Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

3 Mart 2010 Çarşamba

ZAMAN SENSİN, SEN BENİM EVİMSİN!



Her şey o ilk kelimeyle başlıyor.
Önce işaret parmağımdaki yüzüğü çıkarıp monitörün önüne bırakıyorum.
Saatim eve geldiğimde hemen komodindeki yerini alıyor.
Yanınızda zamanı unutan biri de böyle yaparmış.
Bunu ilk duyduğumda,
-Nasıl ? dedim.
Nlp Uzmanı tatlı arkadaşım Böyle işte dedi.
''YANINDAYKEN ZAMANI ÖNEMSEMEYEN BİRİ SAATİNİ ÇIKARIR!''

O anda kolunda saatiyle dolanıp duranlar, uzun sohbetlerimiz boyunca mutlu huzurlu hissi veren tanıdıklarım gitti ve birden yanımda olduğunda saatini çıkaranlar gözlerimin önüne geldi tek tek.

Bu yanıtla daha da heycanla devam ettim ;
-Peki ama neden?
-Evet ama nedeeen? diye büyükleri çileden çıkaran bir çocuğa dönüştüm.

Kurtulamayacağını anladığında, o halde bir kahve dedi.
Kağıt bardak içinde az sütlü kahvesini uzattığımda dudaklarını birleştirip;
Sen bunu da yazarsın ve eminim şahane bir duygu bırakırsın okuyucularında dedi
kahvesini yudumladı.
O an fark ettim ki, onca yıldır yazılarım hakkındaki tek cümlesi-yorumu bu olmuştu.

-Bazen siz aramadan elinize geçen şeyler olur.
Bulduğunuza memnun olduğunuz şeylerdir bunlar.
Bir sahafta uzunca bir süredir aradığınız kitaba bakınırken, kedili müzik kutusu bulmak gibi.
Çekmecelerinizin altındaki dolapta yıllar önceye ait herhangi bir şey bulmak ya da.
Unuttuğunuz ama unutmamanız gerektiğini gördüğünüz bir iz-bazen o ufak tefek izler bir yumak gibi açılıveririr yaşamınıza-

Yazarım tabii neden olmasın diyerek geçiştirdim ve yineledim sorumu.
Peki ama neden?
Çünkü çözümlenmesi zor varlıklarız.
Ve aslında yaptığımız herşeyin gizli ve derin anlamları varken onları bilmeden -otomatik hareketler olarak -tekrarlıyoruz.
Bunları alışkanlık, huy, içinden gelmek gibi kelimelere bağlıyor, yaşamı sürdürüyoruz!

Öyle tabi ya eve geldiğinde saatiyle dolaşan kaç kişi vardır ki?
Bu saatin konforlu bir duruş sergilemesiyle ilişkili bir şey değil, zaten bileğinizi rahatsız eden bir saatle yaşamazsınız ki.
Evde olduğumuzda kol saati yoktur.
Veee zamanı unuttuğumuz kişilerin yanında da zamandan soyunuruz.
Öyleyse zamanı unutturduğumuz-önemini kaybettirdiğimiz- kişinin evi oluruz.

RUHUN, BEDENİN, VARLIĞIN VE YOKLUĞUN EVRENİNDE BİRİNİN EVİ OLMAK!
SOYUNDUĞU, ARINDIĞI, RAHAT ETTİĞİ, ZAMANI SONSUZ KILDIĞI BİR EV!
Bunları düşününce
ŞİMDİYE KEZ YANIMDA SAATİNİ ÇIKARANLARI HATIRLAMAK İSTEDİM

-Benim gibi bir ayrıntı budalası için, buna benzer sayısız depolanmış bilginin bulunması zor değildir- Ve biliyorum Dostoyevski, AŞIRI BİLİNÇ BİR HASTALIKTIR!

Kahve bitene dek başka soru sormadım.
Bu detayların içinde kendimi hazzın kucağına oturmuş bir gezgin gibi dışardan seyrettim.
GEÇMİŞTE BİR YERLERDE DE OLSA, BİRİLERİNİN EVİ OLMUŞ OLMAYI SEVDİM!
Konuşmamızın ardından yaklaşık üç yıl geçti.
O gün bana sizinde gözlerinize inanamayacağınıza emin olduğum işaretler verdi.
İçinde önemli konuların konuşulduğu, savunmaların yapıldığı tartışma programınlarını dikkatle izlemenizi öneririm.
Bu tip programların dekoru genellikle beyaz ya da şeffaf platformlardan oluşur.
Masanın bir köşesinde yüzük, saat-ben bir kez kol düğmesi bile gördüm- gibi şeyler durur.
Suyun hemen yanında, eğer konuşmacı dosyalarını masanın üzerine yığmışsa o dosyaların hareket ettikçe-açılıp kapandıkça- altlarında görünen şeylere bakın.
O anda verdiği işaret şu;
İşte bu masanın önündeyim.
Sana sonsuza kadar anlatabilirim

Sadeyim,
zamanım senin.

Tabi burada gözden kaçırılmaması gereken şey bu yayınlarda kendini savunan kişinin sonsuz açıklıkta,gerçeklikte -samimiyette- olduğu fikrine koşa koşa gitmek değil!
Bazı insanlar sonsuza kadar karşınızda durabilir
Sonsuza kadar anlatabilir!

Ve tanıdığınız en ''açık'' insan gibi görünebilir.
Ve zamanını size verirken tüm ruhuyla yalan söyleyebilir!
Özellikle savunma durumlarında başarıları ikiye katlanabilir.
Canına dişine takmış, ter içinde çok konuşmacı vardır.

Sanırım bu tür yanılgıları engellemek için bazı program konukları sadece
OBJEDEN SOYUNUYORLAR diyebiliriz!


Bir zamanlar jest -mimik seminerleri ve kitaplarıyla o denli meşgul olmuştum ki çevremdeki samimiyet duygusu hakkında yara almaya başladığımı gördüm.
Uzaklaştım bir anlamda.
Soğumadım konudan ama geride durdum.
Ömer SEYFETTİN imzalı ''Yüksek Ökçeler'' gibi,;
Sağlığıma zararı dokunsa da, topuk seslerime olan ihtiyacımın sağlıklı bir ayaktan daha çok olduğunu gördüm.
Ancak öğrenmiş bulunduklarımla hayata devam etmeliydim.
Konudan kendimi uzak tutsam da o güne dek öğrendiklerimle kişilere ve olaylara ''tanı koymaktan'' kendimi alamadım.
Hastalıklı bir şüphe içinde yaşadığım söylenemezdi.
Üstelik yakın tarihte 'tanılarımda yanıldığım ''da oldu.
Ama itiraf etmeliyim ki yanılsamalarımdan beni uyandırıp
-Önüne bak önünee! diyen de yine bu bilgi topuydu.

Bu gece sevdiğim şarkılardan oluşan uzuun bir listeyi kulağıma tıkayıp şunu düşüneceğim;

PEKİİ BENİM EVİM KİMLER OLDU?
HİÇ EVİM OLDU MU?
BEN EV OLABİLDİM Mİ?
RUHUMU SONSUZA DEK BURADA KALABİLİRİM DİYE AÇTIĞIM EV VARDI DA BİLMEDEN ÇIKTIM MI?

Şarkım çok bir gün şarkılarımı da yazacağım.
Ama şimdi evlere bakma zamanı...

Her şey işaret parmağımdaki yüzüğü çıkarmakla başlıyor;
Size sonsuza kadar anlatabilirmişim gibi geliyor...

elçingören
2mart2010
02:57
istanbul

not 1
Yunanistan'da 75 kilometrekarelik, küçük sayılabilecek bir Ege Adası olan Santorini'den bir evin fotoğrafını koydum bu yazının başına, çünkü yıllardır RUHUMUN EVİ'dir Santori'ni.
Oraya yerleşeceğim.
Eninde sonunda elimde bahçe hortumu, başımda hasır bir şapkayla yakınlarım beni orada bulacak ...
not 2
-Bu sohbeti yaptığım arkadaşım yazıyı okuduğunda bu kadarcık bi şeyden bile neler çıkartıyorsun diyecek bana biliyorum onu özledim blogdan bildiriyorum;)
not 3
-ya büyüdüm onlarca kitaptan geçtim şu ilk kitaplarım hala hafıza küremin elinin altında ona hep şaşıyorum! -Nerden çıktı gece gece '' yüksek ökçeler'' diye söylendiğimi fark ettim de-

SON NOT
Bu yazıları;
İstanbul'da yazılımlarıyla didİşen başarılı bir mühendise,
İzmir'de uyumadan az önce beni okuyan güzel kıza,
Ankara'da ahh yine ''o'' anları yakaladın işte diyen hayalpereste,
Bursa'da dipten de daha dip var benim için diyen edebiyatçıya,
Marmaris'te nöbetlerinden hiç şikayetçi olmayan o doktora,
İsrail'de radyo programı dönemimden bu yana takipçim olan ressama,
Kazakistan'da yaşayan muhteşem cam sanatçısına,
Kıbrıs'ta tanışmamız mümkün olmayan tatlı öğrenciye,
Yunanistan'da butik işleten ve hayatımın işi işte bu diyen adama,
Amerika'da ülkesini özleyen bir fotoğrafçıya
ve
.......
.............
......................
henüz bana ulaşmamış bir çok kişiye yazıyorum.
Ve okuduklarını anlayanlara.

Sahi siz hiç ev olmuş muydunuz?

5 yorum:

  1. Bu yorum İstanbul'da, yaşamaya hevesli, şehrine aşık, kimbilir belki de hayata aşık olan bu yazara geliyor:

    "Ahh yine 'o' anları yakaladın işte..."

    Ve umarım bütün bu anları yan yana getirip, koca bir ömür yaratırız seninle... :)

    YanıtlaSil
  2. Umarım öyle olur, yoksa çok şey kaybederiz;)

    YanıtlaSil
  3. Kadınların ellerini saçlarına götürüp oynaması geldi aklıma bunları okurken :)Neden diye sorardım ben onlara hep ve onlarda hep;Ben zaten hep oynarım ki saçlarımla derlerdi :)

    Evet gerçekten de anlamsız,tesadüf dediğimiz her davranışımızın bir anlamı vardı o davranışları anlamsız saymamızın tek nedeni,nasıl bir duygusal tepkimenin ürünü olduklarını anlayamamış olmamızdı..

    Empati'nin arka kapağı geliyor sonrada aklıma;Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinine işlemiştir ki,onlara dikkat bile etmezsiniz..

    Bir aralar o bilgilere bende çok dalmıştım ve tıpkı senin de dediğin gibi yeri geldi etrafımdaki göz yanılsamalarını farketmeme neden olduğu için uzak durdum o bilgilerden yeri geldi kendine gel dediği için daha sıkı sarıldım..Ama saat çıkarmak gerçekten de daha önce hiç dikkat etmediğim,öğrenmediğim bir bilgiydi ve cidden çok mutlu oldum :)İnsan aslında çözülmesi hiçte zor bir varlık değil konuyu bu yönden ele alınca çünkü davranışları okumayı bildikten sonra cidden herşey çok açık..Mesela;"henüz bana ulaşmamış bir çok kişiye yazıyorum." cümlesine takıldı gözüm kesinlikle hayata pozitif bakan ve umutları,hayalleri olan birisinin cümlesi eminim bir uzman sadece bu cümleden bile çok daha fazlasını çıkarabilir ama "dipten de daha dip var benim için diyen"den bu kadar :)

    Şimdi o evleri gözünün önüne getirince bir sahafta uzunca süredir aradığın bir kitap bakınırken,kedili müzik kutusu bulabilirsin umarım.Hep böyle yakaladığında göstermeye devam et o,hayatların,duyguların kesiştiği yerleri ki gördüğümüz hayal değilmiş diyebilelim çünkü birden çok kişinin gördüğü hayal değildir,sevgiyle kal (:

    YanıtlaSil
  4. Her yerin, her kişinin evim olması bir zenginlik mi?
    Her kişinin ve her yerin evi olamadığım bir mutsuzluk mu?

    Sevdiklerim geldi aklıma. Zenginliğimden öte mutsuzluğum ağır bastı. Ben onların yanında hayatı pasta gibi dilimlere bölüp yaşamak istemezken, benim adıma da kestiler pastayı. 'Hadi geç kalma, git EVİNE. -Peki'...

    Sonra gittiğim yerler, girdiğim saatlerle dolu odalar geldi aklıma. Beni kabullenen yer de yok :)

    Şimdi zenginliğim geliyor aklıma. Neyse ki hayatı yakalamışım bir noktadan. Umut fakirin ekmeği. Umuyorum ben de.

    Kollarım çıplak şu anda. Ama insan, saatten beter bir makina. Gölgemi, güneşi hem dünyadan hem de kafamdan nasıl sileceğim?

    Sığamadım bir yere.

    Saatsiz geldim size.

    Siz benim evimsiniz.

    NZ

    YanıtlaSil
  5. Gelen yorumların denemelerin üzerine çıkacak kadar yükselişini izlemeyi seviyorum...
    çok seviyorum

    YanıtlaSil