Bu ağacın dantelli kollarından bu besteyi duyuyorum ben…


KALAMIŞTA ÖĞLEN UYKUSUNDA, HAZA BİR BEYEFENDİ KUŞ TÜYÜ YASTIĞINDAN BAŞINI KALDIRIP SESLENİR GİBİ,
SESİN BÜTÜNÜYLE DOĞRU NOTALARI VERMESİ GİBİ…


BANA SONLARDAN BAHSEDİNİZ BUGÜN BAYLAR & BAYANLAR
TIPKI BAHSETTİĞİM GİBİ BÖYLE HARİKULADE OLANLARDAN.

Başlangıçları sinemize bir sevgili saçı gibi yerleştirip kaçan sonlardan.
O saç ki o baştan bitme.
O son ki nice başlangıçları bir elmas bir taç ile süslemekte!


elçingören
11nisan2010
23:34


6 Nisan 2010 Salı

Ve işteee o üçgendeki ilk resmimiz...Bir meteor çizdi bizi!


F.c. Ttn
:)
Elçin Gören
ne o kuzen beğenmedin miiiiii :I:))))
F.c. Ttn
On numara beş yıldız
Elçin Gören
e yaniii , bizde picasso çizdi dememiştik zaten diyecektim deee:)
F.c. Ttn
sanatsal bir çalışma olmuş kuzen :) çözmek için çok zorladım kendimi :P
Elçin Gören
bi de bizi o yıldızdan dünyaya düşerken çizmiş ama onu bende çözemedim kuzen:))
F.c. Ttn
kızımızın kurdelasıda muthiş :)
Elçin Gören
seni afişe edicem blogda, dalga geçiyorsunnn :)
F.c. Ttn
zaten hayatımız afişe olmuş kuzen :)

5 Nisan 2010 Pazartesi

SEN ESKİMOLARI İÇKİNE ATARKEN BEN, COĞRAFYANDA YALINAYAK DOLAŞACAĞIM!

*
Sana söz veriyorum;
Bu gece her şey çok farklı olacak: Örneğin içkine buz yerine Eskimo’da atabilirsin!

h e r k e s s e v g i l i s i n i m u t l u e t m e k i ç i n ı s s ı z a d a y a d ü ş e r !
Dediği yazısındaki gibi Küçük İSKENDER’İN…
O adaya düşeceğiz…
Sen Eskimoları içkine atarken ben,coğrafyanda yalınayak gezineceğim…
Bu gece dilediğin kadar ileriye gideceksin!
Dolunay’ın puslu yüzünü soğuktan bileceğiz seninle, vampir olup sonsuza ereceğiz!

Geceyi bekledim…
Gün içinde dudaklarınızı dişlerinizle ezdiğiniz zamanları düşünün, işte böyle bir gündü Pazar-
Bir an önce bitsin gün dedim!
Ve şimdi o gecedeyiz, kollarımız gecenin kanatlarını aydınlatıp söndürüyor görüyor musunuz?

Siz buna yıldız diyorsunuz;
Biz ayaklarımızı o parlak üçgenlerden sarkıtıp, dünyaya uzaktan bakıyoruz…
Artık yaşadığımız her şeye bir isim vermekten vazgeçtik, nerde olduğumuzu gün içinde hiç sorgulamıyoruz.

Unuttuk biliyor musunuz?
İsimlerimizi unuttuk, kim olduğumuzu nerden geldiğimizi nereye gittiğimizi
Dahası, duvar yok burada, kapı yok, sere serpe ‘’Aşk’’ her taraf.
Ezberimizi bir güzel bozduk, etiketlerimizi söktük, AŞK neydi onu bile unuttuk!

Biz var ya biz,
'bu birbininin hayatına yanlış zamanlarda düşmüş iki sevgili'
Dinlediğiniz bütün şarkıları duyuyor, eşlik ediyoruz bazen.
Ama söylediğim gibi bazen, biz genellikle kendi şarkımızı söylüyoruz.
Aynı anda aynı şeyleri söylediğimizde yüzümüze 'mutluluk' yerleşiyor.
İlla bir şeye benzetmem gerekirse, daha çok dudak çevremizde beliren 'mutlu an gamzelerini andırıyor' diyebilirim !

Yakınlarda sazlıklar var, bazen gidip orada dinleniyoruz.
Bugün biri gelip şöyle dedi;
-Arkamda üç tip insan bıraktım; Yalancılar,hainler,dostlar…
Herkes kendini bilir!
Bu ses KÜÇÜK İSKENDERindi.
Bıraktığımız dünyada bizi mutlu eden şeyler vardı ama buralara kadar gelip /birlikte bir uzay oyununa kısa süreli yerleşip/sonra da dünyada bıraktıklarımızı hatırlamak istemedik.
Duymazdan geldik.
Buralarda zaman yoktu.
Ama aşağıda işliyordu.
Saate baksak bile zamanı okumak istemiyorduk!

Burayı da bulmuştu işte sonunda.
Belki de biz gelip yerleştik onun yıldızına ama bilmiyorduk ki onun olduğunu!
Rahatını bozmuş olabileceğimizi düşünüp,konuyla yakından ilgili gibi görünmeye çalıştık.
Ama tabi İskender bu! Bizi çözüp yanımızdan ayrıldı

Gittikten sonra yıldızımın üçgen biçimli sazlığından dünyayı izledik.
Orada kendini bilenlerin içinden dostlarımızı bir nefeste sayıyorduk
Yalancıları ve hainleri anmıyor, dilimizin ucuna bile değdirmiyorduk.
Bir süre öylece kaldık.
Sonra suratımızı yaklaştırıp birbirimize daha yakından baktık.
-Görüntü yan yatıktı, ama izlenmeye değecek bir surattan bahsediyorum-

Ve dünyanın üzerindeki renkler açılmaya başladığında sabah oluyor dedik.
Kanatlarımız küçülüyordu gece biterken, rüzgâr esiyor üşüyorduk.
Sizin dağlarınızın ardından beliren güneş bizim tepemizden iniyordu gökyüzüne.
İşte o zaman çok korkuyorduk

Soğuktan korunurken birbirimize yaklaştığımız gibi, güneşten de beraber kaçmayı öğrenmiştik bir defasında.
Adımlarımızın altından yeryüzü kayıyor gibi olmuştu ama içimizden;
-Bizim yeryüzümüz hiç olmadı ki! demiştik!
Bacaklarımızı sarkıtarak dünyayı izlediğimiz o ışıklı üçgenden, kendimizi bırakmanın zamanı yine gelmişti işte!
Ve yazar yine gelip bizi tembihlemişti;

Tanrı soracak size:
"Neden bırakıp gittiniz?"
İyi ezberleyin!
"Sevmiyordum."diyeceksiniz.

Yıldızımızdan dünyaya düştük.
Sevmiyordum! Dedik Tanrıya.
Sevmiyordum hiç!


Sonra o işine gitti, sonra evine.
Sonra ben işime gittim ve evime.
Siz yıldız diyor bulutsuz gecelerde izliyorsunuz onları AH!
Bazen kumsallarda kollarınız başınızın altında Miss!
Biz gökyüzüne bakamıyoruz ama!
Asla!

NOT: SEZEN söylüyor sonra fonda...
Beni unutma!

elcingören
4-5nisan2010
güney TR

*Küçük İSKENDER

3 Nisan 2010 Cumartesi

YAZ YOKUŞU !

Bugün bir ‘’yaz yokuşundayım’’
Yokuşuma reverans istiyorum!
Öyle bilindik bir tümsek, ucunda yamacı olan bir eğri değil bu.
BU BİR ‘’YAZ YOKUŞU’’

Gözlerinizi kapattığınızda nerde olduğunuzu önemsemeyeceğiniz kadar yoksullaşan, açtığınızda vaatleriyle başınızı döndüren bir yer burası
Hem yok hem var...
Öyle sade ki yalnızca varlığıma dokunabiliyorum bu yokuşta.
Ayrıntılarından yıkanmış, dümdüz.
Yol yol ayrılmayan bir yer...
SEÇİM YAPMAK ZORUNDA BIRAKMAYAN!

Güneşle parlayan, kış halini aklınıza getirmekte zorlanacağınız kadar ‘’yaz’’ olan bir yol.
Birini sevdiğinizde baştan başa ‘’O’’ olduğunuz anlar gibi, kusursuz...
Sevildiğinizi hissettiğinizde gözlerinizi dolduran kısa anlar kadar görkemli.
Ama sade.
Sadeliği bir şey olma, bir şeye benzeme çabasında olmayışından.

Benim sevgili yokuşum, kollarımın arasından geçen kısa kesik otoban çizgileri gibi rüzgarları da olmasa, hiçbir yer diyeceğim kadar yok.
Üzerine uzun uzun konuşabileceğim kadar var.

İnsan önce suda gördü kendini...Sonra ışıkları kırıp ayna yaptı
Ev yaptı, kule ve dürbün, ve araba, ve çalar saat...
Kral oldu, Astronot ve Dedektif...
Ama yol yapamadı hiç kendine.

Kimse kendine bir yaz yokuşu yapamadı böyle sade!
Aramızdan hiç kimse sadece kendisi olarak kalmayı istemedi.
Küçük kaçışlar düşledik sadece...
Sade ve sadece!

Topaçları hiç sevemedim!
İlk gördüğümde;
-Ee ne olacak şimdi? demiştim.
-Döndü işte! demişlerdi.
-Tamam döndü de ne oldu?
-Böyle işte, dönüyor ve sen onun dönüşüne bakıyorsun!
Tanrım ne harikaydı başkaları için, benim için ne saçma ne gereksiz!

Sanırım çocukluğumdan kalma bi şeydi bu, kendi etrafında dönen tek şey dünya olmalıydı.
O da yani belirli bir süre.
Sonra geri kalan her şey yoluna bakmalıydı.
Gitmeliydi hayatın dikine...

Yokuşumda yürüyorum, burnumun dikine gidiyorum!
Öyle bilindik bir tümsek, ucunda yamacı olan bir eğri değil bu.
Bu bir ‘’YAZ YOKUŞU’’

Nefesim kesiliyor...
Adım adım geçiyorum sokakların sesinden, gizinden.
Su gibi aziz bir şey istiyorum yaşamdan;
Bana yolumu veriyor!
Özlediğim her şeyi kucağıma bırakan bir lamba cini gibi sürprizli bir yer burası.

Kristal dünya figürünün altına getirilip, dağılışını izlemeniz istendiğinde bu yolu hayal ettiğinizi biliyorum!
Bu yaz yokuşunda, sizi görüyorum.
Seslenmiyorum.
SESİNİZİN SADECE ‘’PERFECT DAY’’ DEMEK İSTEDİĞİNİ SEZİYORUM!

Beyaz boyalı evleri ile Bodrumdayım...
Bugün ilçe, gözlerindeki hareler belirginleşip, oyaya dönüşmüş mutlu insanlar gibi.
Kulağımda Lou Reed- Perfect Day!

Çıkmaz sokaklar buluyor, giriyorum.
Bile isteye yoruluyorum...
Deniyorum, geçiyorum, söyleniyorum, kovboy şapkamı düzeltiyorum, gözlüğümü burnuma sabitliyorum.
Toprak yollardan -benden önce geçmiş olanların yollarından- yürüyorum.

Bir araştırmada bu toprak yollar şöyle açıklanıyordu: Belediyeler ve ilgili çevre birimlerinin park ve bahçelerde yaptığı yürüyüş yollarının dışında insanların ‘’seçip ilerlediği toprakların’’ bir süre sonra ‘’yeni bir yol olarak’’ belirmeye başladığı görülmüş.

Araştırma dahilinde planlanıp yapılan yol ile, insanların geçe geçe oluşturduğu yolların uzunlukları hesaplanmış.
Sonuç oldukça şaşırtıcı, sonradan oluşan yol, belirlenen yürüme yolundan daha uzun!

Bu yüzden bunu okuduğum günden beri, o tali yolların oluşması için ilk adımı kimler attı acaba diye düşünürüm.

TALİ BİR YOL GÖRÜNCE, O YOLU KISA SANAN BİRİ DEĞİLİM BEN!

Toprak yolları seviyorum;
Ayakkabılarımı çıkarıp bağcıklarını birbirine bağlayıp omzuma asmayı ve öyle yürümeyi.
Park ve bahçeler müdürlüğünün ‘’yeşil’’çabasına karşı gelsem de...
Çıplak ayak, ince bilek, sek sek sekerek !

Uygun adım gitmediğim için beni acımasızca eleştirenlere hep çok güldüm, yine yine gülüyorum.
BUNU OKUDUKLARINDA,
BİR PARÇACIK TOPRAK YOL OLAMADIKLARINA ÜZÜLECEKLER Mİ BİLEMİYORUM!

Dinlenmek için kırmızı bir banka oturuyorum, çıplak kolumu yakıyor bank...
İşte bu! Diyorum.
Metal kısımları güneşe kızmış, sinirini benden alan bir kırmızı bankla münakaşaya girmiyor ve kalkıp yoluma devam ediyorum.
Limanları sevdim, seviyorum.
Ama bu kez bu limana yukardan bakmak istiyorum.


Perfect day perfect dayyyy diye diye yaz yokuşumu çıkmaya devam ediyorum.
Ellerim cebimde, baş parmaklarımla işaret parmaklarımı okşuyorum.
Biliyor musunuz?
BEN KENDİME İYİ GELİYORUM!

Yaz yokuşumu çıktığımda
ayaklarımın altında iki şey oluyor hep;

İrili ufaklı taş parçaları ve biraz kir
göz alabildiğine mavilikle dalgalı bir deniz.

Yaşam gibi...
AŞK GİBİ!
‘’Geleneksel güzelden’’ çoktan ayrılmış, özgün bir biçimde önüme seriliyor.

Karşımda lamba cini gülümsemesiyle, göbekli olduğunu iddia eden AŞK
-Bana belimden sarılamayabilirsin! dediğinde,
-Benim upuzuuuun kollarım var! diye itiraz ettiğim
uzanabileceğimi bildiğim bir AŞK...

Bugün ‘’yaz yokuşundayım’’
Öyle bilindik bir tümsek, ucunda yamacı olan bir eğri değil bu.
Bu bir ‘YAZ YOKUŞU’’

Dile benden ne dilersen diyen-bunu söylerken dileğimi bilen- bir lamba ciniyle karşılaştığım bu yerde,
saçlarımı rüzgara doğru bırakıyorum.
Bu yol bitmesin istiyorum!
Yaz yokuşumdan dört mevsim geçiriyorum...

elçingören
3nisan2010
04:10
Güney/TR


Öneri: Bütün bu cümleleri Lou Reed- Perfect Day dinleyerek okuyun.

Not 1:
Şarkıyı bana öneren, gönderen Güneyli Bebek Emre, sen çok yaşa!

Not 2:
İlk fırsatta yaz yokuşunuzu çıkmanız dileğimle...