Okuduysan Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

11 Kasım 2010 Perşembe

MAG Dergi ''Kasım'' Sayısı

Yine hangi cümleyi çekiştirip gelmem gerektiğini bilmeden geçiyorum kelimelerin içinden
Size bu yazı ile sorular sormayan yaşamı ve aklınızı yormayan kahramanlar getirdim bu sefer!
Hikâyemizde ‘’anlamlı kılınmış’’anlar vardır.
Geri almak istediğimiz, bir çocuk gibi bir daha bir daha diye tutturduğumuz ‘’tekrarlar’’a uzanmaya çalışırız.
Gelecek gibi, düş gibi ışıltılı bir paketi vardır zamanın.
Ama hep başlangıçlar parlar!
İlk günlerdeki özenin gizlendiği yer kurcalanır.
Bu yol böyle gider…

Git git bitmeyen, koridorlarından geçilmeyen, yüzü tam olarak seçilmeyen duygulardan yürür masalsı tepenin rüzgârlarına kapılırız hani!
İşte o rüzgârın saçlarımı dağıttığı yerdeyim bugün.
Bütün huzursuz tepeleri yolda bırakıp geldim!
Hafifledim...

Ardımda ekmek parçaları bırakamayacak olsam bile,geri dönüş için güven dolu bir yolum kalmayacaksa da ilerledim.Hayat bu Baylar & Bayanlar
Yeni bir çağ doğar her sabah, yeni bir haritadır insan kendine.Sınırlarından geçip gider.Birine kendinizi yeniden -en başından- anlatmaya başlarsınız fark etmeden
Şarkı gibi dilinize dolanır sözcükler.

Evet anladığınız gibi;Kaç başlangıçtan geçip buraya geldiğinizi hatırlamadığınız o meşhur köşe başındayım!

Sizin gibi bende, hikâyeme ortak olanları, şimdiye dek fena şekilde yanıltanları, taktığım madalyaları bir bir söktüğüm anları geçip, geldim.
Başlangıçların kusursuz, cömert, ilham veren dokuları seyreldiğinde aklıma düşen bu yolu, bir gün yürüyeceğimi biliyordum.

Cennetin bahçesinde dolanan Âdem gibiyim, elmayı dalından koparan Havva gibi!
Bakıyorum sizde buradasınız!

Bu karşılaşma iyi oldu; Yıldızların tozu omuzlarınıza dökülmüş ne manzara!
Yokuş aşağıya bırakılmış aşkları, tekerleğine renkli boncuklar takmış bir çocuk gibi gururla dolaştıralım mı?

Yepyeni bir cesaret koparalım mı hayat ağacından!
Düşüp dizini kanatan aşklara yazılan şarkılar var nasıl olsa, hep bir ağızdan söyleriz geçer!
Kasım Yağmurları; Duydum ki başkasına cömertsin…der!
İçinden bitmek bilmeyen sürprizler çıkan bir kutu gibi gelir bu şarkı.

Ne zaman dinlesem kelimelerinden sonsuza uzanmış bir salıncak gibi büyüler beni!
Sen acılara değmiyorsun! Dediği yerden; MATEMİM VAR SÖNDÜRÜN IŞIKLARI! Emrini veren Sezen’in sesinden akar güne geceye…
Yıllar teninden geçer!
Kırlangıçlar gidiyordur ama güzler kalmış gibidir şehirde.
Şarkının ismi bu yüzden’’ KASIM YAĞMURLARI’’dır belki.
Belki ama belki!

Bu ay bir şarkım ve kahramanlarım var; Zaferleri olmayan!
İftiharla sunarım!

Sonbahar boyunca benden önce semada söylenmemiş söz bırakmayanların evinde sabahladım! Küçük İskender’in Eflatun Suflelerini kitaplığımdan çektim, koyununda uyuyakaldım.Kasım Yağmurları’nı sıklıkla başa aldım
Her gülün vakti yeter, yaprağını onarmaya* demek için gelmiş yazar
Onu tüm kalbimle anladım!
Sonbahar böyle bir şey işte geçmişin dantel örtüsünü rüzgârlarıyla havalandırıp, yaz boyu akla bir türlü düşmeyen ‘’duygular’’veriyor.
Fark ettiniz mi tatil dediğimizde yaşadığımız şehrin tabelasını geride bırakmadan rahat edemiyoruz.

Bir şehirden - hayatımızı ördüğümüz o hikâyeler kentinden- kısa süre uzaklaşmış olmanın verdiği meltemle karışık ‘’hafifleme’’duygusunu gittiğimiz güney kasabalarında beyaza boyanmış evlerin içinde büyütüyoruz.

Hediyelik eşya dükkânlarının kapısındaki boncuklar gibi sıralanmış hayallerimizi kumsalın, deniz kabuklarının ve ay ışığının omuzlarına bırakıp dönüyoruz.

Sinema, tiyatro ve sonbahar-kış etiketli kıyafetlerimizle karşılaştığımızda geri döndüğümüz yerin aslında ‘’kendi dünyamız’’ olduğunu gördüğümüzde akmaya başlayan kum saatini yıl içindeki kısa aralıklarda dondurup yine akışını izliyoruz.

Penceremde telaşlı rüzgârlar uçuşurken size bütün bunları yazabildiğime şaşıyorum.
Ancak kısacık anlardır hayatı anlamlı kılan.
Ben en çok yazlarımı sevdim buraya gelene kadar!
Bu kış’tan dileğim bana hayatımı ördüğüm şehrin içine, güney kasabalarının hafifletici duygularını taşıması.

Yazının kaç şehirde okunduğunu asla hesap edemesem de sizin şehrinize de söz konusu esintilerin gelmesini dilerim.
Sadece bu dilekle bile cömert biri olduğum konusunda bahse girerim!

Artık sizden başka bütün evrene hemen her konuda cömert olabilen bu yüzden başlangıçtaki tadı çoktan kaçmış olan öyküler,
ya da bir sabah aniden uyanıp BİTTİ! Dediğiniz, genellikle içinde bir kahramanın olduğu ilişkiler için bir şarkım var.
Düzenleme ve müziğini sadece sizin yazabileceğiniz!

Hayatın vitrinini kırmışsın.Şikâyete geldiler!
Küçük cam parçacıklarına dönüştürmüş,
hiç bir şeye dokunmadan gitmişsin sonra.
Boyası uçuk bir raf bulmuşlar içinde.
Sandalından bir parçaydı gösterdiler, tanıdım!

Seni buraya getiren fırtınaların küreğine yaptığı şeyi, hayata bırakıp çıkmışsın.
Uyurken yastığına sarıldığın, masumiyetinden arınmadığın geçti aklımdan.
Ele veremedim…

Şimdi Ege ve Akdeniz şimdi Karayipler ve KızıldenizSuçunu bilmekte ve gizlemekteyiz…
Uyandığımda içimden bilmediğim bir kumbaraya aktı sevgim
Asla dolmaz gibi zaten içi, oldukça derine indim
Ele vermeyeceğim dedim!
Dilediğin kadar dinlen, oyalan
Ne zaman istersen yola çıkabilirsin…

Elçin’den Öneri

· ‘’Aşk’ın Kahramanı’’ Pazar sabahları gibi sessizlik ve dinlence vermeli, bu en temel özellik olarak kayda geçmelidir

· Kardan adam yaptığınız gün kış gelmiş demektir, sıkı sıkı giyinin! Bu benim çocukken ‘’elçinsözü’’ olarak kullandığım bir cümleydi, lahana gibi kat kat giyinmekten hoşlanmayanlar için ‘’atasözü’’ olarak da kullanılabilir

· Evi fotoğraf müzesine çevirmek istemeli ve çevirmeli. Elçin yaptı memnun kaldı bu bilgi ile bilgisayardaki fotoğraf albümleri mutlu mutlu taranmalı

· Sizinle ‘’ARALIK’TA görüşeceğiz,‘’karamela sepetimi’’ süsleyip geleceğim bir dahaki ay bu güzel zihinler burada olmalı.

· Kasım’da Güney Kore sinemasına aşık olunabilir, ama önce mısır patlatılmalı

*Başlık; Sezen Aksu
*Küçük İskender

''Duydum ki başkasına cömertsin'' MAG Dergi 2010 Kasım ayı sayısında yayınlanmış ''elçingörengri''yazısıdır

elçingören’Kasım’2010

21 Ekim 2010 Perşembe

Eylül’de Gel!


Takdim edeyim; İşte benim mağrur Sevgilim!
Ona adil davranmadığımı söyleyip ayaklarını altına topladı yine.
Konuşmuyor benimle...
Ama anlatıyorum, nefes boşluklarım uzayınca dikkat kesiliyor.
Anlatıyorum!

Çünkü sadece o verebilir; ‘’Uzun yolların sonunda temiz çarşaflı, dikdörtgen güneşin düştüğü bir yatağa uzanmak gibi, hayatıma yerleşen varlığı için, kelimelerden oluşmuş bir teşekküre’’ gerçek kıymetini.

Birlikte çekiştirdiğimiz mevsimlerden sonra uzanıp, ışığı biraz daha az olan yıldızı aynı anda işaret eden parmaklarımızın bittiği yerde başlamış bir hikâyeyiz biz.
Biraz uzunuz, biraz dolambaçlı, çakıllı, taşlı.

O hikâye, kimseyi çekemediğimiz zamanlarda, sadece kendimize katlanabilme kabiliyetimizin bir kişiye daha yer açabilmesine şaşkınlık duyduğumuz bir ay’a, yıl’a, gezegen’e bırakıp kaçıyor bizi.

Zamanların, mekânların, tatların dokuların ve dokunuşların gezegeninde birlikte çağlar geçip dinleniyor, yola devam ediyoruz.
Önümüze kar çıktığında havuç ve kömür arıyor ellerimiz.
Yelkenli geçerken ve mavi olabilmişse sonunda deniz ‘’Güney’e diyoruz en güney’e’’ gitmeli.
Dudağımızdan bardağı çektiğimizde öylesine bir geçiş anında.
Bu defa aynı anda, aynı şeyi düşünür gibi değil, aynı anda aynı şeye dokunur, seçer gibi değil.
Ne yazık ki anlatılabilir gibi de değil…

Sessizce durmak, kıyıdan evlere bakmak, belli belirsiz gölgelerde sokaklar seçmeye çalışmak oyununu birbirimizden habersiz yan yana oynuyoruz.
Dalga seslerinin karıştığı gece şarkıları dinlerken, çoktandır duymadığımız birinin kokusunu alıp bu köşeye sıkışma halini gizlemek yerine yolumuzu, burnumuzun da eşlik ettiği bir kahkahaya çıkarıyoruz.

Ağzımızda yalan yokken sesimiz daha güzel oluyor.
Bunu bazı gecelerde sahilde, bazen günbatımlarına yürürken yollarda prova ediyoruz.
Ortak esaretlerin incelttiği bir ömrün varlığından şüphe duymuyor olsak da Kaf dağının ardındaki Anka kuşunun bir tüyünü avucumuzda sıkı sıkı tutuyoruz.

Çocukları yanımıza çekmek için bak avucumda ne var? Dediğimiz zamanları aklımızda tuta tuta sıkıyoruz Anka’nın tüyünü, evrende doldurduğumuz bütün boşluklarda!

Birbirimizi çok eskiden beri tanıdığımızı hissettiğimiz anların sıklığı bundandır belki!
Kırılganlıklarımız zaman zaman bir Kâhin’i anımsatıyor evet!
Peşin hükümlerimiz inanırlığını besliyor.

Ama çok sürmüyor, şaşalı kostümünün eteklerini toplayan Kâhin kapıyı sessizce çekip gidiyor.

Onun ‘’Sevgilim’’ olması beni taçlandırıyor!
Bana şekerlemelerle dolu bir sepetin içinden Ağustos’u verdi.
Daha önce Temmuz’u çok farklı bir seremoniyle getirmişti.
Az önce Eylül’ü bıraktı gitti.

-Öyle telaşsız yaşa ki dedi; Birlikte bir bank bulalım seninle.
Sarı-kahverengi desenli yapraklar dökeceğim yollara.
Biraz yaz, biraz sonbahar var içinde bu kutunun. Sakın birdenbire açma!
Rüzgârı, meltem sanıp çıplak ayakla dolaşma…

Şimdi gitmeliyim Bayanlar& Baylar!
‘’Sevgili Günlük diye başladığım cümleler bittiğinde kendiliğinden gelen, kollarımı açıp karşıladığım bir diğer adı ‘’Hayatın ta kendisi olan’’ Canım Sevgilim! Benden milyonlarca yıl büyük olmanı önemsemediğinde daha yakışıklı olduğunu söylemiş miydim bilmiyorum!’’ Yazan notumu yastığının kenarına bırakıp döneceğim.
Bilemiyorum belki yine onda kalırım bu gece, vedalaşmak en iyisi gibi!

Elçin’den öneri;

· Koca yazı tükettik tatil yapamadık! Stresinizi Eylül’ü paralayarak harcamamanızı

· Tatile bir güzel gidilmiş ve istiridyelerin içindeki incilere varıncaya kadar her bir şey yeniden keşfedilmişse bununla bir dahaki yıla kadar yetinebilmenizi

· Kum taneciklerinin hala cüzdanınızda gezmesi ile işe giderken ayaklarınızın geri geri gitmesinin bir bağlantısı olduğunu bilmenizi

· Ancak bunun baş edebileceğiniz türden bir sorun olduğunu hissetmenizi öneririm.

· Hayat boyu ismi Eylül olan kızları kıskandım. Siz yapmayın!


Not:Alpay'ın şarkısı kulaklarımda, sözleri başlıkta...

elcingören1ağustos2010



''Eylül'de Gel'' MAG Dergi 2010 Eylül ayı sayısında yayınlanmış ''elçingörengri''yazısıdır


20 Haziran 2010 Pazar

BABA! Blogumu takip ettiğini düşünüyorum!


Bir kravat daha aldım bugün ve bir pipo tütünü daha, daha!

Ancak;
Şimdiye dek bütün yıllarda ''Sevgililer gününü'' yalnızca babasıyla kutlayan bir kız çocuğuna ''Babalar gününden'' bahsedilmemelidir.
Eğer o yakışıklı Baba, artık sevgililer gününü kızıyla kutlayamayacak kadar uzaklardaysa...


elçingören
19haziran2010
03:10
kayıpada

Not 1: Birgün uzaya çıkabildiğimde seni bulacağım.

Not 2: Sana küsücem galiba! Şirinleri koca kafalı çizdiğim resimlerimi kasanda saklamış olsan da!

Not 3:Senden sonra birçok şey oldu, ödül aldım mesela, sonra gelinlik giydim! Olmadı, çıkarttım!
Ankara’daki evimden taşındım, Marmaris'e Kıbrıs'a ... Gittim.
Ah sonra ne çok kez başka evim oldu.
Göremedin, saati duvara çivileyemedin!


Not 4: İstanbul'a döndüğümde Erenköy’deki Migros’a gittim.
Renkli makarnalar aynı yerdeydi ağladım! Bir bambu aldım, şimdi semtin en havalı çiçeği oldu, bugün narin yapraklarını senin için okşadım

Not 5: Bugün seni aradım! Açmadın...

Not 6: Bana güçlü olduğumu ilk sen söylemiştin, yokluğunda bu gücü çokça duydum, dahası yaşadım!

Not 7: Şiir defterini ele geçirdim :)Korkma yayınlamayacağım...
Ama mürekkebin dağıldığı satırlar vardı içinde onlara fena halde takıldım!

Not 8: Yazmaya başladım.

Not 9: Sana verdiğim sözleri tuttum... Biliyorsun, eminim izliyorsun
''Hep o bildiğin elçini hayata kattım''

Not 10:Mutluluktan kanatlarım oldu Baba, kırmak istediler!
Nasıl da engel oldun!

Not 11:Seni sevdiğimi bu blogdan bildirmek isterdim, ama yetmiyor...

PEK ÇOK ÖNEMLİ NOT: Bana Kadıköy’den mor paten aldığın yeri hatırlıyor musun? Oradan büyüyen ayaklarım için yenilerini almanı istiyorum...

SON NOT:
Biliyorum
Ne kadar korkmuş olsam da yanımdasın!
Toprağa dokunduğumda avucumdasın...

Fotoğraf; Anneciğim&Babacığım 1967

10 Haziran 2010 Perşembe

Bésame Mucho!


öp beni çok öp
bu gece son gecemizmiş gibi öp
öp beni, çok öp
çünkü öpüşmenin ardından beni bırakacakmışsın,
seni kaybedecekmişim gibi geliyor bana...

Orman meyveleri gibi gözalıcı, bir çoğu gibi dikenli,
ellerimizi dirseklerimize kadar çize çize giden,
iz bırakan,
her seferinde bu ilk bu ilk diye çenemizi düşüren AŞK!
Marina'da demirli teknelere selam verdiren, tramvayda buğulanan cama isim yazdıran,
''Hayatı bir ilkbahar yatağına çeviren'' sonsuz duygunun evini kurup- yıkan Aşk!

Melankoli kahramanı,
Alaycı Eros oklarını fırlattıkça şarkılara sarılan Baylar&Bayanlar?
Şimdi sarıldığımız şarkılardan birinin yüzüne bakmak için şimdi en doğru zaman.
-Beni nerde okuduğunuzu bilmesem de , sıkı durun çözülüyorum-
Böyle bir nefeste anlatıp çekileceğim huzurunuzdan.

-Ben de bir gün, bir şarkının içinde kaybolur muyum acaba? dediğim anda yetişen 1940 yılında Consuelo Velázquez'ın on altıncı doğum gününden önce yazdığı Meksika şarkısı "Bésame Mucho" ya şöyle bir uzanalım.

"Bésame mucho" İngilizce "kiss me a lot" a kaşılık geliyor.
İlk olarak Emilio Tuero plağından duyulan "Bésame Mucho" bir çok şarkıcının özellikle de Beatles'in albümünü süsleyecek kadar sevildi, seviliyor.

1962 yılında Beatles'ın tüm canlı konserlerinde söylenen eser, grubun belgesel filmi Let It Be'de de yer alarak ününe ün katmış, hayata sızmıştı.

Bestelendiğinden bu yana şarkıya veya melodisine, Miami Vice, "Viking Bikers From Hell" gibi bir çok filmde rastlamış olmalısınız.
"Bésame Mucho"'nun başka dillere çevrilmiş
"Kiss Me Much", "Kiss Me Again and Again", "Embrasse-Moi", "Stale Ma Bozkavaj" ve "Szeretlek én" gibi karşılıkları mevcut ama şu an evimde Emilio Tuero plağında geçen ilk şekli dolaşıyor...

Öyle samimi bir şarkı ki kim söylerse söylesin güzel.
Güçlü !
Dünyanın belki de en çok coverlanan şarkısı olmayı hak ediyor bu gücüyle.

Beatles, Elvis Presley gibi efsanelerinin de kayıtsız kalamayıp söylediği şarkının bestecisi ve söz yazarının erkek değil de kadın olduğu düşünülmemişti.
Sözlere bakınca bir erkek tarafından yazıldığını söylenebilir.

Erkek böyle bir aşkın itirafına daha yakın noktada durur gibi gelebilir,
ama öp beni, çok çok öp beni gibi iç gıcıklayan sözler daha kadınca duruyor evet!
Sözlüklerde şarkının bir kadına ait olması üzerine şu ifadeler yer alıyor;
Erkek için öpüşmek çoğu zaman bir aşk ifadesinden çok kazanılan bir savaşı temsil eder.

Oysa öpüşmek kadından talep geldiğinde, aşkı çağırır beraberinde
Ancak kadın öptüğünde aşk süzülür dudakların arasından öylece...

Velázquez, şarkıyı yazdığında henüz hiç öpüşmediğini belirtmiş.
Öyleyse dünya üzerindeki yazarlar- özellikle şarkı sözü yazanlar -
Bayan Velázquez'in o şarkıya dek,
''hiç öpüşmemiş olmasından'' memnuniyet duymalı!

Bilmediği -tanımadığı- bir konu hakkında böyle sözler yazması etkileyicilikten öte yükseklikte.
Acaba bilse bu kadar tılsımlı olabilir miydi şarkı?
Ne yazık ki bu meraklı soru için fazlaca geç kalmış durumdayız.

Consuelo Velázquez 2005 yılında, 84 yaşında hayatını kaybetti.
O yıl bir haber merkezinin sorumlusuydum.
Meksika'da yayınlanan El Universal gazetesi, Meksikalı Bayan Velazquez'in, kalp rahatsızlığı olduğunu ve bir hastanede öldüğünü duyurduğunda, göğsümün üzerinden kalbime eğilip haberi verdim;
Bayan Velázquez şarkılarını alıp gidiyormuş bu geceden sonra bir daha hiç "Bésame Mucho" diyemeyecekmiş...

Haşmet Babaoğlu 2005 yılındaki köşe yazısında BESAME MUCHO için,
Öyle bir şarkıydı ki,akşamın lacivert şalı Moda Koyu'nu, Kalamış'ı, Suadiye'nin denize inen sokaklarını örtmeye başladığı saatlerde, sanki herkes bu şarkıyı mırıldanmaya başlıyormuş gibi gelirdi bana diyor.

Ölümünden sonra, İflah olmaz bir romantik olduğu söylenen Consuelo Velasquez hakkında yazılanları okuyunca o da benim gibi şaşırmış-hüzünlenmiş.

öp beni çok öp
bu gece son gecemizmiş gibi öp
öp beni, çok öp
çünkü öpüşmenin ardından beni bırakacakmışsın,
seni kaybedecekmişim gibi geliyor bana...

Benim için Santorini'dir kalkıp yerleşilecek yer!
Ama dürüst olmak gerekir "Bésame Mucho'' yu Andrea Bocelli'den dinlediğimde,
Küba ya yerleşme isteği uyandıran bir başka gitme hissiyle sarsılıyorum.

Belki bu gün,
Bacaklarının içinde puro yuvarlayan esmer güzellerden biri, Karayiplerin berrak sularının bir kıyısında bu şarkıyı kendi dilinden söyler.
Çok sözünü ettik diye!
-Bu şarkı dilime nerden takıldı şimdi! der.

Ve hayat bu ya;
Günün birinde Küba'ya yerleşirsem bir sokakta karşılaşır içimizden aynı şarkıyı söylüyor oluruz;
Comosi fuera esta noche la ultima vez
Besame, besame mucho
Que tengo miedo a perderte perderte después
Besame, besame mucho
Perderte otra vez
Quiero tenerte muy cerca mirarme en tus ojos
verte junto a mi piensa que tal vez mañana yo ya estare
Lejos, muy lejos de aqui
Besame, besame mucho...

Ellerimizi dirseklerimize kadar çize çize giden...
İz bırakan,
Her seferinde bu ilk bu ilk diye çenemizi düşüren
Hayatı ilkbahar yatağına çeviren AŞK...
Buyur ''Şarkını dinle!''

Not:
Andrea BOCELLİ Romantizmin üst notalarından söylüyor bu şarkıyı.
Ben en çok ondan dinlemeyi seviyorum.
Çünkü Bocelli, zırhından az önce soyunmuş bir Şovalye nasıl şarkı söylerse öyle söylüyor.
The BEATLES ve Elvis PRESLEY'den dinlemek ayrı bir duygu elbette...
Plak tadında bir Besame Mucho için 1945 kaydı ile Tino ROSSİ dinlenir.

elçin'den öneri;
YAĞMURLARIYLA GELEN ''NİSAN'' da,
Bésame MUCHO'yu yanınıza alıp
Saçlarınızı ıslatan ilk damla ile
Alın kendinizi çıkın iç yolculuğunuza!

Kilometre taşları boyunca gidin
Otoban çizgilerini eritin
Yükseklerde hava koridorlarından geçin
Aşağıda diplerinize bakıp, okyanus bitkilerinizi selamlayın
Vagonlarınızı ekleyin birbirine, uymazsa tekrar dağıtın
Toz taneciklerinin güneşle göründüğü yaz sabahlarını izleyin
Parmak uçlarınızı uyuşturan kışlardan yürüyün
Baharlarınıza dalıp gidin
Durdurabilene AŞK olsun
DERE TEPE SİZİN, GÜMÜŞ OVA HER ADIMIYLA!

BU İÇ SEFERLER, HER DEFASINDA
GETİRİP BIRAKACAKTIR SİZİ, VARLIĞINIZIN KUSURSUZ TAHTINA!
HER İNSAN BİR ÜLKEDİR SONUÇTA
BAYRAĞI, DİLİ, COĞRAFYASIYLA...
e.


İnsan bir şarkı için yaşadığı yerden vazgeçip, henüz dilini bilmediği bir ülkeye yerleşebilir mi?
Benim için bu sorunun yanıtı EVET!
The BEATLES ve Elvis PRESLEY'den dinlemek ayrı bir duygu elbette...
Plak tadında bir Besame Mucho için 1945 kaydı ile Tino ROSSİ dinlenir.
Dany BRİLLANT, Cesaria EVORA, DALİDA...
Tarihte bir çok ismin dudaklarından dökülmüş bir şarkıdır o, aşkın şarkısı...


SON NOT;
Bayan Velázquez
Meksika'nın aristokrat ailerinden birinin kızıymış; dört yaşında piyano öğrenmiş, klasik piyano kariyerini sürdürmüş.
Biyografiler de Consuelo Velasquez'in iflah olmaz bir romantik olduğunu yazıyor...
Şarkısı ünlenince Hollywood çağırmış.
O da 1944 yılında bu davete uymuş, rüyalar kentine gitmiş.

Genç ve çok çekici bir kadınla; üstelik de iyi bir müzisyen ve şarkıcıyla karşılaşan prodüktörler onu hemen film yıldızı yapmaya karar vermişler.
Teklifleri reddetmiş Velázquez
Ve daha önce tanışıp içten içe âşık olduğu radyo programcısı Mariano Rivera'yla evlenme kararı alıp Meksika'ya dönmüş.


MAG Dergi Nisan sayısında yayınlanan elçingörengri köşe yazısını okudunuz;)

10 Mart 2010 Çarşamba

Bésame Mucho


BESAME MUCHO

öp beni çok öp
bu gece son gecemizmiş gibi öp
öp beni, çok öp
çünkü öpüşmenin ardından beni bırakacakmışsın,
seni kaybedecekmişim gibi geliyor bana...

Orman meyveleri gibi gözalıcı, bir çoğu gibi dikenli Aşk!
Ellerimizi dirseklerimize kadar çize çize giden...
İz bırakan,
her seferinde bu ilk bu ilk diye çenemizi düşüren...
Marina'da demirli teknelere selam verdiren kalp çarpıntılı açıklanmaz hareketlerimizin volkanı.
Tramvayda buğulanan cama isim yazdıran ey Aşk!
Hayatı bir ilkbahar yatağına çeviren sonsuz duygunun evini kurup- yıkan şey hey Aşk!

Melankoli kahramanı,
Alaycı Eros oklarını fırlattıkça şarkılara sarılan Baylar&Bayanlar?
Şimdi sarıldığımız şarkılardan birinin yüzüne bakmak için şimdi en doğru zaman.
-Beni nerde okuduğunuzu düşünecek vaktim yok, sıkı durun çözülüyorum-
Böyle bir nefeste anlatıp çekileceğim huzurunuzdan.
-Ben de bir gün, bir şarkının içinde kaybolur muyum acaba? dediğim anda yetişen 1940 yılında Consuelo Velázquez'ın on altıncı doğum gününden önce yazdığı Meksika şarkısı "Bésame Mucho" ya şöyle bir uzanalım.
"Bésame mucho" İngilizce "kiss me a lot" a kaşılık geliyor.
İlk olarak Emilio Tuero plağından duyulan "Bésame Mucho" bir çok şarkıcının özellikle de Beatles'in albümünü süsleyecek kadar sevildi, seviliyor.
1962 yılında Beatles'ın tüm canlı konserlerinde söylenen eser, grubun belgesel filmi Let It Be'de de yer alarak ününe ün katmış, hayata sızmıştı.
Bestelendiğinden bu yana şarkıya veya melodisine, Miami Vice, Season Three Episode, "Viking Bikers From Hell" gibi bir çok filmde rastlamış olmalısınız.
"Bésame Mucho"'nun başka dillere çevrilmiş
"Kiss Me Much", "Kiss Me Again and Again", "Embrasse-Moi", "Stale Ma Bozkavaj" ve "Szeretlek én" gibi karşılıkları mevcut ama şu an evimde Emilio Tuero plağında geçen ilk şekli dolaşıyor...
Öyle samimi bir şarkı ki kim söylerse söylesin güzel.
Güçlü !
Dünyanın belki de en çok coverlanan şarkısı olmayı hak ediyor bu gücüyle.

Beatles, Elvis Presley gibi efsanelerinin de kayıtsız kalamayıp söylediği şarkının bestecisi ve söz yazarının erkek değil de kadın olduğu düşünülmemişti.
Sözlere bakınca bir erkek tarafından yazıldığını söylenebilir.
Erkek böyle bir aşkın itirafına daha yakın noktada durur gibi gelebilir,
ama öp beni, çok çok öp beni gibi iç gıcıklayan sözler daha kadınca duruyor evet!
Sözlüklerde şarkının bir kadına ait olması üzerine şu ifadeler yer alıyor;
Erkek için öpüşmek çoğu zaman bir aşk ifadesinden çok kazanılan bir savaşı temsil eder.
Oysa öpüşmek kadından talep geldiğinde, aşkı çağırır beraberinde
Ancak kadın öptüğünde aşk süzülür dudakların arasından öylece...

Velázquez, şarkıyı yazdığında henüz hiç öpüşmediğini belirtmiş.
Öyleyse dünya üzerindeki yazarlar- özellikle şarkı sözü yazanlar -
Bayan Velázquez'in o şarkıya dek,
''hiç öpüşmemiş olmasından'' memnuniyet duymalı!
Bilmediği -tanımadığı- bir konu hakkında böyle sözler yazması etkileyicilikten öte yükseklikte.
Acaba bilse bu kadar tılsımlı olabilir miydi şarkı?
Ne yazık ki bu meraklı soru için fazlaca geç kalmış durumdayız.
Consuelo Velázquez 2005 yılında, 84 yaşında hayatını kaybetti.
O yıl bir haber merkezinin sorumlusuydum.
Meksika'da yayınlanan El Universal gazetesi, Meksikalı Bayan Velazquez'in, kalp rahatsızlığı olduğunu ve bir hastanede öldüğünü duyurduğunda, göğsümün üzerinden kalbime eğilip haberi verdim;
Bayan Velázquez şarkılarını alıp gidiyormuş bu geceden sonra bir daha hiç "Bésame Mucho" diyemeyecekmiş...

Haşmet Babaoğlu 2005 yılındaki köşe yazısında BESAME MUCHO için,
Öyle bir şarkıydı ki,akşamın lacivert şalı Moda Koyu'nu, Kalamış'ı, Suadiye'nin denize inen sokaklarını örtmeye başladığı saatlerde, sanki herkes bu şarkıyı mırıldanmaya başlıyormuş gibi gelirdi bana diyor.
Ölümünden sonra Consuelo Velasquez hakkında yazılanları okuyunca o da benim gibi şaşırmış- hüzünlenmiş.

öp beni çok öp
bu gece son gecemizmiş gibi öp
öp beni, çok öp
çünkü öpüşmenin ardından beni bırakacakmışsın,
seni kaybedecekmişim gibi geliyor bana...

Benim için Santorini'dir kalkıp yerleşilecek yer!
Ama dürüst olmak gerekir "Bésame Mucho'' yu Andrea Bocelli'den dinlediğimde,
Küba ya yerleşme isteği uyandıran bir başka gitme hissiyle sarsılıyorum.

Belki bu gün,
Bacaklarının içinde puro yuvarlayan esmer güzellerden biri, Karayiplerin berrak sularının bir kıyısında bu şarkıyı kendi dilinden söyler.
Çok sözünü ettik diye!
-Bu şarkı dilime nerden takıldı şimdi! der...

Besame, besame mucho
Comosi fuera esta noche la ultima vez
Besame, besame mucho
Que tengo miedo a perderte perderte después
Besame, besame mucho
Perderte otra vez
Quiero tenerte muy cerca mirarme en tus ojos
verte junto a mi piensa que tal vez mañana yo ya estare
Lejos, muy lejos de aqui
Besame, besame mucho...

Ellerimizi dirseklerimize kadar çize çize giden...
İz bırakan,
Her seferinde bu ilk bu ilk diye çenemizi düşüren
Hayatı ilkbahar yatağına çeviren AŞK...
Buyur ''Şarkını dinle!''

elçingören
02:35
10Mart2010
İstanbul

Not 1:
Andrea BOCELLİ Romantizmin üst notalarından söylüyor bu şarkıyı.
Ben en çok ondan dinlemeyi seviyorum.
Çünkü Bocelli, zırhından az önce soyunmuş bir Şovalye nasıl şarkı söylerse öyle söylüyor.
Not 2:
The BEATLES ve Elvis PRESLEY'den dinlemek ayrı bir duygu elbette...
Not 3:
Plak tadında bir Besame Mucho için 1945 kaydı ile Tino ROSSİ dinlenir.
Dany BRİLLANT, Cesaria EVORA, DALİDA...
Tarihte bir çok ismin dudaklarından dökülmüş bir şarkıdır o, aşkın şarkısı...
Not 4:
İnsan bir şarkı için yaşadığı yerden vazgeçip, henüz dilini bilmediği bir ülkeye yerleşebilir mi?
Benim için bu sorunun yanıtı EVET!

SON NOT:
Bayan Velázquez
Meksika'nın aristokrat ailerinden birinin kızıymış; dört yaşında piyano öğrenmiş, klasik piyano kariyerini sürdürmüş.
Biyografiler de Consuelo Velasquez'in iflah olmaz bir romantik olduğunu yazıyor...
Şarkısı ünlenince Hollywood çağırmış.
O da 1944 yılında bu davete uymuş, rüyalar kentine gitmiş.
Genç ve çok çekici bir kadınla; üstelik de iyi bir müzisyen ve şarkıcıyla karşılaşan prodüktörler onu hemen film yıldızı yapmaya karar vermişler.
Teklifleri reddetmiş Velázquez
Ve daha önce tanışıp içten içe âşık olduğu radyo programcısı Mariano Rivera'yla evlenme kararı alıp Meksika'ya dönmüş.