Okuduysanız Siliyorum

Siz yine de -Hadi seni Mars'a götüreceğiz! diyenlerin peşinden yalın ayak koşacak birinin yazdıklarına ne kadar güvenebilirsiniz bir düşünün isterseniz?

Paralel evren yolcusu
RTÜK En İyi TÜRKÇE Konuşan Haber Spikeri Ödülü'nün Sahibi
TÜM HAKLARI SAKLIDIR 'KADIN' Proje Başkanı
Radyo-Tv Program Sunucusu
Belgesel/Reklam seslendirmeni
Yazar

www.seninicinburadayim.com

18 Mart 2016 Cuma

İftiharla Sunarım...


Senin İçin Buradayım "Tüm Hakları Saklıdır Kadın" gösterimiz ThoughtWorks, Executas, Milklab34 Sponsorluğunda Bilgi Üniversitesi'nde! 

Projemize destek veren harika sponsorlarımız ve başarılı, heyecanlı ekiplerine bin teşekkür ederim. 

Gectiğimiz yıl 12-14 Haziran 2015 tarihleri arasında, ThoughtWorks, Milklab34 ve TOG Things çalışanlarından oluşan Hack4Women ekibi, Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezinde ilk hackathonunu düzenlemişti. 

Tüm hafta sonu boyunca coğunlugu kadınlardan oluşan ekipler, kadınlar için faydalı olacak çok güzel uygulama fikirleri ortaya çıkarmış ve ThoughtWorks hackathon sonrasında kazanan ekibe projelerini hayata geçirmeleri için destek vermişti. 

2016 yılında, Hack4Women ekibi ikinci etkinliğiyle Elçin Gören'in ''Senin İçin Buradayım'' Tüm Hakları Saklıdır 'Kadın' Projesini destekliyor. Kadın ve şiddetin tarihini inceleyen proje, kadına yönelik artan şiddetin farklı boyutlarını bambaşka bir dille ele alıyor. Erkeği ötelemeden, kadının değeri hakkındaki farkındalığı arttırmak için hazırlanan tek kişilik gösteri, dünyanın tüm kadınlarına adanıyor. 

26-27 Mart 2016 tarihleri arasında Bilgi Üniversitesi Kuluçka Merkezinde düzenlenecek olan 2. Hackathona katilacak arkadaşlar, projenin web sitesi olan www.seninicinburadayim.com 'un tasarımından 'back-end'ine kadar uçtan uca geliştirmesini yapacaklar.

‪#‎elcingoren‬ ‪#‎ThoughtWorks‬ ‪#‎Executas‬ ‪#‎Milklab34‬ ‪#‎BilgiÜniversitesi‬ ‪#‎tekkisilikgösteri‬ ‪#‎kadınasiddet‬ ‪#‎alkış‬ ‪#‎teşekkür‬

10 Mart 2016 Perşembe

Senin İçin Buradayım...


İnsanlığın yalnızlığını dünyanın kucağından kaldıran ilk kadın HAVVA, kimseler yokken ADEM'in yanında belirdi. Yol arkadaşı oldu.  Peki sonra ne oldu? 

 ''Tüm hakları Saklıdır'' sahnede canlı performansla izleyiciye aktarılan 45 Dakikalık TEK KİŞİLİK GÖSTERİDİR.


Kadına yönelik artan her türlü şiddetin dünyadaki rakamlarından Türkiye ölçeğine uzanan araştırmada tema şiddet olsa da vurgu kadının kıymeti üzerinden yapılıyor.

Fosil bilimden yararlanıp, şiddetin tarihini de ele alan gösteri, cinsler arası karşıtlık değil değerler algısını vurguluyor.
Duygusal/ sözlü şiddetin  planlı bir cinayetten farklı olmadığının üzerinde duran araştırma 'aldatılmanın' şiddetin yüksek notalarından biri olduğu konusu da işleniyor.

Hz. Meryem, Nene Hatun, Türkân Şoray, Kocabıyık Halime Çavuş, Sultan Hanım, Halide Edip Adıvar ve Sabiha Gökçen'i de kapsayan gösterinin kurgusunda zaman içinde zaman yaşanıyor.

Karyalı I. Artemisia, Kraliçe Boudica, Zenobia ve Tomoe Gozen'in de konu edildiği gösteride kadın ve kadına yönelik şiddete yeni bir bakış açısı kazandırmak amaçlanıyor.

Hz. Muhammed'in Veda Hutbesi'ndeki kadın paragrafını ve

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadolu Kadını'na duyduğu minnet dolu sevgiyi de ele alan
TÜM HAKLARI SAKLIDIR '' KADIN'' gösterisi 'Kadına Yönelik Her Türlü Şiddetin Son Bulması' umuduyla 'Dünyanın Tüm Kadınlarına' adanmıştır.

Sınırlı sayıdaki davetlisiyle 12 Aralık Cumartesi günü Gayrettepe BizCEVAHİR OTEL'de gerçekleşen ön gösterimde tam not alan gösterinin takvimini sosyal medya hesaplarımız ve resmi internet sitemiz www.seninicinburadayim.com'dan duyurmaya başladık.


Proje Başkanı Elçin GÖREN, Cumhurbaşkanlığı himayesinde 'RTÜK' tarafından en iyi Türkçe Konuşan Haber Spikeri ödülüne layık görülmüştür.


Kadının güzel saçlarının, fondöten ve kapatıcıların şiddet izini saklamak için kullanıldığı bir gezegen olmaz. 

Nasıl ve neden olmaz onu açıklamaya, şiddetin doğasına ait kelimelerden uzak bir anlatımla size geliyoruz.

Buluşmak üzere.


Mart' 2016


12 Şubat 2016 Cuma

Canım uzay, canım at, canım top!



Ağustosta Rapsodi'nin ünlü yönetmeni Akira Kurosawa, yıllar önce verdiği bir röportajda 'Filmlerim hakkında açıklama yapmayı sevmem, bu bana yılan resmine ayaklar çizmek gibi gelir' demiş ben de not etmişim... 
İstanbul gecenin yorganını üzerine çekti, izledim. 
Uzak evlerin ışıklarına bakıp penceremdeki yansımamı seçtim. 
Boynumla omzum arasına bir semt yerleşti ileri geri oynatıp eğlendim. 

Gündüzü yazlarda severim; Asfaltı kavuran sıcaklarda, mavi gök altında her şeyin parlama yarışına girdiği zamanlarda. Ayaklar çizmek diyordum. Çizmişim. Gündüz/Gece demeden. 

Gökyüzünü görmek istiyorum, biraz sol tarafa çekilirseniz... 
Baksanıza sanki boş gibi değil mi? 
Ama ya bir tek yıldıza daha yer yoksa?
Bir ayaklık, bir meteorluk, bir atomluk yer katiyen yoksa? 
Denemek yok 'Bu da burada duruversin canım' diye insan yapımı bir yıldız sıkıştırmaya kalkarsak cosmos tükürüp geri yollar! 
Bazen uyduları düşünürüm, cüce yıldızlar bir silkelense jilet gibi döne döne savrulurlar mı?  
Çöllere, okyanusa değil şehirlerin kalbine! Ben neden ayaklar çizmişim yılan resmime? 

Olanı olduğu gibi kabullenme okulundan terk, 
yerküreye inerken atı stratosfere takılan amazon gibi burnumun dikine dikine; 
Ayaklar çizmişim. 
Kendime bir açıklama borçluymuşum gibi her şeyin derinliğine inmişim... 

Bilemiyorum; Beni şimdiki ben olan kadına çıkaran yolu böyle böyle geçmişimdir belki, kim bilir... 
Bu gece, kimi zaman duvara tos tos gitsem de, hatalarımı tek tek seçsem de, her şeyi biliyorum sanıp yanılmalar ipini göğüslesem ve mükemmeliyetçilik ile delilik arasında gidip gelsem de, "İyi ki ben benim" dediğim bir yılın köşesinden baktım kendime; 

Yağmurlu bir Perşembeymiş doğumum, bu yıl da aynı güne denk geliyor... 
Bunca zaman gereksiz ayaklar çizmiş, ama yaşama bir yerinden kendimi boca etmişim, 
iyi şarkılar dinlemiş,
iyi adamlarla geceyi izlemiş, 
ıssız yollar geçmiş, 
rüzgarı hissetmiş en çok bulutları sevmişim. 
Hani atım orada takılı kalmış ya ondandır dedim içimden, duydunuz buna eminim...


Her saniye 3cm3 hava stratosferden uzaya kaçar, 
uykumuz kaçar, 
atımız kaçar, 
keyfimiz kaçar, 
topumuz kaçar, 
büyürüz. 

#canımat #canımuyku #canımtop #canımben #canımdünya #elcingoren #mutlugeceler

Apollon lirini de getirmişti...



Arthur Schopenhauer Toplu Eserler serisinin 'Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine' kitabında, Apollon'un Daphne'nin aşkıyla ormanda lir çalıp sevmekten delirdiği günlerin anısı olan 'Defne tacı'ndan bahsediyor. 
Ama size önce efsaneyi hatırlatmak isterim. 
Hikaye Apollon'un Eros ve onun meşhur okuyla dalga geçmesiyle başlıyor. 
İntikam almak isteyen Eros, okunun bir ucuna aşk diğerine nefret sürüyor. 
Efsaneye göre Daphne malum ucun verdiği yetkiye dayanarak Apollon'dan ve onun aşkından nefret ediyor, korkuyor ve kaçtıkça kaçıyordu. 
Artık sabrı kalmayan Apollan bir gün lirini fırlatıp Daphne'ye koşmuştu... 
Daphne bu aşkı asla istemiyordu bu nedenle de sarılış sırasında kalp atışlarının halâ hissedildiği bir anda Defne ağacına dönüştü... 
Apollon yapraklarından bir tac yapıp hep Daphnesiyle dolaştı, neticede Daphne onun aşkıydı. Canını yakan Eros'un okuydu, Eros'un inadı, Eros'un kini... 

Kusuru sevdiğinden ayırdı Apollon, Erosla dalga geçen kendisiydi, suçunu kabullendi... 
Artık 'defne tacı' kahramanların tacıydı. 
İçinde bir yerde adil, samimi, sevgi dolu bir yön yakalayanların tacı ve kusuru kendinde arayanların... 

Schopenhauer kitabında bu tacdan şöyle bahsedecekti; 
''Her nerede bir defne tacı görürseniz bilin ki 'Bahtiyarlıktan' çok kederin işaretidir bu.'' 
Benim Pazar günüm bu tacın yanında geçti, Apollon lirini de getirmişti 📇🎈 


#elcingoren #myhome #mywriting #elcingorenfelsefesinegiriş #kitap #today #rightnow #mutlupazarlar

İçinden şu kadar say...



Hayatın bütününü sanata çevirmeye uğraşan bir sanatçının, hem evrensel despot, hem evrensel bir dâhi, yani bir kişide toplanmış Newton, Göte, İskender olması gerekir. 
Size, "Hayat sanatı, bir tarih, bir olay değil, bir emel, bir öngörüştür diyen Irwin Edman imzalı kitapla, Nesne, Göz ve Plastik Sanatlar - Ses, Kulak ve Müzisyen" gibi başlıklar altında toplanmış yazıların içinde yuvarlanmaktan geliyorum. 
Niçin böyle anları diğer zamanlardan daha istekli ağırladığımı biliyorum... 
Beni bir sarmal gibi içine alan geceyi ve ışıklarını yanımda başkaları varken izlediğimde gülümseyişim bu bilmekten gelir hep, söylemem... 
Sabah olduğunda dalgalar götürmesin diye bağladığım bir sandal gibi kalsın bu masa. 
Bana şimdiyi hatırlatsın. 
Gece -İçinden şu kadar say geri geleceğim! desin. Gelsin.

#irwinedman #batıklasikleri #sanatveinsan #elcingoren #kitap #tonight #rightnow #lounge #istanbul #music #yazı #myhome #mutlugeceler



Erenköy...



Birinin çıkıp -Hadi gel seni çocukluğuna götüreyim! demesini isterdim. 
O birinin -Boyunun uzadığı sokaklara gideceğiz, tarif et demesini... 
Yolun ortasında ders zili çalınca karnıma giren ağrıya dokunur gibi -Geldik mi diye sormasını isterdim. 
Okulun önünde çift sıra olduğumuzda uzanıp yediğim çitlembikleri görmesini bu o ağaç mı diye bakmasını, başımla onayladığımda gülümsemesini... 
Babamın kara kaplı defterini konuştuğumuz sırada (kara ama çok neşeli defterdi) zil çalınca belimizden uzun olmayan çocukları kendi etrafında dönüp incelerken 
-Ah güzelim bak sen de bu kadardın demeye getiren baş eğişini yakalamak isterdim. 
Belki de insan böyle sevilmek istiyordur. Göster bakalım yola nereden çıktın?
İlk kalp ağrın neydi, neyin eksikti? 
Tut elimi tut ki tamamlayalım şimdi! 
Bu çitlembik mi bu taş mı bu yol mu bu cadde mi bu ev mi senin başlangıcın? Çantanı bana ver, ayakkabılarını çıkar koşalım! 
Gözünü nerede açtıysan oraya gidelim. Gözünü bende açacakmışsın gibi yol boyu şarkılar söyleyelim... Doğduğun hastanenin penceresine bakalım. Akşamı bekleyelim ve o cama beraber yansıyalım |Ben birine gitmiştim ama o çocukluğu sevmemiş dönmüştüm geri, böyle de olabiliyor yani, olsun| 

Kendi adıma bu yolculuğu istedim ama beklemedim, çocukluğumun yolundan her fırsatta geçtim. 
O benim yolumdu. Benim ağaçlarımdı onlar. Ne var ne yok benimdi! Geçen hafta geçmişimin sokağında yürürken bu atkestanesi önüme düştü. 
Eve getirdim. Sokaklar değişiyor, bazı apartmanların önünden gözlerimi kapatıp geçtim. 
İçime sinmez başka türlü sevilmek, eve dönerken mirkelâmın peşine takılıp, bas bas şarkımı söyledim, yine geçecek yine söyleyeceğim. 
Bu serüveni böyle bir öykünün eline vereceğim. 
Sinmez çünkü. 

#mirkelâm #erenköy #elcingoren #27ocak2016 #tonight #love #istanbul #yazı #çocukluğunuzasevgiler #öperim

11 Şubat 2016 Perşembe

Korkarım!


Merhemi varken sürmeyenden korkarım.
Merhemi kendi var etti diye gerinenden, şifayı kendinden bilenden korkarım.
Feneri varken yakmayandan, lafı dolandırıp oyalayandan, miras malı üstünden nemalanıp yetime/öksüze hakkını koklatmayandan korkarım. 
Şeytana pabucunu ters giydirenden, altta kalanın canı çıksın diyenden, merdiveni varken dayamayandan, suyu varken serpmeyen, her varı sırtının berisinde saklayandan korkarım.

Umudumu onların arasında sen eksik etme.
Umudum bindiğim attır, geçeceğim ömür çölünün inancıdır, çekirgelerin bastığı düzlükte tatlı su akarıdır.
Beni umudumun atından silkeleme Yâ Rab!

Hak yiyenden, ben zenginim 'benim kanım seninkinden şirin' diyenden korkarım! 

Yoksa tahta parçası yokun, kömürlüğü ağzına kadar dolu olandan, iki parmak çırasını dahi saklayandan korkarım.
Fırsatı varken ısıtmadığı her dakikadan, vekil kılınmışken gülümsetmediği her candan sorumludur, düşünüşü sıçrar diye korkarım.
Bir lokma ekmek için koşturanın ensesinde bitip gülenden, senin halin beter lakin benim rahatım beyde yok diyenden korkarım.

Tesellisi varken ses etmeyenden, kara günde kapıdan geçmeyip varlıkta eşik eskitenden korkarım.

Kara gün herkes içindir, bilmeyenden korkarım!
Bütün varı senin verdiğin sağlığı bir lahzada almana kurbandır, koşullar ne olursa olsun otuz iki dişimden biri bile ağrımıyor hamd olsun, demeyenden korkarım!

Duyarlılığını çürütenden, suçunu bilmeyenden, hep bana lüp bana diyerek gezinenden korkarım!

Akraba değil el olsa daha hayırlı olandan, akreplikte sınır tanımayandan korkarım. 
Gördüğümü söyleyince kabaran inattan, saf tutmayan rengi olmayandan, acı senin acın bana değmez diyen akıldan sen koru Yâ Rab!

Başkasının eşine el uzatandan, bunu arsız bir hevese dayandırandan korkarım. 

Kendini iyi belletip kötülüğün her hanesini doldurandan, yolu bataklığa çıkarken peşimden gel diye tutturandan korkarım.

Yarı yoldan dönenden, 
buraya kadar zor bile geldim diyenden, 
hem gönlü hem ümidi incitenden korkarım.

Ey, evrenlerin evrenler içinde düzenini her halimize rağmen bir an bile saptırmayan;  

Razıyım razı olmasına da;
Sen umudumu eksik etme.
Umudum, bindiğim attır, 
geçeceğim ömür çölünün inancıdır, 
çekirgelerin bastığı düzlükte tatlı su akarıdır.
Beni umudumun atından silkeleme Yâ Rab!

11Şubat2016 03:20/ elçin gören/istanbul


17 Ocak 2016 Pazar

Reflex gibi

Sonsuza kadar böyle kalırmış gibi geliyor... Bu fincanı buraya bıraksam, pencereyi aralasam, ışıkları kapatmasam... Geçen gün geyiğimin boynuzu kırılmıştı sonsuza kadar öyle kalacakmış gibi baktı.-Boynuzumdan çivileme düşürdün beni heyhat! dedi. Büyük büyük dedesi ejderhaymış gibi bakıp öyle söyledi; Sonsuza kad... Az önce Alain de Botton imzalı bir roman bitirdim. Şimdi yastığımın yanına koyup uyusam -Elçin bu aramızda mı yatacak? Diye sorardın belki. Gece kıpırtılı uykunun arasında, kitabın köşesi sırtına-karnına batacak olsa, 'Benim delinin kitapla uyuma inatçılığı volll 4765' diye söylenir miydin? Nergis bahçelerinden söz ediyordu Botton, uykunun arasında koluna dokunup sorsam -Nergis nasıl bir çiçekti? yataktan cin gibi doğrulup hayali sunum dosyanı koltuğunun altından çekip, gülümseyerek Nergis: Soğanlı bir süs bitkisi... Narcissus diye bir göl, yok göle yansıması düşen bir adam... Diye başlayıp sabahı sabah eder miydin? Bu geceyarısı sunumun için seni uyandırıp kendim uyuyakalırsam Alan Rickman gibi yıldızlara, ışığa, çok sevdiğin göğe uzanır gibi yapıp; İyi ki buradayım, yanında! hissedişiyle yorganı üzerimize çeker miydin? Geyiğimin boynuzuna silikon tabancası lazımmış, Pazartesi şirkete götürüp halleder miydin? Bugün adını hiç anmadım, oysa sen bilmedin, hiç söylemedim adını severdim... Kahvaltıda gazete sayfalarını değiştirirken bana hiç bakmadan omzuma sessiz öpücük kondurduğunu hayal ettim. Sahi her sayfada bir kez eğilip öper miydin? Sanki olağan bir şeymiş gibi, reflex gibi, hep olduğu gibi, hep olacağı gibi, sonsuzluktan sekiyor gibi ama değil ... #elcingoren #kitaptanseçmeler #meraklısına #yakında #aloha #elcingorenfelsefesinegiriş #17ocak2016 #mywriting

3 Kasım 2015 Salı

Evet



Dünyanın halatını belime bağlayıp gezeceğim.
Başımdan aşağı şampanya dökeceğim, saçlarım kuruyunca cebime bir avuç karınca atacağım. Karınca Tanrı'nın cep benim.
Karıncalar var diye uyurken ayakta duracağım, uyku da benim.
Boynuma bir romandan fırlamış lavanta kolye takacağım.
Bütün yolların elini denize vereceğim.
İsmini yazacağım o adamın bileğime. İsmi güzel diye değil ama.
Bi' gün kalbim atmam derse benimle bulutta yürüsün diye.
İsmini öpeceğim, isminden bi' harf çekiştirip kenarını kemireceğim.
Kahve yapacağım o ilk harfe, çok önce bi' gece yarısı -Yaz beni! diyen şarkılı sesinden asılıp dudaklarına uzatacağım.
-Yazdım, soğumadan içecek misin? diyeceğim.
Köprüleri yıkmaktan, gemileri yakmaktan çekinmeyenlerin birliğini kuracağım. 
Gece yaşayanların İmpratorluğunda tep tep tepineceğim. 
Kimse için tehdit oluşturmayan bir hayat yaşadım. Yaşıyorum hala. 
Bu yerkürede bir tek canlı yoktur ki ben varım diye, bugün de nefes aldım, asansöre bindim markete gittim sırf yaşıyorum diye günü kararsın. Var böyleleri onlar ki yaşarken başkalarına kök söktüren, şeytanın pabucunu illa ki ters giydiren. Ben onlardan olmadım, olmayacağım.
Giderken dünyanın halatını, o adamın dudağını belime dolayacağım.
Adını da bileğime kazıyacağım, gitmeden hepsini yapacağım.


elçin gören  3Aralık2015 İstanbul

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bi' gün yine Balzac ile...


Honoré de Balzac'ın oyununu okuyan bir üniversite profesörü Balzac'ın annesine oğlunun edebiyat dışında bir kariyer edinmesini söylemişti. Yaşamı boyunca yaklaşık on bir bin sayfayı bulan 85'i tamamlanmış, 50'si taslak halinde eser üreten ve romanın 'Shakespeare'i sayılan Balzac'ın bir kulağından giren eleştiriler diğerinden çıkmıştı. Kendine bir proje gibi bakan Fransız yazar, 'Honore Balssa' adıyla dünyaya gelmiş ve soyadını değiştirip insanları soylu olduğuna inandırabilmek için kulağa aristokrat gelen ''de'' sözünü ekletmişti. 

Size bu satırları yaşam boyu kendisini bir asilzade gibi konumlandıran Balzac'ın gençlik yıllarındaki evinden yazıyorum. Isıtmasız, mobilyasız, derme çatma bir ev burası.
Ama yazar kendi dekorasyonunu kendi yaratmış!
Boş duvarlara burada görmek istediği şeyleri yazmış. Bir yere 'gül ağacından çekmeceli şifonyer', başka bir yere 'Venedik aynası ve duvar halısı' yazmış. Boş duran şu şöminenin üstüne ise, ' Raphael tablosu' diye eklemiş. 
Paris'teki bu bakımsız ev kentin en tehlikeli yerlerinden birinde bir binanın çatı katı. Yazar o kadar yoksul ki akşam yemekleri çoğu zaman bir bardak suya bandırılmış bayat ekmekten ibaret. Ah! 

Size bu satırları gül ağacından yapılmış çekmeceli şifonyerin yanındaki yataktan yazıyorum. Çok sayıdaki sevgilisiyle beraber olduğu zamanlarda sevişip koklaşan ancak boşalma noktasına geldiğinde duran Balzac, vücudun 'kıymetli maddesi' dediği 'sperm'i kazayla dışarı çıktığında 'Bu sabah bir roman kaybettim' dermiş. Bu yatak derhal kütüphaneye gidiyor! diye ortalığı inletmekle yastığa uzanıp koklaya koklaya okumak/uyumak arasında gidip geliyorum. 

Size bu satırları Venedik aynasının olduğu duvarın dibinden yazıyorum. Aynaların hafızası olduğunu düşünmeden edemiyorum. Duvar halısının motifinde parmağımı gezdirip diğer elimle aynaya selam veriyorum. Ayna selamımı almış gibi eğilip görüntümü büküyor. Belki de böyle bir şey olmuyor. Olmadığını kanıtlayabilecek kimse olmadığına göre işi biraz daha ilerletip aynanın etrafımda dönmeye başladığını ve bana hawaii kızlarının boyunlarındaki çiçek kolyeden taktığını söyleyebilirim. 
Taktı zaten.

Size bu satırları şöminenin üzerindeki Raphael tablosunun önünden yazıyorum. Buraya da Vadideki Zambağı kopartıp Henriette'le Felix'in önüne atıp gelmiştim, olan biteni Raphael'e anlatıyorum. Cebinden fırça çıkarıp açık pencereye yöneliyor ucuna beyaz alıyor, hiçbir yere sürmüyor. Fırçasının ucunda renk olmayınca huzursuzlanıyormuş öyle diyor. Hep delilerin beni bulması da ne oluyor?

Balzac'ın sağ el küçük parmağındaki yüzük dikkatimi çekiyor. Yakından bakmak için elini uzatmasını istiyorum;
-Raphael gitsin gösteririm ben şöminenin üzerinde tablosu olsun istemiştim Elçin, sen peşine Raphael'i takıp getirmişsin tablosu dursun o gitsin diyor.
Ya hu koskoca Raphael'e sen git tablon kalsın denir mi Balzac, hayatta demem diyorum.
Elini cebine sokup;
- O zaman yüzüğüme bakamazsın elimi cebimden çıkarsam bile yüzüğü yutar yine sana göstermem diyor.
-Niye hep inadının atıyla gezenlerin peşine düştüğümü anlamıyorum diyorum.
O da;
-Benim atım yok ve Raphael halâ evimde diye söylenerek diğer odaya geçiyor.

1799'un Mayıs ayında doğan Fransız yazar birazdan bir oturuşta bir düzine pirzola, bir ördek, bir dil balığı, iki keklik, yüzden fazla istiridye ve on iki armut yiyecek. Ben ısmarlayacağım.

Yemek bittiğinde elimizde kiraz likörleriyle caddede yürürken 'Ümitle sallanırsak rahat uyuruz' diyecek Balzac.
Sallanmak filan 'Aman Allah muhafaza' Balzac'cığım diyeceğim. Beni evime Tesla'nın dikdörtgen aracı bırakacak. 

Görüşürüz, öperim. 

elçingören
29.Agu.2015



JOKER...


Henry Miller ünlü kitabı İnsomnia'nın ilk satırlarında 'Ama bir yerlerde söylediğim gibi, insan kalbi kırılmazdır. Kırıldığını tasarlarsın yalnızca. Asıl tepelenen ruhtur' diyor. 
Miller'ın 1960'da genç bir Japon kızına aşık olduğu yıllarda kaleme aldığı İnsomnia'sının ilerleyen sayfalarına geçmeden üzüm yıkadım, pencereyi açtım, radyoda Blunt söylüyordu onunla beraber mırıldandım. 
Birdenbire başımdan şerif şapkam uçtu, şarkısı beni bir yaz gününün ortasına/ Lefkoşa ara bölgedeki savaştan kalma köye/ götürdü, yakamı zor kurtardım. 
Üzüm iyi oluyor yazın. Yaz, üzümün lâfı "Beni şimdi ye, kışa şarap olacağım, içime karanfil ve tarçın da atarsın ama çiğneyemezsin" demeye getirdiği bir mevsim... 

Henry Miller odamın kapısını diziyle itip içeri girdi. Kitabının 30.sayfasını yüksek sesle okumaya başladı 'Beynini kemiren kurttan kurtulamadığında karanlıkta vals yapmayı dene. Ya da seyyar merdiveni alıp tavana onun adını kabartma harflerle yaz. Sonra yatağa yatıp ellerini kafanın altında kavuştur ve onun bütün kusurlarına karşı kör-sağır olduğuna inan... Ona söylemiş olabileceğin güzel sözleri anımsa ve nakarat gibi tekrarla. Ortaya bir joker at, örneğin -"Bana hep sevgilim dediğin için teşekkür ederim"... Bambu ormanında kaybolabilirsin. Ama yıldızları her zaman görebilirsin' 

Söyleyeceklerinin bittiğini anlatan çekik gözlerine uzun uzun bakıp beyaz derin tabaktaki üzümleri uzattım. Kışı bekleyeceğim dedi. Rüzgar uçan şapkamı geri getirmedi. 
Şapkam yok diye göğsümdeki yıldızı sökecek değillerdi! 
Miller'a -joker fikri güzeldi! dedim. 
Diziyle açtığı kapıdan öpücük atıp çıktı. 

elcingoren
28agu2015 
#henrymilller #insomnia #thankyoumiller #elcingoren 

27 Ağustos 2015 Perşembe

Hipo hipo Talamus



#popularscienceturkey 'de gözlerimizi kapatıp sağ işaret parmağımızla sol dirseğimize dokunduğumuzda/ bunu başardığımızda, elimizi görmediğimiz halde 'uzaydaki konumunu algılayabildiğimiz' yazıyor. Bugün neredeyse tüm günü, köşesini güneşin parlattığı dergilerle geçirdim. Başlığında 'dönemeç' olan bir yazının içinde yol da vardır dedim. Varmış. 
Yalnız, bazen o yol önce omuriliğe, oradan da talamus'a gidiyor serebral korteks tarafından algılanınca işler biraz değişiyormuş. 'Acı hissi' olası bir doku hasarına karşı uyarı olarak üretilen sinyaller nedeniyle oluşan bir SOS mekanizmasıymış. 
Aylar önce bir yerde 7 yaşındaki bir kızın 'ağrı/acı duyusu olmadığını' okumuştum. Bunu fark eden kız bir sabah sınıftaki arkadaşlarından karnına tekmeler atmasını istemişti. 
Hiç ağrı yoktu evet... Ancak küçük kız bir saat sonra iç kanama geçirmişti. Profesör notunda şöyle diyordu; "Ağrı/acı duyusu hayat kurtarmak için bırakılmış bir çan gibi içimizde bir yerde durmalı" Uzaydaki konumumuzu görmesek bile bilinçaltımız bilgiyi bize aktarabiliyor, ağrı/acı yokken onun çanlarını duyabilmemiz mucize ama asla tesadüf olmayan türden. Yıldız tozunun bulaştığı atomumuz/bedenimiz, galaksinin gözdesi mi bilmiyoruz ama, bu kadar özenle yaratılmışsak en az bir sağlam nedeni var; Saf sevgi. 

#elcingoren #mywrite #yazı #9temmuz2015 #cosmos #istanbul #turkey #popularscienceturkiye

Dekoru sağlam bırakalım Efeler!


Yatağın yanındaki kaloriferin üzerine bıraktığım Turgut Uyar kitabında kaldı sözcükler: "Sevmemek tozlu ıslak halılara uzanmak gibi" Çocuktum, üzerine yata yata çözdüğü bulmacadan başını kaldırıp, 'İnsanın illâ tartılacaksa dengiyle tartılmasını söylemişti Anneannem' Artık kime /neye içerlediyse, o yaz sabahında, küpe çiçeğinin yanından bakıp benim üzerimden sektirmişti cümleyi. 

O zamanlar bmx bisikletimle mahallenin erkek çocuklarına toz attırıyor, caddebostan sahilde patenle uçuş provaları yapıyordum. Ne dengimi, ne tartılmayı biliyordum. Aklıma ilk gelen böyle gizemli cümlelerin peşine düşmemekti. 
Anneannemden domates peynir ekmek istedim, Varyemez dedi, Etiyopya'lı dedi, dedi ama verdi. 
Yıllar geçti... O cümlenin gizemi dağıldı. 
Toslaya toslaya dağıttım onu ben. Anladım... 
Patenin üzerine çıktığım ilk gün, en kötü popo üstü/en kötü diz üstü/ en kötü kafa üstü düşüşlerim gerçekleştiği için bir daha hiç acı çekmemiştim. 
O ilk günden sonra öyle sağlam bir düşüşüm de olmamıştı. Nihayetinde istihkak tamamlanmış sayılırdı! Patenle, patensiz, yol yerine havaya bakarken, okul çantamla at kestaneli yoldan eve koşarken düştüm. 
Ufak tefekti düşüşler ama dizlerim halâ ay yüzeyi gibidir... 
Sen hiç benim dizlerime bakmış mıydın? 
Beni illâ tartacaksan, dengimle tartmış mıydın? 
Bir su kuyusu gibi açılmıştı bana bağrın, sor bakalım kanmış mıydım? 
Siyah, derin, badem gibi yarı açılmış gözlerini çevir hayata, bir daha da kimsenin gözünün içine baka baka uzanma tozlu ıslak halılara. 

#elcingoren #yazı #roller #mywrite #turgutuyar #gogebakmaduragı #trumanshow #dekorusaglambırakalımefeler #8temmuz2015 #03:20 #istanbul

Açıklanmaz olan...


Otel odasında ölmek üzereyken;
Ya bu duvar kağıtları gider ya da ben! diyen İrlanda’lı Oscar Wilde'a 
Paris’te son karşılaşmamızda Padua Düşesi’ni sormuştum.
Anlatmamıştı.Yine de, hüzünle silktiği omzu ve Düşes’i hatırladığında gözlerinden okunan ızdırap ‘Aşk uğruna günaha girenleri’ bağışlatıyordu.
Oscar’ı bir daha göremedim.
Sir Jacob Epstein ona ‘üzerinde erkek melekler olan mezar taşı’ yaptı.Okurlarının öpücük izleriyle kaplı bir mezar taşı var Wilde’ın.
Bir de inadı! Az önce Frank Sinatra’yı gördüm, şarkı söylüyordu. Oscar’a takılı aklımı bırakıp sokağa çıktım.
Hem onun ‘öpücüklü mezar taşı’ vardı. Bir süre bensiz idare edebilirdi. Aklımı evde bıraktığım zamanlar da olurdu/ Aklımı gemide/ Aşk’ta/ Bir filmin sonunda/ Cola Cola pipetinde bile bıraktığım oldu, oluyor halâ. Sinatra’ya yürüdüm, yetiştim… Onu yolundan edip kestaneli/karadutlu dondurma yemeye götürdüm.
Üzerine bıçakla ‘AL CAPONE’ ismi kazınmış bir banka oturup gemilerin uzun ışıklı kuyruklarında dans eden âşıklar aradık.
Ama yoktu. Chicago’yu mesken tutmuş ünlü Napoli’li gangster’in adının üzerinde oturup neden aşk aradığımızı açıklayamadık.
Külahın dibini ve ona uzanan kestane parçalarını aynı anda çiğneyip gülümsedik. Açıklanmaz olanı yaşama bıraktık. Aklımız kaldı o ayrı. Küçük bir arabamız olsa sabah erkenden yola çıkar aklımızı alırdık. O da olmadı. 
Not; Kartvizitinde ‘kullanılmış mobilya satıcısı yazan Al Capone, Chicago Polis Teşkilatı’nın "tamamını" ve politikacıların büyük bölümünü maaşa bağlamayı başarmış, bu sayede uzun süre suçlarını örtbas edebilmiştir/ Buna rağmen ‘İğne korkusu’ yüzünden tahlil yaptıramamış ve metresinden bulaşan Frengi hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 

#elcingoren #yazı #alcapone #sinatra #me #oscarwilde #car #cloud #summer #love

Açamam Elçin açamam!



Sigmund Freud, yaşamı boyunca ısrarla, hiç kimsenin gözlemlemediği kadar insanları gözlemlemiş ve son günlerindeyken bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle demişti; 'İnsanlar yalansız yaşayamıyor' ... 
Uzaklardayım. 
Son günlerde hep başka bir uzağa atıyorum aklımı. 
Aklım bana oyunlar oynamasın o birkaç kelimeyi tekrar edip ruhumu boydan boya çizmesin diye gürültü çıkarıyorum. 
Pata küte girişiyorum yaşamın davullarına. Zile basıyorum. Açamam Elçin diyor! Açamam! Yankılandıkça bir yanardağın ağzına dönüşüyor sesler, lav gelmeden buharı örsümü eritiyor. 
Zile bir daha basıyorum.'Açamam Elçin. Açamam' ... 

Bütün çok büyük; sen sadece atomik bir parçasın diyen kitabı yeni kapattım. Freud'u andım. Belki arkadaşı olsam bana başka şeyler de yazardı dedim. Ne yazık ki arkadaşı değildim. 
Freud'a selam yollayıp başımı hayata yasladım. 
Daha gerçek, daha sağlam beni özüme daha çok yaklaştıracak şey belki burada, tam yanımdaydı. Buz nerede diye sordum. Buz burada ama sen neredesin? Dedi. Sahi ben neredeydim? Soruya bakılırsa buralarda bir yerde değildim. 
Taaaa uzaklardaki üç katlı bir babil kulesinin küçük balkonuna, nasa yapımı dürbünle bakıyordum. Dut ağacını görüyordum. Şimdi salona portakal gibi bir güneş düşmüştür diyordum. 
İşte tam o an kitabı yeniden açıyor rastgele bir sayfa seçiyordum; "Ama unutma, sahtelik bir şey kazandırmaz; kazandırırmış gibi görünür, ama kazandırmaz. Sadece gerçek kazandırır ve başlangıçta kazandıracakmış gibi görünmez" diyordu. 
Buna göre en azından ben, sahicilerin filikasındaydım. Dürbünü bükemiyordum, aklımı yenemiyordum, kendime gelemiyordum. Yine başlıyordu o ses; Açamam Elçin. Açamam. Filikaya sırtımı yaslıyordum. Yine ağrıyordu o yer ve ben oradan su alıyordum. 

#elcingoren #yazı#freud #osho #yakınlık #mywrite #today#5temmuz2015